Korku ve kaygı sorunlarını görmezden gelmeyin

Korku ve kaygı sorunlarını görmezden gelmeyin

Çocukların geniş hayal dünyalarında neler yaşadığını tahmin etmek zordur. Ama yaşadığı korku ve kaygılarla baş etmesine yardımcı olabilirsiniz.

  • Çocuk
  • Salı 08.08.2017 09:57
Bir sabah uyandığımda o günün bizim için diğer günlerden farklı başladığını, 5 yaşındaki oğlum Mehmet Can'ın yatağından ağlayarak uyanmasıyla anladım. Sürekli olarak ağlıyor, kendisini korumadığımız için bizi suçluyordu. Olayın nedenini anlamak için soru sorduğumuzda ise aldığımız cevap, yine ağlama yoluyla oldu. Rüyasında sarı gözleri olan bir hayalet gördüğünü söylemesi uzun sürse de, ağlamasının kaynağını sonunda anladık. Evimizde canavarların yaşadığı yetmezmiş gibi bir de onlara hayalet dahil olmuştu. Hayatımız artık daha da farklı bir hal almaya başladı... Mehmet Can bu durumdan o kadar çok etkilenmiş olacak ki okula gitmek istemiyor, geceleri yatağından kalkıp yanımıza geliyor, bizimle uyuyor ve bizden ayrılmak istemiyordu. Biz de geceleri rahat uyuması ve korkusunu yenmesine yardımcı olmak için, odasına bir gece lambası aldık. Daha sonra izlediği bazı çizgi filmleri izlemesine uzun bir süre ara verdik. Tabii tüm bunların nedenlerini açıklayarak yaptık. Bütün bu çözüm yollarının ardından yavaş yavaş değişim başlamıştı. Artık ağlamıyor ve kendi yatağında yatıyordu. Tabii hala arada kaçamakları oluyor… Benim oğlumla ilgili yaşadığım bu deneyimin bir benzerini birçok anne-baba gibi sizler de yaşayabilirsiniz. Çünkü hemen her çocuk, gelişim dönemleriyle paralel olarak çeşitli korkular yaşıyor.
Çocukların her yaş döneminde farklı tür korku ve kaygı sorunları yaşayabildiklerini belirten Psikolog Şebnem Orhan, bu konuda sizlere çözüm önerileri sundu. Uzmanımızın önerilerinin, çocuğunuzun korku ve kaygı sorunlarıyla baş etmenizde size yol göstermesini umuyoruz.

Korku, insanoğlunun en doğal duygusu

Korku ve kaygılar, insanoğlu için tehlikeyi önceden tahmin etme ve bunun için önlem alma becerisini geliştirmiştir. Canlı hayatın en doğal duygusudurlar. Korku duygusu karşısında insan kendini güvende hissettmez, bir yere ya da bir kişiye sığınarak kendini korumaya çalışır. Erken dönemlere ait bu kendi kendini koruma mekanizması duyguların, iç dünyanın genetik aktarımı ile nesilden nesle geçen bir miras niteliğindedir. Korku ve kaygı; kalp atışlarında artma, kas gerginliği, kaçma eğilimi gibi dışavurumlardaki benzerlikler nedeniyle birbiriyle karışabilir. Örneğin; bir ayının saldıracağına dair düşünce korku duygusu yaratır. Sınav esnasında başarısızlığa uğrayacağı düşüncesi ise kaygı duygusuna neden olur. Eğer kişi olaya fiziksel bir risk ya da tehdit anlamı yüklüyorsa korku, kişiliğine bir risk ya da tehdit anlamı yakıştırıyorsa kaygı duygusundan bahsetmek mümkündür. Korkunun kaynağı, kişi tarafından fark edilen, tehdit edici bir uyaran olarak bilinçli bir biçimde algılanabilirken, kaygının kaynağını belirlemek ve gerçekçi bir tutum takınmak her zaman mümkün değildir.

Çocuklar ve korkuları

Çocuklar yaşamlarının daha en başından itibaren korku ve kaygı ile karşılaşırlar. Çocuklar için bütün tehditler kendilerinin varoluşlarına, yaşamlarına karşı olan birer tehdit olarak da algılandığı için kaygı ve korku ifadeleri bir arada kullanılır. Yapılan araştırmalar; anne karnından itibaren bebeklerin, çevresinde olup bitenlerden etkilendiğini ve bu yaşantılara çeşitli tepkiler verdiğini gösterir. Anne karnındaki yedi buçuk haftalık bir bebeğin bile, yüksek ses gibi kendisine göre beklenmedik, tehlikeli bir uyarana kafasını geri çekme, vücudunu germe gibi tepkiler verdiği ultrason görüntülerinde görülmektedir. Bebeklerin doğuştan getirdikleri mizaç özellikleri kaygı yaratan durumlara verdikleri tepkilerin farklılık göstermesine neden olur. Doğuştan itibaren daha çabuk uyarılan, hassas bebekler daha yoğun tepkiler verirken, uyaran kalkanı daha kalın olanlar, böylesi durumlarla daha az tepkisel olabilir. Dolayısıyla rahatsız olma eşiği ve buna eşlik eden rahatlama düzeyi ve şekli farklı olabilir. Anne, bebeğinden gelen bu ağlama tepkilerinin önce ne anlama geldiğini anlamaya, daha sonra da bebekte kaygı uyandıran durumu ortadan kaldıracak uygun girişimde bulunarak bebeğini sakinleştirmeye çalışır. Bebeğinin hissettiği kaygıyı onun adına kelimelere dökmesi, onu rahatlatan yaklaşımı, ses tonu ve ifadesi bebeğin bu duyguların baş edilebilir olduğunu içselleştirmesine yardımcı olur.

Korkular, anne karnında başlıyor

Çocukların gelişimleri süresince belli yaş dönemlerinde yaşadıkları farklı korkuları vardır. Bebekler, 4-6 haftalık olduğunda anne-babalarını diğer insanlardan ayırt etme tepkileri vermeye başlarlar. Yapılan araştırmalar, 1 aylık bebeklerin anne babaların yüzlerini, seslerini ve davranışlarını diğer insanlardan ayırt edebildiğini gösterir. Tanıdıkla tanımadık arasındaki bu fark 5-6 aya doğru yabancı korkusuna neden olur. Bebekler bilinç düzeyi artıp yenilikleri daha çabuk fark ettikçe tepki verirler. Henüz nesne sürekliliği olmadığı için, bir eşyayı ya da kişinin kendisini görmediğinde de var olmaya devam ettiğini düşünemez. Yani, bir kişiyi düzenli olarak görmüyorsa kendisi için yabancı olur. Dolayısıyla eve arada sırada gelen aileden birine bir yabancı gibi davranabilir. Sadece yanından yabancı birisinin geçip ona gülümsemesi bile bebek için tehdit edici olarak algılanabilir. Bu nedenle alışma sürecinde bebeğin sakinleşip kendisini hazır hissedene kadar kucakta kalması, onun yeni deneyimlere karşı güvenini arttıracaktır. Kısa zamanda bu durumlarla nasıl baş edeceğini öğrenecek ve bu korkusunu aşacaktır. Yabancı kaygısı zaman içinde biraz daha azalmış gibi görünse de bebeğin yürümeye başlaması ve özgürce dilediği yerlere gidebilmesiyle, yabancı ortamlara ve insanlara karşı tepki göstermesi tekrar ortaya çıkar.

Korkularının farkında olun

Okul öncesi dönemde, çocuklar gerçek duygularını dile dökmekte ve bunların farkına varıp baş etmekte özellikle zorlanırlar. Oysa bu dönem, çocukların duygularının en yoğun olduğu dönemlerden biridir. Çoğu zaman anne babalar yaşanan olayları, konuşulanları, seyredilen filmleri, vs.'yi çocuklarının duymadığını, farkında olmadığını ve anlamadığını düşünürler. Ancak çocuklar etraflarında olan biten her şeyin farkındadırlar, sadece duydukları ve gördükleriyle ilgili kendi başlarına baş edecek donanımları yoktur ya da ifade edemezler, ancak davranışlarıyla gösterirler. Çevresindeki yetişkinlerin görevi, çocuğun kaldıramayacağı durumlarla karşılaşmasını önlemek, eğer karşılaşıyorsa da bu durumu yok saymak yerine çocukla konuşmak, onun olası hislerini çocuğu adına ifade etmektir. Duyguların sözel olarak ifade edilmemesi, onların olmadığı anlamına gelmez. "Korkacak bir şey yok" demek yerine korktuğunun farkında olduğunun çocukla paylaşılması ve çocuğun ihtiyacına göre ona destek sağlanması gerekir.

Beklenmeyen durumlar endişelerini tetikler

Çocuklar 2-3 yaşından itibaren dili daha iyi kullanırlar ve sosyal ortamda kendilerini ifade becerileri de kazanırlar. Doğum günü, tiyatro, restoran gibi kalabalık ve gürültülü ortamlara, çocuklar olsa dahi girmekten çekinebilirler. Genellikle beklenmeyen durumlar çocukların endişelerini tetikler. Bu nedenle böyle bir ortama götürmeden önce ona nasıl bir ortamla karşılaşacağını, kimleri göreceğini anlatmak biraz olsun endişesini azaltabilir. Kendisinin çok sevdiği küçük bir oyuncak veya bir eşyayı ona eşlik etmesi için vermek sizden uzakta sizi temsil eden bir destekle kendisini tek başına hissetmemesine yardımcı olur. Böyle ortamlarda gruba katılması için çocuğu zorlamamak, ve baskı uygulamamak gerekir. Çocuk kendini hazır hissettiğinde gruba yanaşacak ve oyuna katılacaktır. Gitmeyi planladığınız restoran ya da tiyatroda çocuğun sinyallerini takip etmek, huzursuzluğunun baş edilenden fazla olmamasına dikkat etmek gerekir.

Korkuyu yetişkinlerden de öğrenirler...

Çocuklar gerçekleri yetişkinlerden farklı yorumlarlar. Bazen gerçek dünyadan bazen de hayal dünyalarından oluşturdukları şeyler korkularının kaynağı olabilir. Çocukların da tıpkı bizim gibi kendilerine ait bir iç dünyaları ve fantazileri vardır. Bu yüzden her çocuğun farklı korkuları ve farklı tepkileri olabilir. Yanlış yaptığında bağıran babadan korkmak, oyunda dinazordan kurtulmaya çalışan bir geyik olarak canlanabilir hayalinde... Kendi agresif dürtülerinin farkına vardıkça dış dünyaya yansıtarak çevrelerindeki diğer canlıların saldırganlığından korkmaya başlayabilir. Özellikle de 3-6 yaşlarında bir köpek, bir hayvan veya tanımadığı bir insandan korkabilirler. Örneğin, köpeklerin veya böceklerin kendilerini ısırmasından korkabilirler. Yaklaşırken daha temkinli olurlar ve güvendikleri kişinin onayını almaya ihtiyaç duyarlar. Bu gibi durumlarda yetişkinin rolü de önemlidir. Benzer konularda korkuları olan yetişkinleri gözlemliyor olmak, çocuğun başlangıçtaki doğal ve var oluşuna ait tetikte olma halinin devamlı ve şiddetli olmasına neden olur. Unutmamak gerekir ki; çocuklar kendisine söylenilenlerden belki de daha fazla gördükleri ve gözlemlediklerinden öğrenir.

Gerçekle hayal dünyasını karıştırırlar

Bazı anne-babalar, 3-6 yaş dönemindeki çocuklarının kendi başına uyumakta zorlandığını, gece yarısı karanlıktan veya korkulu bir rüyadan korktuğunu belirterek yanlarına geldiklerini söylerler. Okul öncesi dönemde çocuklar gerçekle hayal dünyasını birbirinden tam olarak ayırt edemez. Bu yüzden cadılardan, hayaletlerden, gördükleri kabuslardan, kuklalardan veya televizyon kahramanlarından korkarlar. Gün içerisindeki gerginlikler kabus olarak ortaya çıkar. Çocuk uykudan ağlayarak kalkıp, uyku uyanıklık halinde ağlamasına devam edebilir. Bu gibi ağlamanın yoğun olduğu durumlarda; çoğu zaman sözel iletişim en aza indirilebilir. Bunun yerine daha çok tensel temas, kucağa alma, sırtını sıvazlama, beraberce sallanma gibi bedensel destekler yardımcı olabilir. Kimi çocuk da hiç dokunulmak istemeyebilir. Burada önemli olan, ebeveynin kendi çaresizliğinin getirdiği öfkeyle değil, yetişkin olmanın getirdiği sükunetle yaklaşmasıdır. Bu gibi durumlarda ideal olanı anne babanın kendi yataklarına çocuklarını almaması, ancak çocuğun odasında sakinleşip tekrardan uykuya dalana kadar yanında eşlik etmesidir. Yine bu dönemde anne-babanın yatağının farklı bir anlamı vardır. Kendilerinin nasıl doğduğunu merak ederler, anne ya da babalarıyla evlenmenin hayalini kurarlar. Dolayısıyla da anne-babalarının yalnızken ne yaptığını merak edip, onun bir parçası olmak isteyebilirler.
Kendi iç dünyalarındaki bu merak ve istek, bir tarafıyla suçlu hissettirip bir cezanın geleceği düşüncesiyle, hayalet ya da cadıları bahane etmelerine neden olabilir. Bu nedenle evin çok güvenli olduğunu, hayaletlerin gerçek olmadığını söylemek çocuk tarafından kabul görmeyebilir. Bu gibi korkularla baş etmenin en kolay ve en iyi yolu oyunlardır. Oyunla, çocuklar korkularını dışavururlar, kendilerinde sıkıntı uyandıran durumları oyuna döküp, buradaki hayali durumlarla baş etmek için güçlenirler. Bu yüzden akılcı açıklamaların yanında onlarla oyun oynamak, hayaletlerin resmini yapıp üzerinde konuşmak etkili bir yoldur.

Hazırlayan: Şenay Çelik