Çocuklarda uyum ve davranış bozuklukları

Çocuklarda uyum ve davranış bozuklukları

Çocuğunuzda zaman zaman farklı davranışlar gözlemleyebilirsiniz. Genellikle sevgi ve ilgi eksikliğinden kaynaklanan, adına “uyum ve davranış bozukluğu” denen bu durumun kalıcı bir hale dönüşmemesi için önlem almanızda yarar var.

  • Çocuk
  • Çarşamba 09.08.2017 16:07
Doğduğu andan itibaren sadece sizin kanatlarınız altında olan minik bir kuş gibidir çocuk. Bu minik kuşa hayatı öğretip kol-kanat germeye hazır mısınız? Miniğiniz her yeni güne farklı bir şeyler öğrenerek giriyor. Bir sabah uyanıyorsunuz "anne". bir gün ansızın "baba" demeyi öğreniyor. İlk sözcükleri, ilk gülüşü, ilk adımları, ilk arkadaşları derken hayatı keşfediyor. Bazen tüm bu becerilerini geliştirirken bir takım sorunlar ortaya çıkabiliyor. Kekemelik, uyku sorunu, yalan söyleme, alt ıslatma ve yeme sorunu gibi uyum ve davranış bozuklukları... Neden mi? Belki de minik kuşunuz yeni keşfettiği dünyaya tam olarak adapte olamıyor. Tabii bu uyum sürecine sadece çocuk değil, anne baba da dahil oluyor. Çünkü sorunun çözülmesi ya da kalıcı bir uyum ve davranış sorununa dönüşmemesinde anne babanın tutumu çok önemli! Uzman Psikolojik Danışman Elvan Gezen Ucur, çocuklarda görülen uyum ve davranış bozukluklarıyla ilgili bilmeniz gereken her şeyi anlattı. Ayrıca, her bir uyum ve davranış bozukluğu için yapılması gerekenlerle ilgili olarak anne babalara öneriler sundu.

Uyum ve davranış bozukluğu nedir?

Yaşam boyu süren gelişim; genetik etkenlerin ve çevrenin karşılıklı etkileşiminin bir ürünüdür. Gelişim süreci üç ana başlıkta değerlendirilir; "fiziksel gelişim ve motor beceriler", "sosyal ve duygusal gelişim", "bilişsel ve dil gelişimi". Çocuk gelişiminin tüm boyutları birbiriyle bağlantılıdır. Bir boyuttaki değişiklik diğerlerini etkiler ve diğerlerinin gelişiminden etkilenir. Örneğin; duygusal değişim, hem fiziksel hem de bilişsel gelişimi etkileyebilir. Bu durum da çocuğun bütününe bakmayı işaret eder. Gelişim süreci tüm çocuklarda benzerdir, ancak aile tutumları, çevre (beslenme, duygusal uyarılma, eğitim ortamı vb), kalıtım ve kişilik onları farklılaştırabilir. Bu nedenle bireysel farklılıklar önemlidir. Gelişim sürecinde çocuklar yeni beceriler kazanır. Çocuğun kazandığı her beceri yeni bir uyum ve öğrenme sürecidir. Bu da beraberinde uyum ve davranış sorunlarını getirebilir.

Uyum ve davranış bozukluğu ile normal davranış birbirinden nasıl ayırt edilir?

Çoğu zaman aileler yaşanan sorunun gelişim döneminden mi kaynaklandığını, yoksa bir davranış bozukluğu mu olduğunu tam olarak ayırt edemezler. Bu nedenle nasıl bir tutum sergileyecekleri konusunda da kararsız kalırlar. Ailelerin tutumları sorunun hallolmasını, en azından azalmasını sağlayabilirken sorunun şiddetlenmesine de neden olabilir. Bu ayrımı doğru şekilde yapabilmeleri için anne babaların dikkat etmeleri gereken önemli noktalar vardır: Çocuğun gelişim özelliklerini ve yaşına özgü davranışları bilmek, sorun olarak adlandırılan davranışa yönelik tutumları belirginleştirir. Sorun olarak görülen davranış, gelişim dönemine özgü geçici bir durum olabilir. Örneğin; 2-3 yaşlarında ortaya çıkan uyku sorunları, 3-4 yaşlarında artan inatçı davranışlar gibi... Çocuğun içinde bulunduğu yaş dönemine ilişkin genel özellikleri bilmek, ihtiyaçlarını fark etmek ve bu özeliklere göre tutumunuzu biçimlendirmek özellikle endişe duyduğunuz durumlarla başa çıkabilmenizi kolaylaştırır, beklentilerinizi daha uygun hale sokar. Davranışın sıklığı ve şiddeti de önemli bir ölçüttür. Sorunlu davranışın farklı ortamlarda da görülmesi ya da davranışın yoğunluğunda gözle görülür bir artış olması dikkat edilmesi gereken noktalardandır. Bu davranışın hangi ortamlarda daha çok görüldüğü de önemlidir. Çocuk evde hırçın olabilir, ancak dışarıda uyumludur. Annesini dinlemez, ama babasının da sözünden çıkmaz. Bu durumda davranışın ortaya çıktığı ortamı da değerlendirmek ve iyileştirme yapmak gerekir. Belli bir nedenden dolayı ortaya çıkan davranışın bir süre sonra kaybolmaması ve süreklilik göstermesi davranış sorunu olarak nitelendirilebilir. Örneğin; kardeş doğumu, taşınma ve okul değişikliği gibi faktörler, çocukları belli bir dönem olumsuz etkileyebilir.

Uyum ve davranış bozukluğuna yol açan nedenler

Fiziksel ve psikososyal temel ihtiyaçların karşılanmaması


Çocukların sağlıklı ve mutlu gelişimleri için temel ihtiyaçlarının karşılanması çok önemlidir. Beslenme, uyku, temizlik, giyim, barınma ve korunma gibi ihtiyaçların en iyi düzeyde sağlanması gerekir. Sevme, sevilme, başarı, kabul görme, bir gruba ait olma, sosyal statü kazanma, saygınlık ve sosyal ortam içinde kendini güvende hissetme gibi temel fiziksel ihtiyaçlar psikososyal ihtiyaçlar arasındadır. Çocuğun bu temel ihtiyaçlarının gelişim süreci içerisinde yeterli düzeyde karşılanmaması bazı uyum ve davranış sorunlarına yol açabilir.

Organik sebepler

Zeka gerilikleri ve gelişimsel gerilikler söz konusu olduğunda, bu çocuklarda asıl soruna eşlik eden bazı uyum ve davranış bozukluklarına rastlanır.

Travmaların etkisi

Travma yaratan bazı etkenlere bağlı olarak da uyum ve davranış sorunları gelişebilir. Trafik kazaları, ameliyat, sürekli tedavi gerektiren bir hastalık, yangın, deprem gibi yıkıcı yaşantılar, aile içi sorunlar, şiddete tanık olma ya da fiziksel şiddet görme, cinsel istismara maruz kalma, boşanma, ebeveynlerin birinden uzak kalma ve bir yakının vefatı gibi olaylar bu etkenler arasındadır. Çocuk başa çıkamayacağı ya da ifade etmekte zorlanabileceği bu tür bir olay karşısında farklı ve istenmeyen birçok davranış sergileyebilir.

Aile içi ilişkiler

Çocuğun annesiyle ya da birinci derecede bakımını üstlenen kişiyle ilişkisi ve kurduğu iletişimin niteliği çok önemlidir. 0-2 yaş döneminde anne ile çocuk arasında güven duygusunun sağlıklı oluşmaması, çocuğun ileri ki yaşlarda karşılaştığı sorunlarla başa çıkmakta başarısızlık yaşamasına neden olabilir. Çocuğun yaşı ilerledikçe zaten hep var olan babanın rolü daha da önem kazanmaya başlar. Çocuk 1 yaş itibariyle anneden fiziksel bağını koparmaya ve bağımsızlaşmaya çalışır. Artık çevreyi kendi başına keşfetme ihtiyacı içerisindedir. Anne baba çocuk üçgeni içerisindeki iletişim, tutum ve davranışlar artık farklılaşır. Bu noktada önemli olan, farklılaşan tutum ve davranışların çocuğun psikolojik gelişimini olumsuz etkilememesidir. Ayrıca 0-6 yaş, kişilik gelişiminin temellerinin atıldığı önemli bir dönemdir. Bu dönem içerisinde yaşanan iletişim sorunları, uyum ve davranış bozukluğu olarak ilerleyen zamanlarda karşınıza çıkabilir.

Anne baba tutumları

Burada en önemli neden anne babanın çocuğunun gelişim özelliklerini bilmemesidir. Yaşanılan birçok endişe çocuğun içinde bulunduğu döneme özgü özelliklerini bilmemekten kaynaklanır. Sadece bedensel motor ve zihinsel dil gelişimi değil, sosyal ve duygusal gelişim de özellikle ilk çocukluk döneminde biçimlenmeye başlar. Ergenlik ve yetişkinlikteki davranışların temeli, çocukluk dönemindeki tutumlardır. Anne babanın çocuğun ihtiyaçlarını fark etmesi ve buna göre tutumlarını biçimlendirmesi, onun endişe duyduğunuz durumlarla başa çıkabilmesini kolaylaştırır. Dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli nokta da, ailelerin sorun davranışın nedenini çoğu zaman ev ortamı dışında arıyor olmalarıdır. Eğer bilinen başka bir nedeni yoksa aile içi ilişkileri ve tutumları gözden geçirmek gerekir. Davranış bozukluğu başka bir faktöre bağlı olarak ortaya çıksa da, uygun olmayan hatalı anne-baba tutumları nedeniyle artabilir ya da yeni uyum ve davranış bozukluklarının ortaya çıkmasına neden olabilir. Ailenin sorunlu davranış karşısında nasıl bir tutum sergileyeceğini bilememesi, anne-baba arasında bu soruna karşı tutum birliği sağlanamaması ve çocuğa yönelik farklı mesajlar içeren tutumlar sergilenmesi, yaşanan uyum ve davranış probleminin artmasına ve farklı sorunların eşlik etmesine neden olur. Özellikle aşağılama, küçümseme ve eleştirme gibi uygun olmayan tavırlar, sorunun hızlı bir şekilde artmasına neden olur. Ayrıca zaman zaman ailelerin çocuğun gösterdiği davranışı bilinçli yaptığını düşünerek görmezden gelmeleri; sorunun kendiliğinden geçmesini beklemeleri hatalı bir anne-baba tutumudur. Dolayısıyla sorunlar başladığında bazı önlemlerin alınması gerekir.

Çocuklarda görülen uyum ve davranış bozuklukları

Yeme sorunu
Yeme sorunu genellikle bedensel bir nedenle değil; psikolojik bir etkenle ilişkilendirilir. Çoğu zaman yemek konusunda aşırı hassasiyet gösteren, çocuğun büyümesi ve gelişmesine odaklanan ailelerde, çocuğun yemek yememesi yaygın bir sorundur. Yemek konusunda aşırı katı davranan, endişeli ve huzursuz tavırlar sergileyen annelerin çocuklarında yeme sorununa sıkça rastlanır. Kendi kendine yemek yiyebilecek yaşta olmasına rağmen çocuklarına aşırı düşkün olan anneler bu konuda onlara çok da fırsat tanımazlar. "Yedirmezsem aç kalır" cümlesi çok sık karşılaşılan bir ifadedir. Bazı anneler çocuk yeterli gıdayı alamaz endişesiyle kendi başına yiyebilecek durumdaki çocuğa kendileri yedirirler. İşte çocuğa yapılan bu tür baskı ve engellemeler yemek yememe sorunu olarak ortaya çıkar.

Yapmanız gerekenler: Yemek yememesiyle ilgili fizyolojik bir sorun olup olmadığı incelenmelidir. Yiyeceği kadar yemeği tabağına koyması için olanak sağlanması ve böylece yemek miktarının çocuğa bırakılması faydalı olabilir. Çocuğa yemek yemesi için ısrarcı olmak, sevmediği yiyecekleri yemesi için zorlamak, oyunla veya bilgisayar/televizyon karşısında yemek yedirmek ve yemek konusunda katı davranmak hatalı tutumlardır. Dolayısıyla anne-babalar bu gibi tutum ve yaklaşımlardan uzaklaşarak daha ılımlı ve pozitif bir tutum içine girmelidir.

Uyku sorunu

Bedensel veya nörolojik bir nedenden kaynaklanmıyorsa uyku sorununun nedeni için, psikolojik etkenler üzerinde durulması gerekir. Bazı çocuklar aşırı hareketlidir ve büyük bir enerjiye sahiptir. Uykuları kısa süreli ve huzursuzdur. "İyice yorulsun da mışıl mışıl uyur" ifadesi bu çocuklarda geçerli değildir, çünkü çocuklar yoruldukça uykuları kaçar. Uyku konusunda aşırı titiz ve katı olan ailelerin çocuklarında da uyku sorunlarına rastlanır. Ayrıca kalabalık ve gürültülü ortamlar, aile içi geçimsizlik, kardeş doğumu ve kıskançlık, karanlıktan ya da yalnızlıktan korkma gibi nedenler de uyku sorunlarına yol açabilir.

Yapmanız gerekenler: Uykudan önce gerginliğini atması ve rahatlaması için pasif nitelikte etkinlikler yapılabilir. Gerçekten uykusunun geldiği saatlerde yatmasını ve dinlenmesini söylemek etkili olur. Bu konuda baskı yapmak yerine çocuğu rahatlatmak daha faydalıdır. Uyuması için kucağa almak ve yanına yatmak gibi sonradan çocuk için alışkanlığa dönüşecek davranışlar sergilememek gerekir. Uyku süreci bir alışkanlıktır. Öncelikle çocuğa güven duygusu verilmelidir.

Kekemelik

2-4 yaşları arasında düzgün konuşamama ve kekeleme gibi durumlara sık rastlanır. Konuşmayı yeni öğrenen çocuk kendini ifade ederken anlaşılır biçimde konuşmakta zorlanabilir, aklından geçenleri aynı hızla sözlü ifadeye dökemeyebilir. Bazen de çocuğun yaşadığı ani duygusal bir sıkıntı, korkutucu bir olay kekemeliğe neden olabilir.

Yapmanız gerekenler: Kekemeliğin ileri yaşlarda da devam etmesi durumunda mutlaka bir uzmana danışılmalıdır. Kekeleyerek konuşsa bile onu sabırla dinlemek, konuşma fırsatı vermek ve konuşması üzerine yoğunlaşmamak gerekir. Konuşmasını düzeltmek ya da bu konuda sabırsız davranılmamalıdır. Belli bir yaşantı sonrasında başlayan kekemelik sorununda, çocuk psikolojik olarak rahatlatılmalıdır. Soru-cevap yoluyla kendini ifade etmesine olanak sağlanmalıdır.

Korkular

Bilinmeyen, yeni karşılaşılan şeyler insanda bir ürküntü ve çekinme yaratabilir. İlk çocukluk dönemi, çocukların yaşamlarını tanımaya başladıkları, içinde bulundukları ortamı ve ortamdaki farklılıkları gözlemlemeye çalıştıkları bir dönemdir. Yeni şeylerle tanışırlar. Daha önce hiç duymadıkları ve görmedikleri şeyleri zihinlerinde tanımlamaya çalışırlar. Zihin yetenekleri geliştikçe ve bildikleri, tanıdıkları şeylerle karşılaştıkça çocukların korkuları da azalır. Korkular bu şekilde bilinmeyenden kaynaklandığı gibi ev ortamlarından ve çocuğun arkadaş çevresinden de kaynaklanabilir. Evde anne-baba veya diğer bir yetişkin tarafından korkutulan çocuklarda, bu korkuların yerleşmesi mümkündür. Özellikle okul öncesi çağda anne-babadan ayrılma kaygısı yaşayan çocuğun, ebeveyni tarafından bırakılıp gitmekle korkutulması sonucunda güveni sarsılabilir ve bu korku çocuğa yerleşebilir. Örneğin; "Seni burada bırakır giderim" gibi bir ifade anne-baba tarafından çocukta terk edilme korkusunun temellerini atabilir. Ayrıca bu tür korkutmalar yapılmadan da çocuklarda bazı korkular gelişebilir. Ancak çocuğun içinde bulunduğu ortamdaki yetişkinlerin farkına varmadan korku objelerini çocuğa göstermeleri ve kendi korkularını çocuğa yansıttıkları gözlemlenir. Örneğin; en sık görülen korkulardan biri olan hayvan korkusu çoğu zaman çocuğun yetişkinden örnek aldığı bir korkudur. Veya yalnız yatmaktan korkan bir çocuğun annesinin, eşi evde olmadığı zamanlarda çocuğunu yanına aldığı görülür.

Yapmanız gerekenler: Korkunun türü ne olursa olsun çocuğu anlamaya çalışmak, ona güven vermek ve çocuğun yaşantısını, etkilenebileceği şeyleri gözlemleyebilmek önemlidir. Yine aile içi ilişkilerin ve okul ortamının gözden geçirilmesi gerekir. Anne-baba; çocuğa ihtiyacı olan zamanı tanıyabilmeli, onun korkularını paylaşmasına olanak sağlamalı, olumsuz etkisi olabilecek durumları iyi gözlemleyebilmeli ve soğukkanlı olmalıdır.

Çekingenlik

Çekingen ve içe dönük çocuklar yaşıtlarıyla ilişki kurmak ve sosyal ortama girmektense yalnız olmayı tercih ederler. Kendilerini sözel olarak ifade etmekte zorlanırlar. Zaman zaman grup içine girme cesaretini gösteremezler ve birinin yönlendirmesine ihtiyaç duyarlar.

Yapmanız gerekenler: Başarılı olabileceği alanları keşfetmek ve bu konuda kendini gösterebilmesi için motive etmek gerekir. Konuşması ya da sosyal ortama girmesi için azarlayıcı tutumlarda bulunmak ve onu cesaretlendirmek adına alaycı tavırlar sergilemek hatalı tutumlardır. Kendini güvende hissetmesini sağlamak ve bu konuda sabırlı olmak gerekir. Yalnız kalma isteği anlayışla karşılanmalıdır. Ayrıca çekingenliğinin nedeni araştırılmalıdır.

Parmak emme

Emme refleksi çocukların doğuştan sahip oldukları en önemli reflekslerden biridir. Doğumdan sonraki ilk aylarda parmak emme doğal bir davranış olarak kabul edilir. Ancak ilerleyen yaşlarda devam eden parmak emme davranışı uyumsuzluk belirtisidir. Bazı çocuklar sadece uykuya geçişte, bazıları ise gün boyunca parmak emerler. Tüm gün parmak emen çocuklar, televizyon seyretme ya da masal dinleme gibi pasif oldukları zamanlarda da bu davranışı yoğun olarak gösterirlerken, en aktif oldukları oyun zamanında bile parmak emen çocuklar vardır. Parmak emme davranışı genelde psikolojik bir soruna işaret eder. Gerçekten de çocuklar sıkıntılı olduklarında bu davranışa daha çok sığınırlar.

Yapmanız gerekenler: Çocukta kaygı yaratan bir etkenin var olup olmadığı araştırılmalı ve bunun ortadan kalkması için çaba harcanmalıdır. Çocuğu bu konuda azarlamak, korkutmak veya bebekleştiğini söyleyerek onunla alay etmek yanlıştır. Mümkün olduğunca davranışın görmezden gelinmesi, uyarı yapılmaması ve sabırlı olunması gerekir.

Tırnak yeme

Tırnak yeme, kişinin kendisine yönelik saldırgan tutumu olarak değerlendirilir. Ruhsal gerginlikler ve güvensizlikler bu davranışa yol açabildiği gibi anlık stres ve yorgunluklarda da ortaya çıkabilir. Ayrıca taklit yoluyla da öğrenilen bir davranıştır. Ailede aşırı baskılı ve otoriter bir eğitimin uygulanması, çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi, ilgi ve sevgi yetersizliği, kıskançlık, sıkıntı ve gerginlik, anne-baba geçimsizlikleri, anne-babanın kaygılı olması ve çocuğu aşırı derecede koruyup kollaması tırnak yemeye neden olur.

Yapmanız gerekenler: Çocuğun tırnak yeme davranışına neden olan etkenin ortaya çıkarılması önemlidir. 4 yaşına kadar bu davranış görmezden gelinebilir. Davranışı bırakmasıyla ilgili sürekli yapılan uyarılar, davranışın azalmasından çok artmasına neden olur. Bu yüzden nedenini bulmak ve bunu ortadan kardırmak gerekir.

Alt ıslatma

Alt ıslatmanın nedenleri bedensel ve psikolojik olmak üzere iki şekilde ele alınabilir. Ateşli hastalıklar, böbrek ve idrar yollarındaki rahatsızlıklar ve nörolojik bozukluklar alt ıslatma davranışının görülmesine yol açabilir. Genetik nedenlerden dolayı da çocuklarda alt ıslatma davranışı görülebilir. Bu davranış ön ergenlik döneminde ortadan kalkar. Alt ıslatmaya yol açabilen psikolojik nedenlerden bazıları ise hatalı ve yanlış zamanda verilen tuvalet eğitiminde çocuğun zorlanması, anneye yönelik ayrılık kaygısı, korkular, kardeş doğumu ve aile içi olumsuz iletişimdir.

Yapmanız gerekenler: Alt ıslatma davranışının tıbbi bir nedeni olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Bu davranışından dolayı çocuğu azarlamak ve korkutmak yanlıştır. Tuvalet eğitimi için çocuğun hem fiziksel hem de duygusal olarak takip edilmesi ve hazır olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Anlayışlı, sabırlı ve kararlı tutumlar sorunu çözebilir. Davranışa odaklanmamak ve çocuğu düzenli olarak tuvalete götürmek gerekir.

Mastürbasyon

Bu davranış ailelerde yoğun bir endişeye yol açar. Aslında hiçbir sorunu olmayan çocuklarda da görülebilir; çünkü mastürbasyon tesadüfen keşfedilerek alışkanlığa dönüşen bir davranıştır. Diğer yandan güvensiz, endişeli ve aşırı disiplinle büyüyen çocuklarda daha sık rastlanır. Bazı çocuklar da içinde bulundukları gerilimi azaltmak için bu davranışa yönelir.

Yapmanız gerekenler: Bu davranışın altındaki gerçek nedeni keşfetmek gerekir. Çocuğun ihtiyaç duyduğu sevgi ve ilgiyi göstermek ve kendini ifade etmesine olanak sağlamak önemlidir. Davranış görmezden gelinmeli ve sık uyarı yapılmamalıdır. Korkutmak, azarlamak veya alay etmek davranışın sıklığını ve şiddetini artırabilir.

Yalan söyleme

5-6 yaşlarına kadar çocukların bazı gerçek dışı sözleri, yalandan çok hayal gücünün bir ürünüdür. Gelişimsel bir özellik olarak hayal güçleri gerçekliğin önüne geçebilir. Hayal gücüyle beslenen bu gerçek dışı söylemler davranışsal bir problem olarak değerlendirilmemelidir. Çocukların hayal güçleri sınırsızdır, bunu serbestçe ifade etmek, duygularını ve düşüncelerini rahatlatır. Okul öncesi yaşlarda çocukların gerçeklere uymayan, hayali hikayeler anlattıkları; bazen bu hikayelere kendilerini de inandırdıkları görülür. Anne-babalar bu ifadeleri yalan olarak değerlendirerek endişelenebilirler. Ancak çocukların gerçek dışı söylemleri gerçeklik duygusunu kazandıkça azalır. Çocuk yalan söyleyerek bir kazanç sağladığında bu davranışı alışkanlığa dönüşebilir. Özlemlerini dile getiremediğinde bir savunma mekanizması olarak yalan söyleyebilir. Yalan, çocuğun kendini ifade edebilmesi için en uygun yöntem olmaya başladığında daha çok tercih edilir hale gelmeye başlar. Kendini değersiz hisseden, ihtiyaç duyduğu onayı göremeyen çocuk, sıklıkla ilgi çekme ve onay görme amaçlı yalanlara başvurabilir. Aşırı ilgi gösterilen ve ailenin merkezi haline gelen çocuklar da yalan söyleyebilir. Bu çocuklar sürekli onaylanan, istedikleri her şeye sahip olabilen çocuklardır. Buradaki "aşırılık" çocuğun hata yapmaya karşı toleransını düşürebilir, aile dışındaki sosyal ortamlarda problemleriyle başa çıkmakta zorlanmasına neden olabilir. Çocuk, hatasını gizlemek ve mükemmelliğini sürdürebilmek için de yalan söyleyebilir. Çok sık eleştirilen, hataları nedeniyle sürekli uyarılan çocuk, yalan söylemeyi bir kaçış yolu olarak görür. Hata yapmaktan kaçınmak istese de bunu nasıl yapacağını bilemeyen çocuk, yalan söyleyerek eleştirilerden ve uyarılardan kurtulmaya çalışır. Yalan söylemek aynı zamanda öğrenilen bir davranıştır. Çocuk anne babasının davranışlarını olumlu ya da olumsuz olarak ayırmaz, olduğu gibi model alır ve öğrenir.

Yapmanız gerekenler: Çocuklarının yalana başvurduğunu fark eden anne babaların öncelikle sabırlı ve anlayışlı bir yaklaşım içerisinde olmaları gerekir. Davranışın nedeni önce aile içinde keşfedilmelidir. Özellikle davranışın sıklığı ve sürekliliği göz önüne alınarak müdahale edilmelidir. Bu müdahale eleştiri, ayıplama, korkutma, sürekli olumsuz davranışa odaklanma ve takip etme şeklinde değil; çocuğun duygularını, düşüncelerini ve ihtiyaçlarını ifade edebilmesine olanak sağlayacak şekilde olmalıdır. Çocuk yalan söylediğinde, anne baba bunun yalan olduğunu anladığını çocuğa uygun şekilde hissettirmelidir. Anne baba söz konusu davranış problemiyle sürekli ilgilenilerek baskıcı bir tutum sergilememelidir ya da görmezden gelerek problemi yok saymamalıdırlar.

Hazırlayan: Başak Doğru