Anaokuluna ve ilkokula hazırlık

Anaokuluna ve ilkokula hazırlık

Her geçen gün çocuğunuzun biraz daha büyüdüğüne şahit oluyorsunuz. Üstelik bu kez adımlarını okullu olma yolunda atıyor. Siz ve küçüğünüz için hem heyecan verici hem de stresli olan bu süreçte, onu okula alıştırmak ve sağlığından beslenmesine kadar her bir detayı düşünmekse siz anne-babalara düşüyor.

  • Aktüel
  • Cuma 04.08.2017 11:56

Okullar açılmak üzere… Çocukları ilk kez anaokuluna ya da ilkokula başlayacak anne-babalarınsa aklında "Acaba çocuğum okula alışabilecek mi?", "Öğretmenini ve arkadaşlarını sevecek mi?", "Ya okula gitmek istemezse?", "Ne yiyip, ne içecek?" gibi pek çok soru var.

Tabii bunun yanı sıra çocuklarının yavaş yavaş büyümeye başladığını görmenin mutluluğunu da yaşıyorlar. Çocukların cephesindeyse durum biraz farklı, onlar bu süreçte bir süreliğine de olsa ilk kez evden ve ebeveynlerinden ayrı zaman geçirecek olmanın şaşkınlığı içinde buluyorlar kendilerini... Uzmanların bu süreç için tavsiyesiyse; anne-babaların çocuklarına destek olması ve onları psikolojik ve fizyolojik olarak okula hazırlaması.

Özellikle de çocukların bu kaygıları okul fobisi kadar ciddi boyutlara dönüşmeden önce… Psikolog Serap Duygulu'nun, çocukların anaokuluna ve ilkokula hazırlık sürecinden okul döneminde karşılaşılabilecekleri sorunlara kadar detaylı bilgiler verdiği dosyamızda, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hatice Karaböcüoğlu da okul öncesi sağlık kontrolü ve okul çocuğunun nasıl beslenmesi gerektiğiyle ilgili önerilerde bulundu.

Okul öncesi eğitimin önemi

Okul öncesi yaşlar dediğimizde bir çocuk için aslında en önemli dönemden bahsediyoruz demektir. "İlk Çocukluk Dönemi" olarak da bilinen bu dönem 0-6 yaşları kapsar. Çocuklar dünyaya geldikleri andan itibaren inanılmaz bir hızla çevrelerinde gördükleri ve duydukları her şeyi öğrenerek hafızalarına kaydederler.

Oysa aileler küçük bebeklerin birçok şeyi algılamadıklarını, çevrelerinde olup bitenlerin farkında olmadıklarını düşünürler ve bu düşünceyle birlikte çok önemli bir yanlış yaparlar. Çok küçük bile olsalar çocuklar çevrelerindeki her şeyin farkındadırlar ve beyinleri sürekli olarak kayıt halindedir. İşte bu nedenle her yaştaki çocuk için ama özellikle okulöncesi dönemdeki çocuklar için eğitim oldukça önemlidir. Sürekli bir gelişme halinde olan beyinlerine doğru ve sağlıklı bilgi akışı sağlamak gerekir. Bu dönemde okul öncesi bir eğitim kurumuna devam eden çocukların bilişsel gelişimi, böyle bir şansı olmayan akranlarına göre daha ileridedir. Ve hem zihinsel hem de psikolojik olarak çevresiyle uyum içinde yaşayan bireyler olarak yetişirler.

Üstelik fiziksel olarak da akranlarına göre daha güçlüler. Bu fiziksel olarak güçlü ve dayanıklı olma konusu oldukça ilginçtir. Genellikle aileler çok sık hasta olacakları korkusuyla çocuklarını topluca yaşanılan ortamlara sokmaktan çekinirler. Oysa bu tür okul gibi ortamlar bu açıdan çok önemli bir işleve sahiptirler. Çocuklar okula başladıklarında çok sık hastalanırlar ama bu hastalıklara karşı da direnç kazanırlar. İlkokula başlayana kadar vücut bu savunma mekanizmalarını oluşturur ve aslında pek çok çocuk hastalığını bu yaşlarda geçirmiş olur. Dolayısıyla da ciddi olarak eğitim hayatları başladığında bu tür çocuk hastalıkları nedeniyle uzun sürelerle okuldan uzak kalmak gibi bir sıkıntı yaşamazlar. Okul öncesi eğitimin çok fark edilmeyen böyle bir yararı daha vardır.

Anaokuluna başlama yaşı

Günümüzde, özellikle büyük şehirlerde ailelerin daha bilinçli davrandıklarını ve çocuklarını ilkokul yaşı olan 6'yı beklemeden kreş, yuva ve anaokulu düzeyindeki kurumlara gönderdiklerini görüyoruz. Bu eğitimin çocukların gelişimine olan katkıları yadsınamaz. Önerimiz bir çocuğun çok zorunlu şartlar olmadığı sürece en az 3 yaşına kadar annesinin yanında kalmasıdır. 3 yaşından sonra önce yarım günlük oyun gruplarıyla başlayarak bir eğitim kurumuna devam etmesini sağlamak ve 4 yaş civarı tam güne geçmek çocuğun uyumunu kolaylaştırması bakımından önemlidir. Bilindiği gibi okul, bir çocuğun ailesi dışındaki ilk toplumsal ve sosyal çevresidir.

Bu çevrede öğreneceği yeni bilgiler ve kazanımlarla çocuk yetişkin yaşlarda karşılaşacağı sorunları çözme becerisi de kazanacak ve kendisine özgü başa çıkma yöntemleri geliştirecektir. Üstelik okul öncesi eğitim alması bir çocuğun okul sendromu olarak bilinen ve pek çok çocuğun sıkıntı yaşamasına neden olan bazı sorunları yaşamadan okul hayatına geçiş yapmasını kolaylaştıracaktır. Okul öncesi eğitim süreci boyunca bir çocuk motor ve ince kas gelişimi olarak oyun etkinlikleriyle beraber yavaş yavaş kalem tutmayı, makas kullanmayı, bilinçli olarak resimler çizmeyi öğrenecek ve ayrıca sosyal bir varlık olmanın bilincine de sahip olacaktır.

Psikolojik olarak da arkadaşlarıyla paylaşmayı, uyum içinde ve beraber hareket etmeyi, karar almayı, sorunlara çözüm üretmeyi, muhakeme yapmayı ve kendisi olmayı öğrenecektir. İşte bütün bu faydaları nedeniyle son yıllarda eğitim konusunda yapılan her vurgu "7 çok geç" sloganıyla verilir. Gerçekten de 7 çok geçtir ve bir çocuğa ne verilecekse ilk çocukluk dönemi olan 0-6 yaşlar arası verilmelidir. Bilindiği gibi insan beyninin gelişiminin yaklaşık olarak yüzde 80'lik bölümü de 6 yaşa kadar tamamlanır. Durum bu kadar önemlidir ve okulöncesi eğitim çok ciddiye alınmalıdır.

Okul olgunluğu ve ilkokula başlama yaşı

Çocuklar hayatlarındaki bu okulöncesi hazırlıkların farkındadırlar. Ailelerdeki heyecan dozu ne kadar fazlaysa çocuğun da heyecanı o kadar artar. Bu duruma vereceği tepki olumlu ya da olumsuz olsun, yoğunluğu ailelerin okulöncesi hazırlıkla ilgili faaliyetleriyle doğru orantılıdır. Çocuğun okula başlama yaşı okula başlama olgunluğuyla paralel olmalıdır. Ülkemizde 1982-1983 Eğitim ve Öğretim yılında farklı bir uygulamaya geçilmiş ve daha önce 7 olan ilkokula başlama yaşı 6'ya düşürülmüştür.

Gerekçe olarak ise kırsal kesimdeki çocukların sokaklardan kurtarılmasının hedeflendiği öne sürülmüştür. Ancak bu uygulamayla beraber de okul olgunluğuna sahip çocuk oranında ciddi düşüşler görülmüştür. Uygulama resmi olarak bir süre önce sonlandırıldı. Ancak bütün bu aşamalar sırasında en belirleyici özelliğin yine doğrudan çocuk kaynaklı olan "Okul olgunluğu" olduğu anlaşıldı. Kimi çocuklar bu olgunluk düzeyine 5 yaşında ulaşabilirken bazı çocuklarda bu 8 yaşı bulabilir. Burada çocuğun okulöncesi bir eğitim alıp almadığı da çok önemli bir faktördür.

Özellikle büyük şehirlerde veya kent merkezlerinde yaşayan çocuklar okulöncesi, yuva ve anaokulu gibi kurumlara devam ettikçe, okul olgunluğunu akranlarına göre daha erken kazanabildikleri gözlemlenir. Aslında en temel etken çocukların 0-6 yaş döneminde aldıkları uyaran ve gördükleri ilgidir. Burada ailelerin tutumu çok önemlidir. İlk ve en ciddi eğitimin ailenin verdiği eğitim olduğu unutulmamalıdır. Artık 6 yaşını bitirmiş çocukların önceden kullanamadıkları çeşitli zihinsel yöntemleri kullanmaya başladıkları, sayısal değerleri, soyut kavramları daha rahat algıladıkları ve mantıksal çıkarımları yapmaya başladıkları görülüyor.

Okulöncesi dönem çocuğunda soyut düşünme ve kavramlar henüz oluşmamıştır ama okula başlama yaşında artık bu kavramları anlamaya başlar. Okul dönemiyle birlikte çocuk artık yeni durumları yorumlayabilir, öğrendiklerinden genellemeler yoluyla çıkarımlarda bulunabilir, sebep-sonuç bağlantıları kurabilir. Zihinsel, bedensel ve duygusal gelişimiyle birlikte artık sosyalleşmeye de hazırdır. Çocuk, bu aşamalardan geçerken aileler açısından da onu gerçek anlamda okula hazırlamaları gibi bir durum söz konusudur.

Eğer çocuk okula başlamadan önce bir eğitim kurumuna devam etmişse bu geçiş sorunsuz olur ve genel olarak çocuğun o olgunluğa da ulaşmış olduğu düşünülebilir. Buna karşın bazı okulöncesi kurumlar tarafından bunu öğrenmek amacıyla bazı testler yapılabilir ya da yaptırılması istenebilir. "Metropolitan Okul Olgunluğu Testi" böyle bir testtir ve çocuğun motor, kas, bilişsel gelişimi gibi pek çok şeyi değerlendirir. Belirttiğimiz gibi her çocuk farklı yaşlarda bu olgunluğa ulaşır. 6 yaşındayken yeterli olgunluğa ulaşmış bir çocuğu hala ana sınıfında tutmak anlamsız olacağından, çocuğun düzeyini iyi bilmek önemlidir.

Anaokuluna ve ilkokula başlarken…

Anaokuluna başlayan çocuğunuzun öz bakım becerilerini kazanmış olması gerekir. Giysilerini giyip çıkarma, dişlerini fırçalayabilme ve kendi yemeğini yiyebilme gibi. Ayrıca tuvalet alışkanlığını edinmiş olması da önemlidir. İlkokula başlayan çocuklar içinse, çocuğunuzun ders çalışmasına uygun ortam hazırlamalı, gerekli koşulları oluşturulmalısınız. Bunun için çocuğun mutlaka bir özel odası olması gerekmiyor, ancak çocuğun ders çalışabileceği bir köşesi ve masası olmalıdır. Okula başlamadan bir süre önce çocuğun uyku saatleri düzene sokulmalı ve belli saatlerde yatmaya alıştırılmalıdır.

Okula psikolojik hazırlık

Eğer ailede okula giden daha büyük çocuklar varsa okula başlama konusunda küçük çocuğun daha hevesli ve bilinçli olduğu görülür. Önünde model olarak aldığı birinin olması, ailenin çocuğu okula hazırlama konusundaki yükünü hafifletir. Bu durumda çocuğa okula neden gitmesi gerektiğini anlatmaya bile çok fazla gerek kalmaz.

O zaten büyüklerinden görerek sistemi öğrenmiştir. Özellikle büyük kardeşi okulunda ziyaret etmek çok yararlıdır. Ön hazırlık olarak küçük çocuğa da kalem, defter gibi malzemeler almak teşvik edici olur. Yine okula başlarken birlikte okulu görmeye gitmek, öğretmeniyle mutlaka tanışmak ve çocuğu tanıştırmak, okul hazırlıklarını beraber yapmak, onun fikrini ve beğenilerini göz önünde bulundurmak çok önemli etkiler yapar. Aslında küçük çocuklar okul konusunda hevesli olurlar. Farklı bir yer ve arkadaşlar heyecan vericidir. Aile çocukla başarılı bir iletişim kurabilmişse, çocuk kaygı ve korkularını anlatabiliyor, duygularını paylaşabiliyorsa sorun çıkması beklenmez. Bu açıdan en etkileyici faktör ailedir.

Ailedeki bireylerin eğitime verdikleri önem ve oluşturdukları model, çocuğun okul başarısını doğrudan etkiler. Çocukların yetenekleri doğrultusunda desteklenmeleri gerekir, ama ilgisi olmayan bir konuda da zorlanmamalıdır. Çocuğun sosyal açıdan gelişmesini desteklemek yararlı olur düşüncesiyle onu her faaliyette yer almaya zorlamak tam ters bir etki yaparak gerçekten yeteneğinin olduğu alanlarda bile pasif kalmasına yol açabilir.

Aşırı koruyucu bir ailede yetişen çocuğun okula hazırlanmasında bazı sorunlar yaşayacağı bilinmelidir. Kendi öz bakım ihtiyaçlarını giderme becerisine sahip bir çocukla, her ihtiyacı ailesi tarafından karşılanan, yemeğini hala annesinin elinden yiyen, giyinirken bile yardım alan bir çocuk arasındaki fark tartışılmaz. Bu fark çocuğun okula hazırlık ve okula başlama aşamalarında yaşanacakların da habercisidir. Çocukların okula hazırlanmaları demek; aslında her türlü öğrenmeye açık olarak, kendine güvenerek, bulundukları ortamda sevildiklerini, istendiklerini bilerek okula başlamaya hazır olmak demektir. Yeterlilik duygusu olan, kendine güvenen ve saygı gören çocuk zaten ilk 6 yılda kendi kendine yetmeyi öğrenmiştir. Artık yaşına ve düzeyine uygun sorumluluklar almaya hazırdır. Okulun kurallarına uymayı öğrenerek, uygulayabilme yeterliliğine de sahip olması beklenebilir. Kendi öz saygısı olan çocuk başkalarına da saygı göstererek, özgürlüklerinin sınırlarını çizmeyi bilecektir.

Okul ve öğretmen seçimi

Okula başlarken üzerinde durulması gereken en önemli nokta, okul ve öğretmen seçimidir. Bilinmelidir ki "En iyi okul, en yakın okuldur.". Henüz çok küçük bir çocuğu servislerle uzun yollara göndermek, saatlerce yollarda geçen zaman demektir ve çocuğun çok fazla yorulmasına sebep olur. Bu da çocuğun okuldaki enerjisini ve performansını düşürür. Halbuki çocuğun öğrenmeye en açık ve en meraklı olduğu bu yaşlarda bütün dikkati okulunda ve öğretmeninde olmalıdır. Bu nedenle okula gidiş ve gelişlerinde kısa mesafeler tercih edilirse çocuğun yorulmadan, yıpranmadan rahat ve severek öğrenim göreceği düşünülmelidir.

Öğretmen seçimi ailelerin en çok önemsediği konu olmalı elbette. Maalesef her zaman birtakım yanlış anlamalara da yol açabiliyor. Öğretmenin idealist, bütünü gören ve detaylara takılmayan bir kişiliğe sahip olmasına özen göstermek gerekiyor. Özellikle ilk kez bir okula başlayacak ve kurallarla ilk kez tanışacak çocuklar için öğretmenin tavrı çok önem taşıyor. Hatta çocuğun bundan sonraki hayatını ve kişiliğini doğrudan etkilediği unutulmamalı.

Öğretmen, sayfalar dolusu ödev veren değil, sınıf içerisinde çocuğun dikkatini toplayabilecek ve çocuğu ödev, ders, sınav üçgenine hapsetmeyecek yeterliliğe sahip gerçek eğitimci olabilmelidir. Tatlı bir disiplinle sınıf içinde her çocuğun farklı kişilikte olduğunun farkında olabilen ve bu farklılıklara saygı gösterip destekleyebilen öğretmenler eğitimin olmazsa olmaz koşuludur. Öğretmenin sadece ders anlatan, ders süresi bitince okulla ve çocukla ilişiğini kesen bir insan olmadığını bilmekte fayda var. İyi bir eğitimcinin çocuğu ailesiyle ve çevresiyle bir bütün olarak gören, değerlendiren eğitim hayatına daha baştan doğru şekil verebildiğini göz önünde tutmak zorundayız.

Okul fobisi

Bazen çocuklar okula başladıklarında ya da daha üst sınıflarda eğitim görürken okula gitmekten kaçınma şeklinde tavırlar sergileyebilir ve okula gitmek istemeyebilirler. Bu tip davranışlar günlük endişelerden kaynak lanabileceği gibi bazen uzun süreli olabilir ve kaygı verici boyutlara ulaşabilir. Okula gitme konusundaki isteksizlik uzun süreliyse ve çocuk şiddetli tepkiler veriyorsa durumu ciddiye almak gerekir. Çocukların ısrarla okula gitmekten kaçınma davranışları "Okul Sendromu" olarak adlandırılır ve çok belirgin 6 belirtisi vardır:

1 Çocukta belirgin olarak görülen istek ve heveste, buna bağlı olarak enerjisinde azalma.

2 Uyku düzeninde bozulma ve huzursuzluk.

3 Aşırı bir biçimde alınganlık ve sinirlilik.

4 Sebepsiz yere ya da olur olmaz her şeye ağlama.

5 Baş ve karın ağrıları, mide bulantısı, kusma gibi fiziksel ama aslında psikolojik kaynaklı rahatsızlıklar.

6 İştahsızlık. Bu belirtilerle ortaya çıkan okul fobisinin sebepleri çeşitlidir. Önceleri çok basit sebeplere dayansa da zamanla yerleşik davranışlara dönüşebilir ve hem çocuğun hem de ailenin hayatında zamana yayılarak uzun sürelerle devam edebilir. Ailenin hayatında önemli gerginliklere neden olabilir. Böyle bir sorunun en önemli sebebi, aileden ve evden uzak kalmanın yarattığı gerilim ve endişedir. Uzun sürelerle ve her gün yaşadığı bu ayrılık çocuğu mutsuz eder.

Bu tip bir kaçınma davranışı genellikle okulöncesi eğitim almamış ya da aşırı koruyucu ailelerde büyümüş ve tek çocuklarda görülür. Çocukların okula gitmek istememelerinin altında pek çok neden yatsa da en sık rastlanan nedenler şöyle sıralanabilir:

Arkadaşlarıyla, ama özellikle en yakın arkadaşla yaşanan sorunlar.

Sınıfın düzenine ve ders işlemedeki düzene uyum sağlayamama.

Diğer çocukların giyim ve davranış tarzlarından farklı olma.

Görünüşünden kaynaklanan alay edilme ve sözlü ya da şiddet içeren davranışlarla karşılaşma.

Öğretmenini sevmemesi.

Derslerdeki başarıda düşüklük.

Okul yemeklerini veya malzemelerini sevmeme.

Özgüven eksikliği. Aşırı koruyucu ailede yetişmiş olmak.

Aile bireylerine karşı geliştirilen aşırı bağımlılık.

Okulun, arkadaşların ya da öğretmenin değişmesi.

Anne-babalara öneriler…

Okul sendromu yaşayan çocuğa yardım etmek için bazı davranışlarınızı yeniden gözden geçirmeniz gerekebilir. Örneğin; okula gitmek istemiyor diye çocuğa kızmak, durumu daha da zorlaştıracaktır. O nedenle sakin ve iletişime açık bir tavır sergilemek ve çocukla duyguları üzerine konuşmak yararlı olacaktır. Çocukların kafalarını karıştıran bir diğer önemli etken ise şu: Çocuklar bazen neden okula gittikleri konusunda net bir bilgiye sahip olmadıklarından, okulu çok gereksiz görebilir. Bu yüzden de gitmek istemeyebilirler.

Özellikle daha önce okul deneyimi yaşamamış çocuklar neden bu kadar uzun sürelerle evden ayrı kalması gerektiğini anlayamaz ve evde istenmediği şeklinde bir düşünceye kapılabilir. Çocuk, okulun önemi konusunda net olarak bilgilendirilmelidir. Ayrıca çocuklar okula gidip geldiklerinde evde onları bekleyen ilgili ebeveynler bulmayı ümit ederler. Okul dönüşü onunla konuşmak, okulda yaptıkları çalışmaları anlatmasını istemek, çocuğa önemsendiğini hissettirir ve rahatlatır. Okulda uzayan vedalaşmalar da anne-babaları sonradan çok zor durumlara sokabilir. Çocuğu okula siz bırakıyorsanız, vedalaşmalar işin en can alıcı kısmıdır.

Çocuğu duygusallaştıran bu tip veda törenlerinden kaçınmalısınız. Bu nedenle okula gittikten sonra ona sarılıp öperek hemen ayrılmak en doğru davranıştır. Okula gitmek istemeyen çocuk, en önemli silahı olan gözyaşlarını kullanacaktır. Ağlayan bir çocuğu asla hafife almayın ve alay etmeyin. Kızıp bağırarak da durumu düzeltmeniz mümkün değildir. En doğru yol, onunla konuşmak ve duygularına saygı göstermektir. Ve elbette en önemli nokta; öğretmenle kurulacak sıkı işbirliği. Bütün bunların dışında ev içinde birlikte kitap okumak ve resim yapmak gibi değişik faaliyetlerde bulunmak, çocuğun yaşadığı endişeler üzerine konuşmak okula uyum sağlamasını kolaylaştıracaktır. Okulda yapılan bazı çalışmaların evde de yapılıyor olması okulda bu çalışmaları yapmasında yardımcı olması beklenen bir yöntemdir. Ancak çocuk okula gitmek istemiyor diye asla okulu değiştirme yolunu seçmeyin. Sorunun nedenini açıklığa kavuşturmadan yapılacak bir okul değişiminde aynı sorun yeni okulda da devam edecektir.

Doğru eğitimle yoğrulmuş çocuklar kendi çözümlerini üretir!

İyi bir okulda hem çocuğun eğitimi hem de eğitimin kalitesi bakımından tartışmasız en önemli değerlerden biri, okul ve aile işbirliğidir. Zaman içinde bazı sorunlar yaşanabilir. Çocuklar eğitim hayatları boyunca bazı iniş-çıkışlar yaşayabilirler. Hayata hazırlanan çocukların kendi yaşam deneyimlerini kazandıkları unutulmamalıdır. Bu deneyimler olumlu ve olumsuz sonuçlarıyla beraber bir bütündür. Önemli olan ailenin çocuğun yanında yer alması, sorunlarına karşı dikkatli ve ilgili davranmasıdır. Doğru eğitimle yoğrulmuş çocuklar kendi çözümlerini kendileri bulma yeterliliğini kazanmış bireyler olurlar. Eğitimin amacı da bu olmalıdır.

Bütün bu amaçları gerçekleştirmek için seçilecek okulun öncelikli olarak aile ile iletişim konusunda son derece hassas ve dikkatli olması gerekiyor. Çocukların yaşayacağı sorunlarda, görülebilecek herhangi değişik duygu durumlarında okulun konuyu aileyle paylaşması ve çözüme yönlendirmesi, bunun için de bütün bunları fark ederek doğru adımlar atacak kapasite ve deneyimde olması gerekiyor. Okul-aile işbirliği hafife alınamayacak kadar önemli bir sorumluluktur.

Özellikle rehberlik hizmetleri bilindiği gibi kılavuzluk etmek demektir. Bunu yapamayacak okullara çocuk emanet etmek, el yordamıyla eğitim verilen okullara çocukları teslim etmek demektir. Sonrasında pek çok olumsuz durumla karşılaşmak mümkündür. Seçeceğiniz okulun, rehberlik hizmetlerini iyi araştırmanız gerekiyor. Aileleri bilgilendirecek seminerler, eğitim çalışmaları, çocukların durumuyla ilgili olarak düzenli yapılan bilgilendirme toplantıları gibi birçok çalışmanın rehberlik ve okul yönetimi tarafından yapılıp yapılmadığına çok dikkat edilmelidir.

Okul çağı çocuğu nasıl beslenmeli?

Okul çağı çocukları için sabah kahvaltısı kesinlikle atlanmamalıdır. Öğrenme, yemek sonrası çok daha iyi sağlanabilir. Ara öğünde 1 orta boy meyve olması uygundur. Öğle yemeği okul menülerinde kontrol edilmeli, yemekte her besin grubundan bir porsiyon bulunmalıdır. Örneğin; 2 adet sebzeli köfte, 5-6 yemek kaşığı makarna, 1 kase cacık, 1 kase salata, 1 meyve.

Okul dönüşü yine ara öğünde 1 dilim kek veya börek veya 4-5 bisküvi 1 bardak süt veya ayranla verilmelidir. Akşam öğünü öğle öğünü gibidir. Yemek üstüne 1 meyve ve biraz çerez tüketilebilir. Çocuklara ana öğünlerinde sağlıklı yiyecekleri çekici halde sunabilirsek, öğün sonrası abur cubur aramazlar. Okul çocukları 3 ana öğün dışında 2 ara öğüne ihtiyaç duyarlar.

Özellikle yuva ve okullarda bu beslenme saatlerini meyve, minik sandviçler, süt ve ayrandan oluşturmak abur cuburla tanışmayı önleyebilir. Abur cubur ile beslenme arttıkça şişmanlık artar, çünkü şişmanlık vücutta aşırı yağ depolanması sonucu oluşur. Yüksek yağ içerikli abur cubur beslenmenin artması, dünyada son yıllarda şişman insan sayısında hızlı bir artış olmasına yol açmıştır. Şişmanlık en sık 5-6 yaşlarında ve ergenlikte artar. Bu yaş grupları da abur cubur tüketiminin en üst düzeyde olduğu yaşlara denk gelir.

Şişman çocukların üçte 1'inin, şişman ergenlerin ise yüzde 80'inin erişkin çağda da şişman oldukları dikkate alınırsa beslenmenin önemi daha iyi kavranabilir. Ülkemizde yapılan bir çalışmada çocuklarda şişmanlık oranı 12-13 yaş arasında kızlarda yüzde 21, erkeklerde yüzde 27 bulunmuştur. Şişmanlıkla ilişkili olarak ortopedik sorunlar, erişkin tipi şeker hastalığı (tip 2 diyabet), hipertansiyon ve kalp hastalıkları riski özellikle de abur cubur tüketimiyle artar. Yapılan bir çalışma günde 3'ten fazla kolalı içecek tüketmenin şişmanlık riskini belirgin şekilde artırdığını göstermiştir. Yine gazlı içeceklerin aşırı tüketimine bağlı kemik erimesi oluşabilir. Şekerli yiyecek tüketimi sonucu diş çürükleri artar. Özellikle dengeli beslenmektense hızlı ve lezzetli beslenmeyi seçen ergenlerde vitamin eksiklikleri ile demir eksikliği görülür.

Görüntüsü ve tadı çok çekici olan bu yiyeceklerle çocukları tanıştırmamak en idealidir. Ama ille de verilecekse günde bir parmak büyüklüğünde bir çikolata verilebilir ya da dondurma teklif edilebilir. Tuzlu krakerler yerine galeta tercih edilebilir. Kolalı içecekler yerine ayran, meyve suyu yerine meyve saltası ve dilimleri sunulabilir. Cips yerine yağsız patlamış mısır, hamburger yerine ızgara etle hazırlanan çekici sandviçler sunulabilir.

Okul öncesi sağlık kontrolü

Okul öncesi değerlendirme ile bu yaş grubundaki çocukların eğitim ve öğretimlerine engel teşkil edecek bir sağlık problemleri olup olmadığını değerlendirmek ve çocukları maruz kalabilecekleri birtakım riskler açısından bilgilendirmek hedeflenir. Bu yaş grubunda sorun varsa mutlaka tetkik yapılmalıdır. Ama rutin kontroller atlanmamalıdır.

Bunlur; 6 ayda 1 diş, yılda 1 kez göz muayenesidir. Ailede kolesterol sorunu varsa 5 yaşından itibaren 2-3 yılda bir tetkikleri istenir. Aktif spor yapmaya başlamadan önce bir kardiyolojik muayene ve gerekirse eko yapılır. Ergenlik bulguları açısından 6 ay çocuk doktoru tarafından kontrollerle izlenir. Kızlarda 9, erkeklerde 10 yaş öncesi bulgu varsa endokrinoloji bölümünden takibi önerilir.

Hazırlayan: Işıl Evrim AKGÜN