Çocuksu aşklar

Çocuksu aşklar

Çocuğunuz bir gün yanınıza gelip, “Ben birine aşık oldum!” derse ne yaparsınız? Onun bu masum itiraflarına karşı vereceğiniz yanıt ve sonrasındaki tutumunuz, psikolojik gelişimi açısından oldukça önemli!

  • Çocuk
  • Perşembe 10.08.2017 17:31
"Aşkın yaşı yoktur" sözünü atalarımız boşuna söylememiş. Çocuklar için ilk sevgi nesnesi anne iken, cinsel kimliğin farkına varıldığı 3-5 yaş civarında karşı cinse ilgi ve merak kendini göstermeye başlar. Yani bir gün küçük oğlunuzu veya kızınızı, arkadaşına "Ben büyüyünce seninle evleneceğim!" derken yakalarsanız hiç şaşırmayın. Peki, aileler bu gibi durumlarda çocuklarına karşı nasıl bir tutum sergilemeli? Bu sorunun cevabını Psikolog Didem Güven'den aldık.

Her çocuğun ilk sevgi ve aşk nesnesi annesidir

İlk yılında çocuk, özellikle anne ile adeta tam bağımlı bir aşk ilişkisi yaşar. Tüm ihtiyaçlarının anne tarafından karşılandığı, dünyayı annesi ile var olan ilişkisinden ibaret sandığı bu dönem, çocuğun henüz bir üçüncünün pek de farkına varmadığı baba temsilinin çok da gelişmemiş olduğu bir dönemdir. Kişilik yapısının ve aynı zamanda arzularının oluşmaya devam ettiği 3-5 yaş döneminde ise çocuk, karşı cinsle olan ilk deneyimlerini anne babasıyla ilişkisinde yaşamaya başlamıştır. Annesine aşık bir erkek çocuğu ya da babasına hayranlık duyan bir kız çocuğu tam da bu dönemi deneyimler. Bu yolla kendi kadın ya da erkek rolünü tanıma şansı bulurken, kendi bedeni üzerindeki ilgi ve merak duygularını keşfeder. Çocuğun olumlu bir benlik duygusu geliştirebilmesi açısından değerli olan bu dönem, ileriki dönemlerin sağlıklı kimlik gelişiminin de yüksek oranda belirleyicisidir. Bu anlamda, engelleyici, yargılayan, cezalandıran tutum ya da davranışlarda bulunmak, çocuğun bu dönemi sağlıklı şekilde yaşamasına engel olacaktır.

Cinsel konulara merak

Cinsel dürtüler ergenlikte ansızın uyanmadığından, yine bu dönemin tipik bir özelliği olarak çocuk, cinsel konulara merak duymaya başlar. Bu merak, çocuğun diğer merakları gibi yerinde ve sağlıklıdır. Cinsel konuları, cinsiyetler arasındaki farklılıkları, dünyaya nasıl geldiğini merak eden ve sorgulayan çocuk, aslında kendisini, çevresini ve dünyayı tanıma arzusuna sahiptir; aynı zamanda rol arayışı içerisindedir. Çocuğun yaşına uygun, basit, kısa ve endişesiz bilgiler vermek, çocuğun suçluluk duymasını engelleyeceği gibi güvenini de destekleyeceğinden oldukça önemlidir. Söz konusu arayışın diğer bir parçası, çocuğun hemcins ve karşı cins akranlarıyla gireceği ilişkilerde de gözlemlenebilir. Çocuk ev dışında bir öteki ile karşılaşma ve bu karşılaşmadan kendisi ile ilgili veriler toplama ihtiyacındadır. Okul öncesi dönemde oynanan evcilik oyunu oldukça iyi bir örnektir. Bu oyunda çocuklar, kadın ve erkek rollerini deneyimleyerek, "Ben kimim?" sorusuna yanıt ararlar. Benzer şekilde, çocukluk dönemi aşkları da çocuğun beğenilme, onay alma, kendini gerçekleştirme ve duygusal doyum ihtiyaçları çerçevesinde değerlendirilmelidir.

"Çocuk, yoğun cinsel içerikli görsellere maruz kalmamalı"

Olumlu bir benlik duygusu, çocuğun zihinsel, duygusal ve bedensel ihtiyaçlarını giderebilmek adına keşif yapabilmesi ve çoğunlukla çevresiyle iki yönlü bir etkileşime girmek yoluyla öğrenebilmesi sayesinde gelişir. Bu anlamda çocuk gelişiminde çevrenin etkisi büyüktür. Hızla gelişen ve çok fazla uyaranın olduğu günümüz dünyasında çocuklar, çevreden, görsel basın ve yayınlardan, internet içeriklerinden olumlu ve olumsuz oldukça fazla şey gözlemleyebilir. Erotik materyalin de yoğunca bulunduğu ve çocukların bu materyallere kolay ulaşabilir olduğu bu düzen, çocukların zihinlerinin cinsel içerikli uyaranlara karşı kolay etkilenebilir olmasına neden olabilir. Bunun yanında, çocukların cinsel konu ve olaylara olması gerekenden çok daha erken zamanda merak duymaya başlamalarına ve olaylara erotik anlamlar yüklemeye yatkın hale gelmelerine yol açabilir. Yoğun cinsel içerikli görsellere sıkça maruz kalmak nedeniyle çocuk beyninin doğal gelişiminin olumsuz etkilenebilmesi, bahsedildiği tarzda bir algı değişiminin yanında, çocukların sorumluluk alma, gerçek yaşamı kavrayabilme ve dolayısıyla fiziksel ve ruhsal açıdan sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürebilme yeteneklerini köreltebilir.

Hazırlayan: Aytülike Keskin