Sık sık kucağa almak doğru mu?

Sık sık kucağa almak doğru mu?

Bağımsızlığını ilan eden çocuğunuz, sık sık kucağa gelmek istiyorsa, buna dur demelisiniz!

  • Çocuk
  • Cumartesi 12.08.2017 15:34

Ağladıkları, korktukları ve ihtiyaç duydukları her anda, çocuklar için bir sığınma durağıdır anne-baba kucağı… Kendilerini güvende hissettikleri tek yerdir. Böyle olunca çocuklar anne-baba kucağından ya hiç inmek istemezler ya da ihtiyaç duydukları anlarda "Beni kucağına al" diye tutturabilirler. Uzman Psikolojik Danışman Ece Bakanay, sık sık kucağa almanın çocukların kendi kendini sakinleştirme kapasitesinin gelişimini olumsuz etkileyebileceğini söylüyor. Kendi bireyselliğini ilan eden 2-3 yaş çocuğunuzun, yeniden anne-baba kucağına dönmesini önleyecek önerilerimiz var.

Anne kucağı

Anne kucağı bebek için güvenli, korunaklı, duygusal ve fiziksel ihtiyaçların karşılandığı bir yerdir. Bir annenin bebeğini kucağında tuttuğu anda bebek ile arasındaki mesafe, aslında bebek için anne imajını en net seçebildiği mesafedir. Kucak, bebek için hareket özgürlüğünü, rahatlığı, güveni, eğlenceyi ve birçok başka kavramı da ifade eder. Çocuklar için bu denli anlamlı olan bu konu, ebeveyn-çocuk ilişkilerinde çalışan uzmanlar ve teorisyenler için de ilgi alanı olmuştur. Yıllar içerisinde "çocuğun kucağa alınarak sakinleştirilmesi" konusuna dair anne-babalık yaklaşımları ve akımlar farklılık göstermiştir.

Bir dönem bebeğin özellikle uykuya dalarken ağladığı durumlarda kucağa alınmamasını öneren yaklaşımlar ön plandaydı. Çünkü bebeğin kendi kendini sakinleştirme becerisini geliştirmesini hedefliyorlardı. Fakat yenidoğan, doğası gereği anneye bağımlıdır. Dış dünyayı deneyimleyebilmesi ve keşfedebilmesi için birinin ona bu deneyimleri düzenleyerek iletmesi gerekir.

Örneğin, bebek duyduğu ani bir sesin tehlike sinyali olup olmadığını anne-babanın verdiği tepkiler üzerinden şekillendirir, sonrasında becerileri arttıkça ve beyin yapısı geliştikçe kendi deneyimleri ile yeni bağlantılar kurmayı başarır. Ama anne ve baba her zaman ilk referans noktasıdır.

Her ağladığında kucağa almak

Bebeğin kendi başına kalabilme kapasitesini desteklemeyen bir ebeveynlik tutumu, dış dünyanın fazlasıyla korkutucu bir yer olduğu imajını verebilir. Bu durumda bebeği huzursuzluk yaşadığı her durumda ya da ağladığında kucağa alarak sakinleştirmeye çalışmak; ona annenin bir uzantısı olduğu ve sakinleşmenin ancak bedensel-tensel temasla gerçekleşebileceği mesajını vermektir. Böyle bir yaklaşım da bebeğin kendi kendini sakinleştirme kapasitesinin gelişimini sekteye uğratabilir.

Bu durumda; her çocuk, her aile, her durum için tek bir doğru olmamak ile birlikte anne-baba; çocuğun ihtiyaçlarının (fiziksel, sosyal, duygusal, bilişsel) farkında olacağı ve bu ihtiyaçları karşılamak için çocukla ilişkide bulunacağı bir dengeyi kurmaya çalışmalıdır. Ve bu denge çocuğun gelişim dönemlerine göre de değişir.

2-3 yaş dönemi

Bebeklik dönemindeki güvenli kucak, 2-3 yaş döneminde bireyselleşme ve dünyayı keşfetmeye odaklı bir çocuk için tam olarak aynı anlamı taşımaz. Yani aslında en azından ruhsal olarak gelişimini sağlıklı sürdürebilmesi için taşımaması gerekir. 2-3 yaş dönemindeki çocuklar yürüme ve hatta öncelikle koşma konusunda uzmanlaşmış, dil gelişimi olarak kendi isteklerini ifade etmenin üstünde dünyaya hükmetme noktasına gelmişlerdir.

Bu dönem, anne-babalar için sonraki yıllardaki ergenliğin ilk provası gibidir. Bir anda kolayca dikkati dağıtılan, ikna edilebilen bebek, kendi isteklerinden vazgeçmeyen, ikna edilmesi neredeyse imkansız bir bireye dönüşür. Bu dönemde bir de tuvalet alışkanlığını kazandırmak gibi zorlu bir süreç de olduğu düşünülürse anne-babanın donanımlı olması önem kazanır.

Çocuklar kendi özerkliklerinin farkına varmaya çalışırlar, bağımsız bir birey olma yolunda ilk adımları atarlar (gelişen fiziksel becerileri de bunu mümkün kılar). Çevrelerini keşfederler, kendi isteklerini ortaya koyarlar. Tabii bu, evde bir çatışma alanı çıkmasına neden olur. Ebeveynlerin bu çatışmalar ile nasıl baş ettiği sağlıklı ruhsal gelişim için önemlidir. Burada en büyük tuzaklardan biri özgüven gelişimini ve özerkliğini destelemek adına sınırların net belirlenmesi olarak ortaya çıkar. İkinci tuzak ise anne-babanın çocuğun inatlaşmalarını daha güçlü inatlaşmalar ile bastırmasıdır.

Bu dönemde kucaktan uzaklaşması gerekir

Aslında 2-3 yaş, dış dünyayı keşfetme dürtüsü nedeniyle çocuğun kucaktan oldukça uzaklaştığı bir dönemdir. Hatta onları kucakta tutmak artık mümkün değildir. Ancak kucak yine de, tehlike anında ve sakinleşmeye ihtiyaç duyduklarında geri dönmek isteyecekleri güvenli bir yerdir. Bu durumda anne-babanın tepkileri ve çocuğun ihtiyacını ne şekilde karşıladıkları önem kazanır.

Düştüğü için ağlayarak babanın kucağına gelen bir çocuğu kucağa almamak mümkün değildir; fakat çocuk sakinleştikten sonra onu tekrar sosyal iletişim kuracağı dış dünyaya adapte etmek (kucaktan indirmek) önemlidir. Bu adaptasyon çocuğun bireysel özelliklerini göz önüne alarak yapılmalıdır. Katı bir tutum sergilemek çocuğu zorla, stres içinde kucaktan indirmeye çalışmak kimseye yarar sağlamaz, ancak onu o güvenli kucakta uzun süre sarmalamak da kendi başına hayatta kalabilmesini zorlaştırabilir. Bu durumda önce sakinleştirmek, sonra da dış dünya ile yeniden iletişim kurmasını sağlayacak güvenli bir geçiş sağlamak gerekir.

Okul öncesi

Okul yaşantısına başlayan, daha sık sosyal ortamın içinde olan çocuk problem çözme, çatışmalarla baş edebilme ve sakinleşebilme becerilerine daha çok ihtiyaç duyar. Parkta diğer bir çocuk tarafından itilen ya da salıncak sırasında sıranın kendisine gelmediği için hayal kırıklığı yaşayan bir çocuğun rahatlamak için anne-babasına dönmesi sık yaşanılan bir durumdur. Böyle bir durum karşısında anne-babaların, düşen çocuğun acısını ve korkusunu onun için kelimelere dökmek işe yarayabilir; çünkü özellikle bu yaş döneminde çocuklar duygularının ve düşüncelerinin daha çok farkındadır ve bunları sözel olarak ifade edebilme becerisine sahiptir.

Anne ve babanın da çocuğa bu yönde model olması, çocuğun bireyselleşmesi açısından oldukça önemlidir. Örneğin, "Canın acıdı" deyip sonrasında sakinleşmesi ve ağlamanın şiddetinin azalması için biraz zaman vermek çocuk için destekleyici olacaktır. Bu yöntemin işe yaramadığı durumlarda, krizin azaldığı noktada onu, "Şuradaki kırmızı kaydırak çok eğlenceli görünüyor gel bir bakalım" gibi ifadelerle parktaki farklı bir alanda ilgisini çekecek bir etkinliğe yönlendirmeyi denemek, eğer tansiyon düşmüyor ve o ortamda sakinleştirmek mümkün olmuyorsa bulunduğu ortamdan uzaklaşmak denenebilir. Burada önemli nokta çocuk gergin, kızgın, üzgünken anne ve babanın ona odaklanabilmesi ve sakin kalabilmesidir.

Kucak vazgeçilmez olduğunda...

Kucağa almak bir sakinleştirme yöntemi olabilir, fakat çocuk ile aynı göz hizasına gelmek ve dikkatin onda olduğunu göstermek de çoğu zaman yeterli olur. Ancak kucak bir kaçış noktası haline gelmişse o zaman bir yerlerde taşlar tam yerine oturmamış demektir. Eğer çocuk her başı sıkıştığında, her olumsuz durumla karşılaştığında annebabanın kucağına yöneliyorsa anne-babayı zorlu bir süreç bekliyor olabilir. Bu duruma iki açıdan yaklaşabiliriz. Birinci boyut çocuğun her istediğini yapan, sınır koymayan ebeveynlik tutumu ile ilgili.

Son yıllardaki çocuk odaklı aileler için çocuğun özgüvenine giden yol, çocuğun seçimlerine göre hayatı düzenlemekten geçiyor. Fakat burada gözden kaçan oldukça önemli bir nokta var: Çocuklar sınırsız özgürlük ortamında sağlıklı olarak gelişemezler. Aslında sağlıklı kişilik gelişimi için sınırlara ihtiyacı vardır. Bu anne-babalar için çocuğun istekleri ön planda olduğu için çocuk kucak isterse anne-babanın beli ağrısa bile bu talep yerine getirilmeye çalışılır.

Ancak maalesef bu filmin sonu genellikle anne-babanın sabrının taşması ve gücünün tükenmesi nedeniyle gerginlik hatta gözyaşı ile biter. İkinci boyut ise çocuğa korumacı yaklaşan, çocuğunun büyümesi ve bireyselleşmesi ile baş etmeye tam olarak hazır olamayan ebeveynler ile ilgilidir.

Yani aslında bu durumda kucaktan inmeyen çocuktan çok onu kucaktan indirmek istemeyen ebeveynin varlığı söz konusudur. Hal böyle olunca ebeveynin farkında olarak ya da olmayarak verdiği mesaj "Senin için en güvenli yer burası"dır. Bu durumda olması gereken, bu mesajın ebeveyn tarafından değiştirilmesi; dış dünyanın "güvenli" bir yer olduğunu ya da "Birey olarak sen buradaki zorluklar ile baş edebilirsin" cümlesini çocuğa iletmektir. Bunu gerçekleştirmek için çocuğun sosyal becerilerini geliştirmesine yardımcı olmak, bu yolla da özgüveni desteklemek bu noktada faydalı olabilir.

Hazırlayan: Şenay ÇELİK