Doğum sonrası işe dönüş sürecinde sizi neler bekliyor?

Doğum sonrası işe dönüş sürecinde sizi neler bekliyor?

Yasal olarak doğum izni bitip işe dönme hazırlığı yapan anneler; suçluluk duygusu, bakıcı sorunu gibi pek çok sorunla baş etmek zorunda kalıyor. Doğum sonrası işe dönüşünüzü önceden planlayıp organize ederseniz, bu geçiş sürecini çok daha rahat atlatabilirsiniz…

  • Aile ve İlişkiler
  • Salı 08.08.2017 11:10

Doğum sevincini yaşayan yeni anne, günler geçtikçe bebeğine iyice alışmaya ve onunla yakın iletişim kurmaya başlar. Bu tatlı heyecanla da zamanın nasıl bu kadar hızlı geçtiğini ve işe dönüş vaktinin gelip çattığını anlayamaz. Tabii işe dönüşle birlikte kafasında "Bebeğime kim bakacak? Çocuğumla ilgilenebilecek miyim? Bakıcı nasıl biri?" gibi pek çok düşünce oluşur. Bu da işe adaptasyon sürecini olumsuz yönde etkiler. İşte, PSİ Çocuk ve Aile Merkezi Klinik Psikolog Şebnem Orhan'ın işe başlama döneminde yaşayabileceğiniz sıkıntıları rahat bir şekilde atlatmanız ve bebeğinizle nasıl kaliteli vakit geçirebileceğinize yönelik verdiği bilgiler…

Çalışan kadın profili artıyor

Değişen dünya şartlarıyla birlikte bireylerin yaşamdan ve kendilerinden beklentileri, ihtiyaçları, ilgileri ve yatırımları da değişiyor. Başta ekonomik sebepler olmak üzere, ilgi ve eğitimleri doğrultusunda kadınların iş yaşamında artan oranda yer aldığı görülüyor. Bu durum, henüz anne olmuş bir kadının, çoğunlukla kendi annesinden gördüğü, içselleştirdiği farklı bir annelik modeline geçmesini sağlıyor. Kendi büyüme evresinde annesi tarafından yetiştirilen bir anne, kendi bebeğinin bakımı ve büyüme sürecinde, aynı zamanı ayırma imkanını bulamazsa karışık duygular ve düşünceler yaşıyor.

Anne-bebek ilişkisi doğumla birlikte başlar

Birçok çalışan anne adayı izin hakkını (özel durumlar dışında) doğuma yakın alır. Bunun içgüdüsel ve zihinsel olarak anlamlı bir dayanağı var o da; bebeğiyle mümkün olduğunca daha fazla vakit geçirmek. Anne, doğum sonrası bebeğini beslemek, rahatlatmak, sağlıklı bir şekilde büyütmek, tanımak ve bir ilişki kurmak ihtiyacı içindedir. Aynı şekilde bebeğin doğumdan itibaren kendisini ilişkiye hazır hissettiği en yakın kişi annesidir.

Onun kokusu, sütü, kucağı, sesi kendisine tanıdıktır, dış dünyaya alışması ve güvenebilmesi için en temel dayanağı oluşturur. Anne ve bebeğin arasındaki ilişki, dünyada sadece ikisinin var olduğu ve başkaları yokmuşcasına yaşanan karşılıklı bir tür delilik halidir. Annenin gözü bebekten başkasını görmez, bebeğinki de anneden başkasını. Anne ve bebek ayrı ayrı değil, "anne-bebek çifti" olarak görülür. Anne kendini bebeğini tanımaya, anlamaya ve rahatlatmaya adar. Bebeği uyurken uyur, yemeğini yer, sütünün çoğalması ya da bebeğinin gazı olmaması için beslenmesine özen gösterir. Konuşulan konuları takip etmekte, yapılan esprileri anlamakta zorluk çeker. Sanki başka bir dünyada yaşar gibidir, aklı hep bebeğindedir.

İş hayatında her sabah düzenli olarak aynı saatte kalkan, evden çıkış ve geliş saatleri önceden belirli, yapılacaklar listesinden sırayla gitmeye alışkın bir anne için bebeğin beklenmedik ve tahmin edilemez hallerine uyum sağlamak hiç de kolay değildir. Başlangıçta kendine, bebeğe ve duruma yabancılaşmış gibi hissedebilir. Bu durum ilişkinin dışında kalan diğer aile üyeleri için de kolay değildir. Neyse ki bu kendini delicesine adamış hali o kadar uzun sürmez.

Evde başka bir çocuğun varlığı, eşler arası ilişkinin özellikleri, farklı yaşam koşulları annenin bu durumdan çıkmasına yardımcı olur. Annenin tekrar bir yetişkin olup, birey olarak kendi ihtiyaçlarını ve sorumluluklarını hatırlaması, bebeğin de annesinin bu yoğun ilgi ve meşguliyetinden uzaklaşıp, birey olabilmesi ve büyüyebilmesi için anne ile bebeğin ayrışmasına ihtiyaç vardır.

İşte işe başlama süreciyle birlikte, zihninin meşgul olması ve gerekli düzenlemeler yapıp kendini ve bebeğini de bu ayrılığa hazırlaması bu ayrışmaya da yardımcı olur. Bu noktada babanın da rolü önemlidir. Sembolik olarak baba, annenin kendisine yatırım yapmasına, bebekten sağlıklı bir mesafe kazanmasına ve işe geçiş yapmasına yardımcı olur.

İşe başlamaya hazırlık

Bebeğin yaşamında ilk altı ayı annesiyle birlikte geçirmesi anne-bebek arasındaki ilişki için temel oluşturur. Bu dönemin sonuna doğru artık anne ile bebek arasındaki bağ kurulmuş, annesinin dışında kendisiyle yakından ilgilenen kişi ya da kişilerle de ilişki kurmaya başlamıştır. Çoğunlukla ilk dönemlerin belirsizlikleri yerini daha önceden tahmin edilebilen rutinlere bırakmıştır. Artık sadece anne sütü değil ek gıdalarla da beslenebilir, annenin gidiş gelişlerine eğer yanında alıştığı, güvendiği bir kişi varsa kısmen de olsa uyum sağlayabilme kapasitesini geliştirebilir.

Ancak, genelde çalışan annelerin pek azı bu süreyi kullanma şansını yakalar. Annenin bilmesi gereken en önemli şeylerden biri, bebeğin ilk aylardan itibaren annenin ruh halinden etkilendiğidir. Endişeli bir annenin bebeği bu endişeyi kendi duygusu gibi yaşar ve bununla baş etmek için gerekli donanımı olmadığından bu endişesini bedeniyle dışarı vurur. Uyku ve beslenme düzeninin bozulmasıyla, huzursuzluk ve hareketlilikle bunlar baş gösterir.

Bebek dünyaya annenin penceresinden baktığından dolayı başına gelenleri onun gibi algılar. Bu nedenle anne işe başlamadan önce kendini de hazırlamaya ihtiyacı vardır. İşe dönmeyi tedirginlik ve suçlulukla bekleyen bir annenin bebeği için karşılaştığı bu durum "kötü" bir şey olarak yaşanır.

İşyerindeki süt odası rahat ve huzurlu olmalıdır

Emziren anneler genelde işe başlamadan önce süt depolamaya başlarlar. Böylelikle, süt pompalamayı bilerek işe başlamış olurlar. Günde bir kere ekstradan süt pompalamaya süt yeterli miktarda geldiği anda başlanabilir. İlk zamanlarda süt ancak bebeğe yetecek kadar olabilir. Bazı anneler için süt pompalamaya alışmak ve en uygun şartları sağlamak biraz zaman alabilir. Süt pompalamak için en uygun zaman sabah saatleridir.

Sabah bebek uyanmadan ya da onu emzirdikten hemen sonra veya bir saat sonra denenebilir. Unutulmaması gereken şey stres, endişe, gerginlik ve dikkat dağıtıcı herhangi bir durumun sütün gelişini engelleyebileceğidir. Başarılı ve sağlıklı pompalama yapabilmek için ortamın rahatlatıcı ve huzurlu olması gereklidir. Dolayısıyla anne, iş ortamında kendini rahat hissedebileceği bir ortamda bebeğini aklından geçirerek ya da resmine bakarak pompalaması sütün verimini arttırır.

Bakıcı-bebek ilişkisinin sağlığı için uygun ortam sağlanmalıdır

Anneyi işe başladıktan sonraki geçiş döneminde meşgul eden bir diğer konu ise yokluğunda bebeğe kimin ve nasıl bakacağıdır. Geçmiş zamanlara göre anneanne veya babaanne gibi aile büyükleriyle yakın olunan geniş ailelerden, günümüzde anne-baba ve çocuktan oluşan çekirdek aileye geçilmiştir. Bu durum, çocuklar için erken yaşta kurum ve bakıcı bulma ihtiyacını doğurmuştur. Aile kendi ihtiyaçlarına ve imkanlarına uygun bir seçim yapmak durumundadır. Başlangıçta bebeğin bakımını bir başkasına bırakma fikri korkutucu gelebilir. Bu nedenle karar vermek için anne-babanın kendilerine zaman vermesi gerekir.

Yakın zamanlarda gündüz bakım evlerindeki artış dikkat çekicidir. Burada bebeğin güvenliği, hijyen şartları, bakıcı-bebek ortalaması önem taşır. Ancak yine de özellikle erken bebeklik döneminde, bebeğin kendi evinde ve annesinin de yanındayken kendi bakımıyla ilgilenmiş, kısmen de olsa her ikisinin de tanıdığı ve güvendiği biri tarafından bakılması bebek için önem taşıdığı gibi anneyi de rahatlatır. Bu nedenle bebeğinin bakımını kendi annesi bile olsa başka bir kişiye bırakacaksa annenin, bebeği ile bakacak kişinin birbirlerine alışabilecekleri bir zamanı ve ortamı önceden hazırlamasında yarar vardır.

Bu süre içerisinde bebeğinin özelliklerini bu kişiye anlatması, günlük rutinini öğrenmesine, uyku, yemek, alt değişme gibi temel bakım alanlarında uygulama yapmasına fırsat verilmesi gerekir. Anne, çocuk yetiştirmedeki kendi yaklaşımını, evin ve bebeğin hijyen kurallarını bakan kişiye aktarmak için de bir zaman harcamalıdır. Kişisel farklılıklar olmakla birlikte, anne ile bakan kişinin ortak bir takım noktalarda buluşabiliyor olması, kendisinden beklenenleri yapmakla ilgili çaba içinde olması, bebekle ilişkisindeki olumlu duygusal tonun olması, annenin bakan kişiye güven duymasına yardımcı olur.

Böylece anne bebeğine bakacak olan kişiye, bebeğini rahatça bırakabildiği gibi işine de daha kolay adapte olabilir. Bebek de annesinin boşluklarında kendisine bakacak kişiyle güvenli bir ilişki kurabilir. Annenin yokluğunda bebeğe bakan kişi anneyi temsil eder, onunla ilişkinin sürekliliğini sağlar. Anne-bebek arasındaki ilişki, bakan kişi vasıtasıyla annenin yokluğunda da devam eder.

Bebeğe anneden ayrılma olanakları sağlanmalı

Annenin, bebeğinin doyurulması ve bakılmasıyla ilgili düzenlemelerin yanında kendini ve bebeği ayrılığa hazırlaması için kısa ayrılıklara ihtiyaç vardır. Bu bakıcının bebekle baş başa kalıp yaşanabilecek birtakım zorluklarla baş etme becerileri geliştirmesine yardımcı olur. Bebeğin annesinin gidiş gelişlerine alışması ve annenin de bebeğinden uzak kalabilme kapasitesini geliştirmesine yardımcı olur.

Önce daha kısa sürelerle başlanarak, sonra süre gittikçe uzatılarak yapılabilir. Uyutma, besleme ile ilgili bir zorluk olduğunda anneye daha rahat ulaşılabilmesi anne için de rahatlatıcı olacaktır. Ayrıca bu küçük deneyimler uzunca bir süredir bebeği dışında pek az şeyle ilgilenen anne için, kendini ve ihtiyaçlarını yeniden fark etme fırsatı verir.

Suçluluk duygusuyla yaşamayı öğrenin

Anne-bebek ayrılık deneyimleri yaşamış, bebeğin bakıcıya, bakıcının bebeğe alışması sağlanmış, gereken sütler depolanmış ve biberona geçilmiş olsa da, işe başlanılan gün diğer günlerden farklı bir gün olacaktır. Yeni anneler, işe geldiklerindeki günü "buruk bir gün" olarak tanımlarlar. Anne uzun zamandır ayrı kaldığı iş ortamına dönerken bebeğinden ayrıldığı için üzgün, onun nasıl olduğuyla ilgili endişeli, işte olmakla ilgili kendini şaşkın hissedebilir. Ancak anne işe odaklanabildiğinde bu duygulardan sıyrılmayı başarabilir.

Bazı anneler ise bebeğiyle çok yoğun yaşanan bu dönemden bunalmış ve yorgun çıkarlar. Yeniden işe dönmek onlar için bir tür yeniden nefes almak gibidir. Ancak işe başlamayı böyle hissetmekle ilgili suçluluk duyabilirler. Oysa kimse hissettikleri ve düşündüklerinden dolayı suçlanamaz. Böyle hissetmesi kötü bir anne olduğu anlamına da gelmez. İşe başlamak bebeğinden uzakta kalıp, bir miktar onu özleme fırsatı verir. Böylece yeniden bir araya geldiğinde eskisinden çok daha fazla olumlu duygular hissedebileceği bir enerjiyle dolar. İşe başlayan anne, artık farklı alanlardaki sorumluluklarıyla baş başa kalır. Çoğu işyeri eski çalışanının sanki hiç uzaklaşmamış gibi işine aynı şekilde kaldığı yerden, aynı performansla devam etmesini bekler. Bazı kurumlarsa yarım gün çalışmasını sağlayarak yardımcı olur.

Evde annenin gelişini bekleyen bir bebek vardır ki, o da annesinin bütün gün nasıl yorulduğu, neler yaptığıyla ilgili henüz ilgili değildir. Ayrılığa ne kadar alıştırılmaya çalışılsa da annenin yokluğu, bebeğe; özlem, endişe, kızgınlık gibi karışık duygular yaşatır. Bu duygularla tek başına baş etmek bir bebek için imkansız gibidir. Anneye düşen görev bu duyguları kabul ve ilişkinin her şeye rağmen sürekliliğini sağlamaktır. Bebeğin bu duygularını taşıyabilmek için annesine ihtiyaç duyarken, annenin de bu arada kalmışlıkla baş etmesi, bebeğinin zor duygularını taşıyabilmesi için eşine ihtiyaç duyar.

Önceliğiniz kendiniz, sonra bebeğiniz

Çalışan annelerin en büyük sıkıntılarından biri bebeklerine yeterince zaman ayıramadıklarını düşünmeleridir. Oysa bebek ve çocuk için birlikte geçirilen zamanın ne kadar olduğu değil, nasıl olduğu önemlidir. Sağlıklı olan ile olmayan ilişki arasındaki farkı birlikte geçirilen zamanın niteliği belirler. Birlikte geçirilen bu özel zamandan kast edilen annenin bütün ilgi ve dikkatini bebeğine verebildiği, onun istekleri doğrultusunda oyun oynayabildiği, telefonun, televizyonun kapalı olduğu, etrafla ilişkinin kesildiği bir zaman dilimidir.

Bebekler bu zamanlarda yaşadıkları olumlu deneyimlerle zihinlerinde anne-babalarıyla ilgili olumlu resimler oluştururlar. Ayrılık gibi kendisine zor duygular hissettiren durumlarla karşılaştığında baş etmesine yardımcı olan şeylerden biri de anne ve babasıyla birlikte yaşanan bu olumlu ilişki deneyimidir. Anne-baba olmak sürekli bir şeyler vermeyi gerektirir. Anne ve babaların kendilerine vakit ayırması kendilerini fiziksel ve duygusal olarak çocuklarına bir şey vermeye hevesli ve istekli hissedebilmeleri adına önemlidir. Hiçbir çocuk ya da bebek yorgun, sinirli bir anne-baba istemez.

Ayrıca çocuğuna kendinden çok şey veren bir ebeveyn de çocuğundan benzer bir karşılık bekler. Buna karşın çoğu anne-baba kendine zaman ayırma konusunda tereddüt yaşar. Bu bencillik veya çocuğa yapılan bir haksızlık gibi düşünülür. Oysa uçaklarda belirtildiği gibi "önce kendi oksijen maskenizi, sonra çocuğunuzun maskesini takmalısınız". Burada kastedilen ebeveynin çocuğuna yardımcı olabilmesi için önce kendi ihtiyacını karşılayıp ayakta durması gerektiğidir.

Önceliği çocuklara vermek çoğu zaman çift ilişkisine gerekli önemi vermemeye de neden olur. Anne-baba birbirine vakit ayırıp, ilişkilerini güçlendirerek de çocuklarına iyilik ederler. Çocuklar iyi bir çift ilişkisinin varlığında kendilerini güvende hissederler. Bebeğin sonraki dönemlerde kendi kendine kalabilmesi ve kendini geliştirebilmesi için anne-babanın birlikteliğini fark edip, bu ilişkinin dışında kalabilmeyi kabullenebilmesi lazımdır.

Ancak böylece kendine ve gelişimine yatırım yapabilir. Elbette arkadaşlar da annenin nefes alabilmesi için önemli bir kaynaktır. Diğer yetişkinlerle de vakit geçirmek anne-babanın kendisini yenilenmiş, yeniden enerji dolmuş hissetmesini sağlar. Bu durum bebeğin de anne-babadan farklı kişilerle olumlu ilişki kurabilmesine yardımcı olur.

Bebeği biberona alıştırma taktikleri

Annenin bebeğinin 6 aylık olmadan işe başlaması, bebeğin biberona alışmaya ihtiyacı olduğunu gösterir. İşe başlamadan en az 10 gün önce bebeği biberona alıştırma çalışmalarına başlamakta yarar vardır. Birçok kaynak, biberon konusunda farklı görüşler bildirir. Bazıları, bebeğin emmeyi bırakacağından dolayı biberonla erken yaşlarda tanışmaması gerektiğini savunurken diğerleri, alışana kadar günde bir kere biberonla beslemeyi önerir.

Yapılan araştırmalar, 2 haftalık bebeklerin günde bir kere biberonla beslenmesine rağmen meme emmekten de vazgeçmediklerini gösterir. Biberonla erken tanışma, bebekler 3-4 haftalık olduğunda anneye de belli avantajlar sağlayabilir; hem anne biraz dinlenmiş olur hem de baba veya bakan başka bir kişiye bebeği besleme fırsatını sağlar. Sütün gelmesi annenin göğsünün uyarılmasına bağlıdır.

Burada unutulmaması gereken şey, bebeğin biberona alıştıktan sonra anne sütünü pompalamazsa zaman içerisinde sütün azalacağıdır. Bu yüzden, biberon vermeye başlandığında annenin kendi programına uygun olarak haftanın belirli günleri biberon kullanıp ve aynı zamanda bebeği emzirmeye devam etmesinde yarar vardır.

Mükemmel olmaya çalışmayın, eşinizden yardım alın

Kişi ne kadar yetenekli olursa olsun farklı rollerin hepsini tam anlamıyla yerine getirmesi, fedakarlık yapmadan mümkün olmaz. Mükemmel olma çabası birçok çalışan anneyi gereksiz yere zorlar. Ev ve iş arasındaki dengeyi kurarken kendisinden ve çevresindekilerden beklentisini gözden geçirmelidir. Eşinden talep edeceği yardımla, gece kalkışlarında kendi aralarında bir dönüşüm oluşturabilirler.

Gün içerisinde daha az önemli şeyleri önemlilerden ayırt etmesi çalışan annenin bebeğine zaman ayırabilmesine yardımcı olabilir. Bazı babalar kendi annelerinin ev hanımı olduğu, babalarının işten eve geldiğinde hizmet gördüğü, babanın çalışarak evin geçimini sağladığı, annenin de evin iç işlerini yürüttüğü bir ailenin içinde büyümüştür. Dolayısıyla çalışan anne-babaya ait bir referansı yoktur. Ev onlar için bir sığınak, günün yorgunluğunu atmak ve bir sonraki güne hazırlanmak için bir dinlenme alanıdır.

Oysa işten dönen çoğu kadın içinse; yemek hazırlamak, masa kaldırmak, çocuğa banyo yaptırmak, masal okumak ve çamaşır yıkamak gibi yeni bir mesai başlamıştır. Eşlerin kendi aralarında görev dağılımı yapmaları diğerinin kendini kötüye kullanılıyormuş gibi hissetmesini engeller. Birçok evlilikte yaşanan temel sıkıntı da bir tarafın kendinden çok fazla şey veriyor gibi hissetmesinden kaynaklanır. Çiftlerin çocuk sahibi olmadan önce ev işlerini bölüşmeleri, birbirlerinin ihtiyaçlarını paylaşıp, yardım isteyebilen bir ilişki oluşturmaları, daha sonra artan sorumluluklarla oluşabilecek sıkıntıları önleyebilir.

Hazırlayan: Şenay ÇELİK