Ankara bilişimin de başkenti oldu

Ankara bilişimin de başkenti oldu

ODTÜ Teknokent'te faaliyet gösteren bilişim şirketi ANKAREF'in Genel Müdürü Erhan Binici, ürünlerinin dış pazarda büyük ilgi gördüğünü ve başkente değer katan bir firma haline geldiklerini söyledi

Türkiye'nin önde gelen bilişim firmalarından ANKAREF'in Genel Müdürü Erhan Binici, Türkiye'de Ar-Ge ve inovasyon faaliyetleri her geçen gün daha da yaygınlaştığını belirterek, başkent Ankara'nın bu dönüşümde özellikle bilişim sektörüne yaptığı ev sahipliği ile de Anadolu'nun yükselen yıldızı olmaya devam ettiğini vurguladı.

Ankara, özellikle son yıllarda bilişim sektöründe adını sıkça duyuran bir şehir oldu. Başkentin bilişim sektöründe öne çıkmasını neye bağlıyorsunuz?
Ankara, çok uzun yıllar sadece başkent olan ve bunun dışında herhangi bir özelliği olmayan sıradan bir Anadolu şehri olarak kaldı. Özellikle 90'lı yılların sonu ile 2000'lerin ilk yıllarında hemen her alanda üzerindeki tozu atan, cazibe merkezi olma yolunda adımlar atan bir Ankara gördük. O dönemin ardından Ankara inşaattan sanayiye, sağlıktan bilişime kadar çok farklı sektörlerde lider konuma yükseldi. Bilişimin yanı sıra savunma, havacılık ve medikal gibi ekonominin önemli sektörlerini besleyip büyüten, Ar-Ge ve inovasyonda lider konuma gelen bir kent oldu Ankara. Bizim ısrarla üzerinde durduğumuz konulardan biri de Ankara'nın Ar-Ge faaliyetleri konusundaki iştahı. Bilişim sektöründe son 5 yılda yapılan Ar-Ge projelerinin 4'te 1'i Ankara'dan çıkıyor. Bu çok önemli. Ankara, bünyesindeki 20 üniversitede yaklaşık 200 bin öğrenci, 18 bine yakın öğretim elemanı ile sadece bilişim sektörünün değil, ülkemizin de nitelikli iş gücü ihtiyacının karşılanmasında çok önemli görevler üstlenen bir başkent kimliğine de kavuştu. Bu ve benzer avantajları birlikte değerlendirdiğimizde Ankara'nın bilişimin de başkenti olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

ANKAREF, ODTÜ Teknokent'in parlayan yıldızlarından biri. Özellikle son yıllarda sıkça duyduğumuz Nesnelerin İnterneti (IoT) teknolojisi ile uzun yıllar önce yola çıkmış bir firmasınız. Yola çıkış hikayenizden kısaca bahsedebilir misiniz?
ANKAREF'i yaklaşık 8 yıl önce dünyada konuşulmaya başlayan ama Türkiye'de o dönemde çok da fazla gündemde olmayan 'Nesnelerin Interneti' olarak adlandırılan IOT (Internet of Things) pazarına ürün ve çözüm üretmek üzere kurduk. Amacımız, hem IOT hem de makineler arası iletişim olarak adlandırılan M2M pazarlarına, inovasyon ve Ar-Ge çalışmalarımızla katma değerli ürün ve çözümler hazırlayarak hem ülkemizde hem de uluslararası pazarda söz sahibi olabilmek. İki kişi ile başladığımız yolda, MFZ Grup'un vizyonu ve inancı ile gücümüzü daha da artırarak, 60 kişilik ekibimizle büyük bir aile olduk. Son üç yıldır Türkiye'nin en hızlı büyüyen firmaları listesinde olmayı, bu büyük ailenin birlikte ne kadar güzel işlere imza atacağının önemli bir işareti olarak görüyoruz.

Peki, Ankaref ne yapıyor?
Her şeyden önce ANKAREF ülkemiz için katma değer üretiyor. Yazılım ve belli donanımların birbirleri ile çalışmasını sağlayacak modelleri hayata geçiriyoruz. Kendimize en çok IoT ve M2M (Makinelerarası iletişim) pazarında güveniyoruz. Akıllı depolama sistemleri, akıllı raflar, akıllı aynalar, otomatik kitap makineleri, otomatik satış makineleri, akıllı bina çözümleri ve benzeri çok sayıda çalışmayı da hayata geçirdik, geçiriyoruz. Bu konuda hem yurtiçinde hem de yurtdışında iş ortaklarımız ile yeni çalışmalar yapıyoruz. Ayrıca, Türkiye'de kütüphanelerde bulunan kitapların neredeyse yüzde 75'inin tamamının çiplerle takibini yapıyor, bu süreçleri yönetecek donanımların geliştirilmesini yürütüyoruz.

Türkiye'nin en önemli hedeflerinden biri de 2023 yılında ulaşmak istediği 500 milyar dolarlık bir ihracat hacmi. Sizce bu mümkün mü? Bu hedefe ulaşmanın yol haritası nasıl olmalı?
Bu hedefe ulaşmanın yolu teknokentlerde yatıyor. 500 milyar dolar, Türkiye'nin mevcut ihracat yapan firmalarını geliştirerek değil ihracatı olmayan ama ihracat potansiyeli olan firmaları geliştirerek sağlanabilecek bir rakam. Yani, yeni ihracatçılar lazım. Al-sat diye adlandırılan ticaret modeli yerine toplum olarak üretimi benimsememiz gerekiyor. Alanında uzmanlaşan firmalara ihtiyacımız var. Türkiye'de kimi zaman kamu kurumunda yabancıların hala üstte tutulabildiğine şahit oluyoruz. Bu kamunun bir hatası değil. Bu bir öz güven konusu. Kütüphane sektörüne girerken, bizim ilk aldığımız tepki şuydu: "Türk firması bu işi yapamaz." Ama şimdi herkes 'yabancılardan çok daha iyi iş yapıyorsunuz' diyor.

Yola çıkarken belirlediğiniz hedeflerle bugün geldiğiniz noktayı değerlendirmenizi istesek neler söylersiniz?
ANKAREF, sekiz yıldan bu yana iyi bir tempo yakaladı. Sekiz yıl sonrası için de hedefimiz belli. Önümüzdeki dönemde beşten fazla ülkede ofisimiz olabilir. Bu çok zor değil. Biz, Mısır'da da şubemizi açtık. Eğer Ortadoğu'da problemler yaşanmasaydı Suudi Arabistan'a da açardık, Dubai'ye de Ürdün'e de. Büyümek için en önemli kriter insan kaynağı. Türkiye'de en zor konulardan biri kalifiye eleman sıkıntısı. ANKAREF'te bir kuralımız var, herkes yaptığı çalışmayı kendi kariyeri için yapıyor. Biz, başarının gideceğimiz yerde değil, yürüdüğümüz yolda olduğuna inanıyoruz.