Dört yıl süren bir 'tüp' hikayesi

Geçen hafta bu köşenin başlangıç hikayesini yazarken, yaklaşık dört yıl süren tüp bebek deneme sürecimizden ayrıca bahsedeceğimi söylemiştim. Meselenin çıkış noktası olduğuna göre, Deniz'le Mehmet'in maceralarına geçmeden önce, normal yollarla çocuğu olmayan pek çok çifti ilgilendiren bu konuya hemen değineyim istedim. Bu bizim için o kadar uzun ve zaman zaman o kadar acılı bir süreçti ki, deneyimlerimi size birkaç ayrı yazıda ancak özetleyebileceğim. Şimdi başlangıca gidelim... Evlendikten bir yıl sonraydı. Kocamla "Mutluluğun formülü çok açık, bir sen, bir ben, bir de bebek," deyip çocuk yapmaya karar verdik. Yedi ay kadar uğraşıp didindik, ama olmadı. Derken testler yapıldı ve normal yollarla çocuk sahibi olamayacağımızı öğrendik. Aşılama gibi daha basit bir yöntem bile bizim işimizi görmüyordu. Bu işin uzmanı olan jinekoloğum, direkt tüp bebek yöntemini önerdi bize. Tabii bizim önce bir şoku atlatmamız gerekiyordu. Sonra da biraz araştırma yapmamız... O zamana kadar pek çok kez duymuştum, ama nedir bu tüp bebek hikayesi, tam olarak bilmiyordum doğrusu. İnsan başına gelmeden böyle şeylerle çok da ilgilenmiyor, başına gelince de bir çeşit guru haline gelebiliyor. Meselenin özeti şu: Önce birtakım hormon iğneleriyle, normalde her ay bir kere yumurtlayan kadını, bolca yumurtlatıyorlar. Mesela ben ilk denememizde dokuz tane yumurtladım. Kocam benimle "Tavuk musun sen?" diye dalga geçiyordu o sıralar. Sonra bir yumurta toplama operasyonu geçiriyorsun. Ağrı eşiği düşük biri olarak, doktorumun "Narkozsuz beş dakikada hallederiz," yaklaşımını yemedim ve ufaktan verilen bir narkozla yumurtalarımı kendisine teslim ettim. O gün erkekten de sperm alıyorlar ve laboratuvar ortamında yumurtaları döllüyorlar. Tabii bunların hepsi embriyoya dönüşemiyor, ama elde edilen embriyoların üç-dört gün gelişmesini bekleyip, duruma göre bir ya da iki tane rahme transfer ediyor ve tutmasını bekliyorlar. Daha doğrusu hep beraber bekliyorsunuz. Biz bu işe başladığımızda yasal bir düzenleme olmadığı için isteyene üç, hatta elde varsa dört embriyo bile transfer edilebiliyordu. Eğer dördü de tutarsa, bir ya da ikisinin anne karnında kalbini durduruyorlardı. Daha sonra, çoğul gebelikleri ve anne karnında bebek ölümlerini engellemek için yasal sınırlama getirildi. Artık 35 yaşın üstündeki veya üç başarısız tüp bebek denemesi olan kadınlara iki, 35 yaşın altındakilere ise sadece bir embriyo transfer edilebiliyor.

DONDURUP SAKLAMAK AVANTAJLI
O ilk denemede bizim üçü kaliteli, altı tane nur topu gibi embriyomuz oldu. Altı deyip geçmeyin, çok şanslıydık. Düşünün, kadından bir yumurta, erkekten de tek bir sperm çıkan ve yola tek embriyoyla devam edilen vakalar olduğunu öğrendik. Doktorumuzun önerisiyle biz iki embriyoyu transfer ettirip, diğerlerini dondurup saklattık. Bu çok avantajlı bir işlem, çünkü eğer hamile kalamazsan, bir sonraki denemede yumurtlama iğnesi olmadan, dondurulmuş embriyoları direkt transfer ettirebiliyorsun. Çünkü o hormon iğneleri kadının bütün metabolizmasını alt üst ediyor. Düşünün benim kullandığım iğnelerin prospektüsünde "Menopoz etkilerine neden olabilir?" bile yazıyordu. Ben de hastalık hastası bir kadın olarak "Ay beni ateş basıyor," diye ortalıkta gezer olmuştum. Hatta bu hormonların, araştırmalarla kanıtlanamasa da bazı uzmanlara göre ileriki dönemde meme, yumurtalık kanseri gibi kanserlere sebep olabildiği düşünülüyor. Ama ne yaparsın, "Çocuk sahibi olma yolunda her yol mübahtır!" demiştik bir kere. Embriyo transferinden sonra 13-14 günlük bir bekleme süreci var, hamile kalıp kalmadığını öğrenmek için. Bu işin en sıkıntılı dönemlerinden biri. Elinden gelen her şeyi yapmışsın, doktorun ve embriyoloğun da yapmış ve işin Allah'a kalmış. Yani dua etmekten başka yapacak bir şey yok. 14 günün sonunda kan testi yaptırıyorsun. Ve iki saat daha bekleme. İşte o 14 gün geçiyor, ama o iki saat yok mu, geçmek bilmiyor, dakikalar yıllar gibi geliyor. Ben ilkinde kalbimi epey yorarak bekledikten sonra acı haberi aldım: "Hamile değilsiniz!" Peki! Bu mudur yani? Evet, budur. Onca zaman uğraş didin, her Allah'ın günü kendine iğneler yap, operasyonlar geçir, en acısı da umutlan, elalemin bebelerini görüp iç geçir. Sonuç, elde var sıfır. İşte bu tüp bebek yöntemi, böyle acımasız bir yöntem sevgili okur. Adamı bir dakikada harcayıveriyor. Ama durun daha bitmedi, burada sadece ilk denememizi okudunuz. Haftaya daha trajik bir senaryo sizleri bekliyor. Ama unutmayın bu filmin sonu belli, Deniz'le Mehmet şu an kucağımda!