Kobra'dan günümüze kalanlar

2. Dünya Savaşı sonrasında KOpenhag, BRüksel ve Amsterdam'da ortaya çıkan ve 'halk için sanat' felsefesini savunan Kobra akımının ürünleri, Türkiye'de ilk kez sergileniyor. Kobracılar bugün hayatta değil, ama sanatçıların sergi vesilesiyle İstanbul'a gelen eşleri ve kızları, akımı ve anılarını anlattı

2. Dünya Savaşı sonrası Avrupa'da bir grup sanatçı, umutlu ve neşeli bir sanat akımı yarattı: Kobra. Çocukların yaptığı resimlerden, ilkel mağara çizimlerinden ilham alan bu akımın temsilcileri, sanatın fazla entelektüel olmasını eleştiriyor, sürrealizme karşı çıkıyor ve halk için resim yapıp, yazılar kaleme alıyorlardı. Kopenhag, Brüksel ve Amsterdam kentlerinin baş harflerinin birleşiminden adını alan bu akım, 1948'te ortaya çıktı ve etkisi kısa zamanda tüm Avrupa'ya yayıldı. Akım sadece 1000 gün; 1948-1951 arasında, yaklaşık üç yıl sürdü ama etkisi hâlâ hissediliyor. İşte şimdi, bu akımın temsilcilerinin eserleri Türkiye'de ilk kez, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi'nde, 16 Eylül'e dek sergileniyor. 'Kobra - Özgür Sanatın 1000 Günü' başlıklı sergi, tablo, heykel, kumaş, seramik, kağıt üzerine işler, caz müziğinden ilham alan çalışmalar ve belge niteliğindeki malzemelerden oluşuyor. Akımın dünyaca ünlü temsilcileri vefat etmiş olsa da, bu sanatçıların eşleri ve kızları geçtiğimiz hafta, sergi açılışı vesilesiyle İstanbul'a geldi. Ressam Constant Nieuwenhuys'un (2005'te vefat etti) eşi Trudy Nieuwenhuys, şair ve ressam Jan Elburg'un (1992'de vefat etti) Michele Elburg, sanatçı Shinkichi Tajiri'nin (2009'da vefat etti) kızları Ryu and Giotta Tajiri ve Anton Rooskens'in (1976'da vefat etti) kızı Rosemarie Rooskens, babaları ve eşleriyle ilgili anılarını anlattı.

Michele Elburg:
KOBRA'NIN MİRASINI DEVRALDIM
"Savaş döneminde sanatçılar içlerine kapanmıştı. Çok uzun süre başka sanatçılarla iletişim kuramadılar. Dolayısıyla başkalarıyla iletişim kurmayı, özgür olmayı istiyorlardı. Sonra Kobra kuruldu. Bu akım bu yüzden özeldi. Kobra sanatı deneyseldi, çocuksuydu, umut vericiydi. Bu umudun hâlâ yaşadığını görüyoruz. Kocam savaş döneminde ordudaydı. 19 yaşındaydı ve Almanlarla savaşıyordu. Yakalanmış, hapse atılmış. Serbest bıraktıklarında Hollanda'ya dönmüş. Savaştan önce sürrealist sanata dair bir sergi görmüş. Çok etkilenmiş. Eskiden, sevgililerine, güzel kızlara muhteşem soneler yazarken, bu sergiyi gördükten sonra sürrealist şiirler yazmış. Savaş zamanı ve sonrası kendisi gibi düşünen insanlarla, ressamlarla ve sanatçılar ve şairlerle buluşmuş. Kobra akımıyla tanışınca da deneysel bir şair olmuş.

BİRBİRİMİZİ BÜYÜTTÜK
Eşimle, kız kardeşimin komşusu olduğu için tanıştım. Kocamın benden önce bir eşi vardı. Ama evlilikleri yürümemiş. Onunla tanıştığımda 23 yaşımdaydım, o ise 43. O, kendine yemek yapacak bir eş arıyordu, ben de hamarattım, çok güzel yemekler yapıyordum. Âşık olduk. Evlendikten kısa bir süre sonra çocuğumuz oldu. Birbirimizi büyüttük. Onunla tanışmadan önce pek şiir okumazdım. Evlendiğimde Kobra'yı duymuştum, ama sanat dünyasına uzaktım. Ama kocam öldükten sonra onun mirası bana kaldı. Onun eserleriyle ilgilenmek zorunda kaldım. Böylece Kobra mirası benim oldu."

Ryu Tajiri ve Giotta Tajiri:
SAVAŞTA YARALANINCA SANATI KEŞFETTİ
Ryu Tajiri: "Babamın savaşla ilişkisi farklıydı. Japon kökenli bir ABD'liydi. Orduya katıldı, İtalya'ya savaşmaya gitti, orada yaralandı. Yarım yıl hastanede kaldı ve bu süreçte tüm Rönesans sanatçılarını öğrendi. Savaş sonrası Chicago'ya döndüğünde dışlandı. Savaş gazisiydi, ama düşmanın, yani Japonların yüzünü taşıyordu. Sonra Paris'e gitti ve Kobra grubuyla tanıştı. Kobra akımı, onun neşesini ve kendini en rahat ifade edebildiği yerdi."

KOBRACILAR YAŞLI ÇOCUKLAR GİBİYDİ
Giotta Tajiri: "Anne ve babamız sanatçıydı ve her zaman yaratma güdüleri vardı. Muhteşem partiler verdiklerini hatırlıyorum. Ama o zaman her şey çok eğlenceliydi. Yaşlı çocuklarla oynamak gibiydi. Karel Appel geldiğinde bizimle o kadar çok oynardı ki, bir keresinde babam 'Karel buraya beni görmemeye geldi, sizi değil,' dedi. Çok yaratıcılardı, etrafta sürekli yaratıcı bir enerji vardı. Daha sonra ben de sanatçı oldum ve Kobra akımını bu sayede çok daha yakından tanıdım."

Rosemarie Rooskens:
BEN KOBRA'YLA BÜYÜDÜM
"Babanızın aşçı mı, işçi mi yoksa sanatçı mı olduğu fark etmiyor. Babanız ne yaparsa yapsın, en normal olanın onun yaptığı olduğunu düşünüyorsunuz. Oysa komşular ona, dev gibi resimler yaptığı için takılırdı. 'Filleri mi boyuyorsunuz?' derlerdi. Ama biraz büyüyüp de anlamaya başladığınız vakit, çok yakın ve güzel bir ilişkiniz oluyor. Babam bana resimleri, eski ustaları öğretti. Bana aşırı ilgi göstermezdi, her zaman çalışıyordu ama ilgi gösterdiği zaman da çok kaliteli vakit geçirirdik. Ben de Kobra'yla büyüdüm.

SIKINTILARINI AŞTILAR
Savaş dönemi çok zordu. Savaşın baskısı ve getirdiği sıkıntılar herkesin üzerine çökmüştü. Kobracılar bu sıkıntılı ortamından çıkmak istedi. Pek çok şeyi denediler, deneysellik çok önemliydi. Bu sebeple ilkel dönemde yapılan resimlere de baktılar. Ayrıca ruh sağlığı yerinde olmayanların yaptığı resimler de onlar için ilham kaynağıydı. Kobracılar arkadaştı. Doğru insanlar bir araya gelmişti. Beraber resim yapıyorlardı, ama tabii kavga da ederlerdi. Bugünlerde sanatçılar bir araya gelemiyor, herkes tek başına üretiyor."

Trudy Nieuwenhuys:
SAVAŞ DÖNEMİNİ ANLATIRKEN AĞLARDI
"Sanatçılar savaş döneminde çok zorluk yaşamış. Eşim resim yapacağı malzemeleri sokaktan bulurmuş: Masa örtüleri, yatak örtüleri, yüzleri boyanabilecek her şey... Savaş günlerini anlatırken ağlardı. Kocam, 1948'de Kobra akımının sanatçılarıyla tanışınca çok mutlu olmuş. Kendisi gibi insanlar bulmuş. Eşim Constant çok iyi bir yazardı, ama diğerleri onu sürekli eleştiriyormuş. Özellikle de Karel Appel. Constant çok entelektüeldi, Appel ise çok daha halk insanıydı. O yüzden ikisi sürekli tartışıyordu. Constant, yaşça hepsinden daha büyüktü, diğerlerinin babası gibiydi. Kobra akımı sadece 1000 gün sürdü, ama sanatçıların arkadaşlıkları ömür boyu devam etti.

50 YAŞINDA ONA ÂŞIK OLDUM
Eşimle 90'lı yıllarda tanıştım. Tanıştığımızda o 70 yaşındaydı, bense 50. Bütün arkadaşlarımla çok iyi anlaşırdı, onlara ilham verirdi. O, en büyük aşkım. Ondan öğrendiğim bir şey var: Ne kadar yaşlansan da, her zaman âşık olabilirsin."