Aman tanrım, bu nedir?

Çiçeği burnunda anne Melis Çalapkulu ikiz çocukları Deniz ve Mehmet'in katılmasıyla değişen hayatını ve deneyimlerini her hafta bizlerle paylaşacak

Sevgili okur, bizim eve iki kişi geldi, birdenbire bizimle yaşamaya başladılar ve ben neye uğradığımı şaşırmış durumdayım. Tamam, dokuz ayda kendimi bu yeni duruma hazırlamış olmam gerekiyordu ama işler hiç de tahmin ettiğim gibi olmadı. Ve ben anladım ki, internetten öğrendiklerinle belki aya bile gidersin ama ikiz çocukla yaşamaya hazırlanamazsın. Tecrübeyle sabittir. Efendim, her şey bundan yaklaşık beş sene önce başladı. Kocamla, evliliğimizin çıkış noktası olan çocuk yapma fikrini hayata geçirmeye karar vermiştik. Tabii biz o sırada, benim birkaç ay içinde hamile kalacağımı hayal ediyorduk. İkimiz de genç ve sağlıklıydık. Şimdi düşünüyorum da, ne boş bir hayalmiş... Hatta hiç unutmam, havaya girip bir gün bir eczaneden emzik bile almıştık, nasılsa yakında ihtiyacımız olacak, evde bulunsun diye. Acaba o emzik şimdi nerededir? Neyse, aradan geçen bir yılın sonunda, doktorumla yaptığım bir telefon konuşmasında, normal yollarla çocuk sahibi olabilmemizin, pokerde floş royal yakalamak kadar düşük bir ihtimal olduğunu öğrendim ve hayatımın maratonu başladı. Önce "Paragöz bir özel hastanenin çıkarcı tanısı mı?" endişesiyle başka doktorlara gidildi. Binlerce eş dost akraba görüşü alındı. Sonunda 10 yıllık doktorumun sözüne gelindi ve tüp bebek denemeleri başladı. İnsanoğlu bazen çok saf olabiliyor gerçekten. Ben de ilk denememizde pıt diye hamile kalacağıma kendimi inandırıvermiş, dördüncü denemede ise "Gelin ata binmiş ya nasip demiş," gibi halk sözlerini söyler olmuştum. (Tüm o tüp bebek deneme süreci dört yıl kadar sürdü ve zaman zaman çok acılı geçti. Başka bir yazıda bu süreçten de söz edeceğim...) İşte tam da o dördüncü denemede hayatımın mucizesi gerçekleşti ve bu köşenin ana konusu olan kızım Deniz'le oğlum Mehmet rahmime kondular. Şimdi bir buçuk aylıklar. Bana yıl gibi gelen bir buçuk ay... 35 sene sadece kendin için yaşadıktan sonra, bir anda kendini bir kenara bırakıp başka iki kişi için yaşamaya başlamak gerçekten çok zormuş. Duş alabilmenin bile loğusa dönemindeki bir ikiz annesi için ne büyük bir lüks olduğunu size anlatamam. Madonna konserini kaçırmanın ve Twitter'dan konsere dizilen methiyeleri okumanın acısını ise tamamen bir kenara bırakıyorum. Zaten artık hayattaki tek sloganım 'İkiz anneleri cennete gitmeli'. Muhtemelen huriler gözlerine birer bebek bakıcısı olarak görünecektir!

AK YA DA KARA YOK
Bundan sonra her hafta size, ikizlerle bambaşka bir hal alan yaşamımdan deneyimler aktaracağım. Ancak hamileliğim ve lohusalığım boyunca çevremdeki istisnasız herkesin (görümcelerimden tutun da 17'lik yeniyetme kuzenime kadar) bana yaptığı gibi size akıl vermeye, "Şunu yapın harika olur," ya da "Aman ha şunu sakın yapmayın," demeye pek niyetim yok. Çünkü şuncacık tecrübemle anladım ki, bu çoluk çocuk işlerinde ak ya da kara diye bir durum yok. Değil eş dost akraba bilgisi, bir doktorun bile ak dediğine diğeri kara diyor ve siz örneğin, 20 günlük bebeğinize gaz ilacı verip vermeme konusunda öyle bir çelişki yaşıyorsunuz ki, sonunda buhran geçirebiliyorsunuz. Biz en büyük sıkıntıyı üşüme konusunda yaşadık. Bir arkadaşımız, doğum hediyesi olarak ilk hafta, evimize bir yenidoğan hemşiresi yolladı. O da şahane bir hizmetmiş doğrusu. Hemşire bir buçuk saatliğine evinize geliyor, çocuğu nasıl yıkayacağınızdan tutun da gaz için karın masajı yaptırmaya kadar pek çok şey öğretiyor. Açıkçası benim aldığım en güzel hediyeydi diyebilirim. İşte o hemşire bize çocukların 24 derecelik bir oda sıcaklığında kesinlikle üşümeyeceğini, bir body giydirmenin yeterli olduğunu, battaniyelerle sarıp sarmalamanın çocuğu bunaltacağını anlattı. Bu arada annem, kayınvalidem, kocam, hepsi yanımızda. Annemler kadını pek sevdi, çay kahve ikram edildi, sohbetler edildi. Akşam olup çocuklar gece uykusuna yatırılacağı sırada bir baktım, ikisi de polar battaniyelerle sarılıp sarmalanmış. Bu arada mayıs ayındayız yani, yanlış anlamayın! "E hani sarmayacaktık çocukları, hemşire öyle dedi," deyince de "Bırak o çatlak kadını, çocuklar dondu, donduu!" cevabını alıp oturdum. Bu arada Sevim hemşire bize daha sonra sigorta şirketimizin doğum hediyesi olarak tekrar geldi. Çocuklara gaz çıkarttırmak için yapılacak masajı vs. öğretti bu kez. Sadece yeni doğanlar için gelmiyor, altıncı ayda ek gıdaya geçiş eğitimi de veriyor. İlgilenenler için mail adresi sevimkcay@hotmail.com Velhasıl aradan günler geçti, şimdi anlıyorum ki tüm bunlar sadece başlangıçmış. Ben de duruma hazırlıksız yakalanmışım. Ama insanoğlu garip, her şeye bir şekilde alışıyor. Ben de o yolda ilerliyorum. Kendi stratejilerimi geliştiriyorum yavaş yavaş. Ah bir de şu uykusuzluk olmasa...