Harem yok, ama mücevherleri göz kamaştırıyor

Topkapı Sarayı'nın gizemli Harem dairesi, ekim ayına kadar sürecek seminerler ve özel bir turla keşfe açıldı. İlk konu 'Harem ve Mücevherler'di. Sanat tarihçi Gül İrepoğlu, "Haremdeki mücevher eşyalar, kadınlar kadar erkekler için de çok önemliydi," diyor

Modern hayatta artık yalnızca mağazalarda görebildiğimiz yüzük, küpe, bilezikleri mücevher diye değerlendirsek de bir asır öncesine kadar hepsinin farklı anlamları, şifreleri vardı. Osmanlı dönemi boyunca mücevherler, yalnızca kadınlar için birer süslenme aracı değil, erkeklerin de statü sembolüydü. Kullanılan taşları, renkleri, yalnız ustalar değil onu kullananlar hakkında da bilgi veriyordu. Üstelik sadece yüzük, küpe de değil. Yelpazeler, yastık kılıfları, beşikler, ayna, kalem kutuları gibi mücevher eşyalar da çok fazlaydı. Sanat tarihçi Gül İrepoğlu da geçtiğimiz hafta Topkapı Sarayı'nda verdiği 'Harem ve Mücevherler' başlıklı seminerine şu sözlerle başladı: "Mücevherler aslında bize her dönemin ayrıntılı bilgisini verir. 'Nereden gelmiş?' 'Hangi taşlar kullanılmış?' 'Kim kime hediye etmiş?' gibi sorulara verilen cevaplarla sanat tarihine bir de bu açıdan bakabiliriz." Geçtiğimiz hafta salı günü Topkapı Sarayı'nda ilki gerçekleştirilen 'Harem ve Mücevher' başlıklı seminer ve sonrasında Harem'in ziyarete açık bölümlerinin gezilmesiyle sarayın ikinci avlusundaki Has Ahırlar'da gerçekleştirilen 'Padişahın Evi: Topkapı Sarayı Harem-i Hümayunu' sergisi turuna katılım oldukça fazlaydı. Ekim ayına kadar sürecek seminerler serisi ve özel kültürel tur, sarayın kapalı olduğu salı günü yapılıyor. Böylece tura katılanlar, müzenin Harem bölümünü ve sergiyi, rehber eşliğinde rahat biçimde dolaşma imkanı buluyor. Bilkent Kültür Girişimi (BKG) ve TAV Havalimanları'nın sponsorluğunda ülkemizde ve dünyada Harem'in hiç bilinmeyen yönlerini yansıtmak amacıyla gerçekleştirilen sergide özellikle 16. yüzyıla ait altın gerdanlık, 18. yüzyıl Saray Hazinesi koleksiyonuna ait zümrüt küpe, 19. yüzyıla ait murassa yelpaze, Sultan II. Mahmut'un kızı Adile Sultan'ın elmas broşu, Hz. Muhammed'in kızı Hz. Fatma'nın Medine'deki sandukasına takılması için hazırlanan elmaslı gelin sorgucu dikkat çekiyor. Peki, Osmanlı İmparatorluğu'nda gündelik hayatta çok fazla yer alan mücevherlerin tarihteki rolü nedir? Topkapı Sarayı'nın hazine dairesinde neler muhafaza ediliyor? Prof. Dr. Gül İrepoğlu, eylül ayında yayımlanacak Osmanlı Saray Mücevheri Üzerinden Tarihi Okumak adlı kitabında konuyu ayrıntılarıyla ele aldığını belirterek, şu bilgileri verdi: "Osmanlı İmparatorluğu, çok büyük bir sentezden oluşur. Sınırlar genişledikçe en önemli ustalar saraya getiriliyor. Onlar da yeteneklerini sergileyerek Osmanlı üslubunu oluşturuyor. Osmanlı hazinesi, İstanbul fethedildikten sonra hep Topkapı Sarayı'nda muhafaza ediliyor. Bu açıdan yağmalanmamış tek İslam hazinesi, Topkapı Sarayı'nın hazinesidir. Harem de zaman içinde değişen bir yapı. Lale devri padişahı olarak bilinen III. Ahmet döneminde haremde yemiş odası, ahşap tavanlı duvarlar, çiçek buketleriyle dolu süslemelerle harem çok zengin renk ve öyküleri olan bir yer. Haremin gerçek öykülerini bilemiyoruz çünkü burası padişahın evi, mahremi. Harem hakkındaki bilgileri arşivlerden, her dönemin tarihçilerinin satır aralarından öğreniyoruz. Ama harem, kapalı bir kutu."

MAHREM MEKANDA NELER VAR?
"Harem gibi mahrem bir mekanda, mücevher eşyalar da çok fazla var. Örneğin mücevher askılarda zümrüt çok fazla kullanılmış. Taşların her birinin de pek çok anlamı var. Taşlar en mükemmel, en simetrik halde kesilmemiş. Taşın doğasına uygun haliyle kullanılmaya dikkat edilmiş. Asıl ustalık, taşları kompozisyona uygun biçimde kullanmak. Oysa Avrupa mücevherleri farklı. Burada bir felsefe farkı var. Osmanlı saray geleneği içinde yazı kutularının önemli bir yeri bulunuyor. Çünkü harem halkına öğretilen yeteneklerden biri güzel yazı sanatı. Bu kutular da yakutlar, zümrütlerle bezeli."

EN ÖNEMLİ KULLANICISI PADİŞAH
"Padişahlara hediye edilen mücevher, süsleme aracı değil, statü sembolü. Örneğin, III. Selim'in inci tespihi gibi. Kadınlar, hizmetkarlar ve şehzadeler de mücevher kullanıyor. Altınlarla bezeli hançer kabzası da padişah mücevherleri arasında yer alıyor. Haremde kahve seremonisi de özel bir yer tutar. Fincanlar, kaşıklar dikkat çekiyor. 19. yüzyıla kadar yemek yerken sadece kaşık kullanılıyor. Çatal bıçak geç dönem işi. Pilav, hoşaf kaşıklarla yeniliyor. Geri kalan yemekler de üç parmakl yeniliyor. Padişaha ait kaşıklar da altın, sedef ve mercandan yapılıyor. Sitil adı verilen kahve örtüsü de Topkapı'da ilk kez sergileniyor. Kahve fincanlarının zarfları da dikkat çekiyor."

ÇİN PORSELENİ SEVİLİYOR
"Osmanlı padişahları, Çin porselenlerini çok seviyor. Özellikle de yemek yerken. Topkapı Sarayı hazinesinde çok önemli bir Çin porseleni takımı var. Osmanlı kuyumcuları, bu takımları mücevherlerle beziyorlar. Haremde yemek içmekle ilgili çok mücevher eşya kullanılıyor. Çin porseleni şerbetlikten yeşim kapaklı maşrapaya kadar birçok örneği görmek mümkün. Özellikle de 16. ve 17. yüzyıllarda yakut, zümrüt ve firuze yan yana kullanılıyor. Kuran ciltlerinde, gülabdallarda firuze kari tekniği kullanılmış. Klasik dönemde ise zevkler değişiyor. Renkli taşların yerini elmas alıyor."

SEMİNERLER SÜRECEK
17 Temmuz'da Dr. Mehmet Kalpaklı 'Bir Kültür Merkezi Olarak Harem', 24 Temmuz'da Doç. Dr. Deniz Esemenli 'Karmaşık Bir Bütünlüğün İfadesi Olarak Harem Mimarisi', 31 Temmuz'da Prof. Dr. Nurhan Atasoy 'İhtişam ve Zarafet: Harem, Giyim- Kuşam', 11 Eylül'de Prof. Dr. Gül İrepoğlu 'Harem ve Mücevher', 18 Eylül'de Doç. Dr. Deniz Esemenli 'Karmaşık Bir Bütünlüğün İfadesi Olarak Harem Mimarisi7, 25 Eylül'de Dr. Mehmet Kalpaklı 'Sarayın Bir Kültür Merkezi Olarak Harem' başlıklı seminerler, Topkapı Sarayı 'nda saat 14.30'da gerçekleştirilecek. Tel: (0212) 451 62 50

AYNALARIN SIRRI
"Aynalar, haremin vazgeçilmez mücevher parçaları arasında. Osmanlı mücevher geleneğinin en karakteristik özelliklerini aynalarda görüyoruz. Ayna yüzeyleri bir cennet bahçesine benzetilerek yapılıyor."