Tahta bavullarda mizahımızı da getirdik

Avrupa'nın altı ülkesinde yayımlanan Eurocanlar mizah dergisi, gurbetçilerin sorunlarını dile getiriyor. Derginin yayın yönetmeni İlhan Değirmenci, "Irkçılık ve asimilasyon hâlâ devam ediyor," diyor

Bugüne kadar gurbetçilerimizin sıkıntılarını konu alan çok sayıda film çekildi, sayısız kitap kaleme alındı. Ancak toplumumuzun sorunlarına hassasiyetle değinen mizahiler ve mizah dergileri, nedense ucuz 'Alamancı' taklitleri dışında gurbetçileri hep görmezden geldi. 'Ana Vatan'ın açığını doldurmak için ilk adımı atmaksa, yine 'Acı Vatan' Almanya'daki gurbetçilere düştü. Gırgır dergisi kökenli bir karikatürist olan İlhan Değirmenci, 2006 yılında Avrupa'daki Türkler'in sorunlarını dile getiren Eurocanlar dergisini kurdu.
Göçmenlerin yaşamını çizgi ve mizahla göç tarihine not etmeyi hedeflediklerini söyleyen Değirmenci ile Almanya'nın yanı sıra Fransa, Avusturya, Belçika, Hollanda ve İsviçre'de aylık olarak yayımlanan derginin hikayesini konuştuk.
- Eurocanlar'ı kurmaya ne zaman ve nasıl karar verdiniz?
- Annem ve babam, ilk kuşak gurbetçilerden. Ben dört yaşımdayken Almanya'ya gittiler. Onlar gurbetteyken, akrabalarımın yanında hasretlik çekerek büyüdüm.
1986'da Almanya'ya gittikten sonraysa, işsizliği ve ırkçılığı gördüm. Şimdiyse üç çocuğum var. Onların okulda maruz kaldıkları ayrımcılığa şahit oluyorum. Tüm bu nedenlerle, Avrupa Türkleri'nin sorunlarını gündeme getirmeye karar verdim.
- Derginin adı nasıl ortaya çıktı?
- Dergimiz, adını benim yarattığım Can adlı çocuk karakterinden alıyor. İlk sayımızda, Can'ı Türk ve Alman kültürünün öğeleri arasında kalmış halde çizmiştim.
Avrupa'yı simgeleyen 'euro' kelimesini de başa ekleyince, ortaya Eurocanlar çıktı.
- Gurbetçilerin sorunları Türkiye'de pek bilinmiyor galiba...
- Kesinlikle öyle. Bu durumda gurbetçilerimizin de payı var. Almanya'da yıllarca en ağır işlerde çalıştılar. Ardından tatillerde Türkiye'ye giderek, tüm birikimlerini harcadılar.
Akrabalarını üzmemek için, sıkıntılarından hiç bahsetmediler. Türkiye'dekiler de Avrupa'da yaşamın toz pembe olduğu düşüncesine kapıldı.
- Peki, Avrupa Türkleri'nin en büyük sorunu nedir?
- 50 yıldır bitmeyen en büyük sorun ırkçılık ve ayrımcılık.
Almanya'nın birleşmesinden sonra ekonomik sıkıntılar baş gösterdi ve işsizlik başladı.
Bu durumun faturası da Türk göçmenlere kesildi. Taşeron firmalar aracılığıyla işçiler köle haline getirildi. Bir diğer büyük sorun asimilasyon. Jugendsamt (Gençlik Dairesi) adlı kurum, eften püften sebeplerle Türk çocuklarını ailelerinin elinden alarak, bakıcı Alman ailelerin yanına veriyor. Böylece çocuklar Türk kültüründen uzak yetişiyor.
- Ne gibi sebepler mesela?
- Çocuğunuza karşı sesinizi yükseltmeniz bile bir sebep olabilir. İki kişinin Jugendsamt'a "Çocuğuna kötü muamele ediyor," ihbarında bulunması yeterli.
- Tekrar dergiye dönelim. Masrafları nasıl karşılıyorsunuz?
- Yaklaşık 30 kişilik bir ekibiz ve derginin tüm masraflarını kendim üstleniyorum.
Sponsor arayışındayız ama şu ana kadar herhangi bir destek göremedik. Her şeye rağmen satışlarımız fena gitmiyor.
Yolumuza devam edeceğiz. Hatta derginin Almanca versiyonunu çıkararak, diğer göçmenlerin sorunlarını da anlatmak istiyoruz. Sonuçta dertlerimiz ortak.