Eyvah çocuğum büyüyor

Eyvah çocuğum büyüyor

Çocuklar büyüdükçe onlarla olan iletişim biçimi de, anne babalar için farklı bir boyut kazanıyor. İşte doğru iletişim önerilerimiz…

  • Çocuk
  • Cuma 11.08.2017 10:07
Çocuğunuz karşınızda size bir şey söylerken onu ne kadar önemsediğiniz, iletişim biçiminizle kendini ele veriyor. Yaklaşım biçiminiz, onun "dürüst paylaşımlarını" da doğrudan etkiliyor. Bazen anne-babalar çocuklarına ne kadar yardımcı olmaya çalışırlarsa çalışsınlar, yaklaşımlarının işe yaramadığından veya durumun daha berbat bir hal aldığından yakınıyorlar. Ben de, "Eyvah Çocuğum Büyüyor" atölye çalışmalarıyla bu konularda ailelere yardımcı olan İletişim Psikolojisi Uzmanı, Aile ve İlişkiler Danışmanı Bilimseli Akarsu'ya; anne babaların çocuklar büyüdükçe oluşan iletişim sorunlarıyla nasıl başa çıkabilecekleriyle ilgili sorularımı yönelttim. Hem katılma fırsatı bulduğum atölye çalışmasında hem de aldığım cevaplarda iletişimin çok farklı bir boyutuyla tanıştım. Sizin de etkileneceğinize eminim!

İletişim nedir ve neden önemli?

İletişim görsel, işitsel, dokunsal, tatsal ve kokusal kanallardan oluşan çok kanallı bir süreçtir. Anlamak ve anlaşılmak doğasal isteğimiz. Hatta Antik Yunan'dan günümüze değişmeyen konuşma ve anlaşılma duygumuz bizi sürekli daha iyi bir konuşmacı olma isteğine çağırdı. Yalnız "daha iyi konuşma, aktarma" konusunda gösterdiğimiz çabayı, "daha iyi dinleme ve anlama" hususunda pek gösteremedik ki, bu yüzden bugün en önemli sıkıntılarımızdan bir tanesi, sağlıksız iletişim. Verdiğimiz mesajların, mesajı verdiğimiz kişiler tarafından anlaşılmasını, umursanmasını ve kaale alınmasını isteriz. Çocuklarımızda da durum böyle işler, onlar da anne babaları tarafından anlaşılmak, umursanmak, kaale alınmak isterler. Çünkü anlama ve anlaşılma çerçevesinde kurulan iletişim, onlara kendilerini değerli hissettirir ve bu durum insan için önemlidir.

Çocuklarla iletişimde anne-babaların sıklıkla yaptıkları hatalar neler? İletişimde püf noktaları neler olmalı?

İki kulağımız, bir ağzımız var; ama daha fazla konuşup daha az dinliyoruz! Anne-babalar en çok, dinlemekle ve kullandıkları kelimelerin içeriğini fazla önemsememekle ilgili hatalar yapıyorlar.

1- Dinleme alışkanlığınız, başkalarından çok sizin tarzınızla ilgilidir:

İletişime geçtiğiniz zaman dilimlerine bir dönün lütfen, daha çok "ben" ve konuşma merkezli olduğunu göreceksiniz. Kimilerinin anlamaktan daha ziyade kaygısı, "anlaşılmak"tır. Haliyle de kendi yaşam tarzınız bunun üzerine kuruluysa ve sosyal yaşamınız içinde anlaşılma kaygınız varsa; kurduğunuz iletişim genel anlamda konuşmak ve anlaşılmak üzerineyse, doğal olarak evde çocuğunuzla da iletişime geçtiğinizde bu tek taraflı ve yargılarla dolu bir iletişim olacaktır.

2- Çocuğunuzla iletişim kurarken onu özenle, dikkatle dinleyin ve yargılardan uzak durun:

Çok sevdiğim ve atölye çalışmalarımda da kullandığım bir örneği paylaşmak istiyorum;

Çocuk: Bugün okulda Melis'le küstüm ve benden silgimi istediğinde ona silgimi vermedim!
Sizin çocuğunuz böyle bir problemle eve geldi ve size bunu söyledi, ona yanıtınız ne olurdu? Biraz düşünün lütfen ve yazıya öyle devam edin... Muhtemelen bencillik ettiğini ve bencilliğin kötü bir alışkanlık olduğunu ona anlatmaya çalışırdınız. Ama farkında mısınız, daha onu yüreğinizle, zihninizle dinleyip gerçekten anlamadınız. Sadece, "Acaba bir yerlerde bir hata yaptık da, bu çocuk bizi doğru anlamadı ve bu tip bencillikler ediyor" türden bir kaygı içinizi kemirmeye başladı ve "anlaşılmak" için yargı dolu ifadeler saymaya başladınız. Oysa çocuğunuz size bunu açıklama ihtiyacı duymuşsa zaten üzgündür ve bu üzüntüsünü sizinle paylaşmak istiyordur. İşte bu yüzden; "Anne: Üzgün görünüyorsun tatlım." şeklinde iletişime başlamak daha uygundur.

3- İletişim esnasında kurulan kelimelerden ziyade, o kelimelerin ne anlam ifade ettiği önemlidir, bu noktaya dikkat kesilin:

Çocuğunuzun Melis'le olan problemine devam edelim;

Çocuk: O da silgisini sürekli evde unutmasın!
Anne: Senin de eşyalarını evde unuttuğun oluyor, böyle davranman doğru değil, arkadaşsız kalacaksın.
Çocuk: Evet, ama ben her zaman unutmuyorum. Başka arkadaşlarım var, ona muhtaç değilim.
Anne: Geç oldu, uyumalısın, sabah kalktığında hatanın farkına varacaksın.

Bunları söyleyerek, onun duygularını yok saydınız ve ona sen hatalısın, bencilsin, suçlusun dediniz aslında. Bu örneğimizden yola çıkarak aktif bir iletişim için size önerim şöyle, baştan başlayalım:

Çocuk: Melis'in silgimi kullanmasından nefret ediyorum, bugün yine silgimi kullandı ve ben onunla kavga ettim.
Anne: Üzgün görünüyorsun.
Çocuk: Zaten bütün gün teneffüslerde başkalarıyla oynadı, bir daha ona silgimi vermeyeceğim

Burada anlaşılmaktan çok anlamaya odaklanmış bir ebeveyn; aslında problemin silgiden kaynaklanmadığını, çocuğunun asıl meselesinin sevdiği bir arkadaşının onu gün boyu yalnız bıraktığı için mutsuz olduğunu ve problemin kaynağını daha iletişim başlarken manipüle ettiğini anlayacaktır. Devam edelim:

Anne: Melis'e kızgınsın ve onunla bir daha oynamak istemiyorsun (aktif dinleme).
Çocuk: Evet, ama onunla arkadaşlık etmeyi seviyorum, yalnız kalmak istemiyorum.
Anne: Yalnız olmak istemiyorsun.
Çocuk: Melis'e öyle davranmamalıydım, onu seviyorum ve yeniden silgimi kullandığında ona bu şekilde davranmak istemiyorum. Ama beni yalnız bırakıp teneffüste başkalarıyla oynadığı ve beni çağırmadığı için ona çok kızgınım, elimde değil.
Anne: O senin ona neden kızgın olduğunu biliyor mu?
Çocuk: Sanırım hayır, ona anlatmalıyım.
Anne: Anlatmalısın
Çocuk: Konuşursak yeniden arkadaş olabiliriz. Bu tarz bir iletişim şekli; çocuğun kendi olumsuzluklarını fark etmesini sağlar. Böylece anne, baba, çocuk arasında fikirlerin değer gördüğü saygılı, uzlaşmacı eğitici bir iletişim kanalı yakalanmış olur.

Bazı anne babalar, "Aman nasıl büyürse büyüsün, mükemmel olmaya çalışmayacağım." diye düşünüyor. Neler önerirsiniz?

Mükemmeliyetçi bir tutum da, gevşek bir tutum da sakıncalı! Olması gereken dengeli, kararlı ve yeterli bir tutum sergilemek! Aşırı sevgi ve sıkı eğitime maruz kalan çocuğa bebek gibi bakılır, tabiri caizse pamuklara sarılıp sarmalanır, aynı oranda da özel dersler, özel okul vs. şeklinde bütün imkanlar çocuğa sunulursa; genellikle buna karşılık olarak ondan ileri düzeyde bir başarı beklenir. İşte bu tutum, çocuğu nevrotik olmaya itebilir.
Mükemmeliyetçi anne-baba tutumunda olan ebeveynler, çocuğunun her şeyi yapabilmesi ve hatta kendi yapamadıklarını da çocuğunun yapması beklentisi içerisindedir. Spor da yapsın, piyano da çalsın, matematiği de iyi olsun, fizik de bilsin, deha olsun vs... Haliyle bu, çocukta özgüven kaybı, sürekli hayal kırıklığı ve aşırı titizlik gibi durumlara yol açabilir. Mutsuz bir bireyin tohumları atılmış olur.
Gevşek, kuralcılığa karşı bir tutum sergileyen anne-babaların çocuklarında ise "hoş görü" ve "boşver" anlayışı merkezdedir. Burada da çocuktan çok az şey beklenir ve disiplin yok denecek kadardır. Doğal olarak burada da çocuk sabırsız, bencil, istediği yapılmadığında suçlayıcı ve sürekli hizmet bekleyen bir birey olur.
Ayrıca tutarsız ve kararsız tutumlar da en tehlikeli olanıdır. Anne-baba aynı davranışa kimi zaman olumlu, kimi zaman olumsuz bir tepkiyle karşılık veriyorsa bu, anne ve babanın o anki psikolojik durumuyla ilintilidir ki; bu da çocuğu neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ayırt edebilme becerisini ona vermemek ve var olanı da elinden almak olur. Bunlar sosyal hayatımızın içerisinde sıklıkla karşılaştığımız kişilik prototipleridir. Örneğin; hepimizin hayatında bir gün içten, candan, sevgiyle son derece nazik; başka bir gün aksi, sevimsiz, eleştirel, kaba insan prototipleri vardır. İşte temeldeki sorun, kişinin çocukluk döneminde hangi tutumlarla ve iletişim modelleriyle yetiştirildiğidir. Goethe'nin söylediği gibi "Nasıl davranırsan, tıpkı ayna gibi sana öyle geri yansır!".

Peki, sağlıklı bir tutum nasıl olmalı?

Anne baba güven verici ve destekleyici olmalı. Çocuğunun, "Yapabilirim, başarabilirim, uğraşmalıyım" gibi dil kalıplarını yaşamına yerleştirmesini sağlamalı. "Ben zaten yapamam, başaramam, koşamam, tırmanamam" gibi korkularını ve olumsuz dil kalıplarını kullandığında; ona daha önce yapabildiği becerilerini anımsatmalı. Sağlıklı tutumda sevgi ve disiplin temel alınır, yani sınırlar bu çerçevede çizilir. Anne baba, kuralları ve sınırları belirlerken mutlaka kendi aralarında tutarlı olmalılar ve çocukla kurulan iletişim, anne babanın enerji iniş ve çıkışlarına göre değişkenlik göstermemelidir. Elbette modern dünyada, özellikle de metropol kentlerde çocuk yetiştirmek o kadar da kolay bir iş değil. Anne-babanın da kendine göre bir yaşantısı, zamansızlık problemi var. Bu yüzden yorgun düşebiliyor. Ama evlilik denge ve eşit dağılım ister. Bir de çocuk dünyaya getirilmişse aile içi iletişim farklı bir boyut kazanır. Bu nedenle anne babaların çocukla iletişim konusunda profesyonel destek almalarını tavsiye ediyorum.

Hazırlayan: Zuhal K. Eyüboğlu