Doğası, denizi ve lezzetiyle İstanbul'un yakın köyleri

Geçen hafta rotayı İstanbul'un köylerine çevirdik. İstanbul'un bir Karadeniz kenti olduğunu hatırlatmak için denize kıyısı olan köyleri gezmeyi tercih ettik. Erik, elma, armut ağaçlarının altındaki karakovan ballarından tattık

Geçen hafta üç günümüzü İstanbul'un köylerinde geçirdik. Anadolu Feneri'nden yola çıkıp Ağva'ya kadar uzandık. Kuzuların, oğlakların olduğu çayırlardan geçtik. Henüz yeni yeni boy vermeye başlamış buğday tarlalarının, suların içinde kaybolan pirinç tarlalarının kokularına karıştık. Çiçek açmış erik, elma, armut ağaçlarının altındaki karakovan ballarından tattık. Rokalar, maydanozlar, turplar, masallardaki gibi yeşil yaprakları üstünde duran havuçlar satın aldık. Salaş balıkçı lokantalarında, Karadeniz'den birkaç saat önce çıkmış hamsilerin, istavritlerin tadına baktık. Ormanların içinde kaybolmuş eski kiliseleri, su yollarını, eşsiz güzellikteki tarihi ahşap evleri gördük. Kaybolup giden İstanbul köylerinin hüznünü yaşadık. Hadi kalkın, katılın bize, şimdi sizi de bu yolculuğa götüreceğiz.


ANADOLU FENERİ

Kırım Savaşı dönüm noktası
Anadolu Feneri, Boğaziçi'nin Anadolu yakasındaki en uç noktası olarak kabul ediliyor. Aynı zamanda İstanbul'un Karadeniz'e açılan kapısı. Beykoz ilçesine bağlı köylerden biri. Fenerin kurulduğu üçgen şeklindeki kara parçasına Yon (Hrom) Burnu deniliyor. Tarihi kayıtlar köyün 1658'de kurulduğunu gösteriyor. 1923'e kadar burada Rum ve Türkler yan yana yaşar, birlikte balıkçılık yaparlarmış. Bu köyde balıklar her dem taze. Tüm lokantalar temiz ve titiz. Aşçılar da balığın hakkını veriyor. Buraya gelmişken 1880 yılında II. Abdülhamit tarafından yaptırılan Hamid-i Evvel Camii'ni ve Cenevizliler'den kalma kaleyi de mutlaka görmelisiniz. 300 hanenin bir kısmı balıkçılıkla bir kısmı da hayvancılık ve sütçülükle geçiniyor. Köyde ayrıca 1824'te yapılmış tarihi bir çeşme de bulunuyor. Bu köy ve biraz sonra gideceğimiz Poyrazköy, 1990'lara kadar karayolundan yabancıların girişine kapalıydı. Askeri bölge içinde kalan bu iki yerleşim alanına sadece köy ahalisi kimlik belgesini göstererek girebiliyordu. Bir de hatırı sayılır misafirler geçebiliyordu kontrol noktalarından. Sadece denizden gelenlerin ziyaretine açık olan köyü karadan terk etmek isteyenlerin şansı yoktu. 20 yıl kadar önce bariyerler kaldırıldı ve böylece köyler özgürlüğüne kavuştu.

ŞİLE

Şile' nin köyleri en güzelleri
Şilekıyısında batıdan doğuya doğru yol aldığımızda Sahilköy, Doğancılı, Alacalı ve Sofular köylerine varıyoruz. Bunlar kışları sakin ve güzel köyler. Yazları kalabalık oluyor. Şile İstaul'a yaklaşık 70 kilometre mesafede yer alıyor. Şile'nin yüzde 79'u ormanlarla kaplı. 60 km'lik sahilin önemli bir kısmı kumsallarla çevrili ama iyi yüzme bilmeyenlerin denize girmesi sakıncalı. Şile'den Ağva'ya doğru yol aldığınızda kasabayı geçtikten iki kilometre sonra yol çatallanıyor. Tabelalardan biri doğrudan Ağva'yı gösteriyor, diğeri ise Kabakoz ve Karacaköy'ü işaret ediyor. Eğer kıyı şeridini görmek istiyorsanız Kabakoz istikametine doğru yol almalısınız. İlçe merkezinin 10 kilometre doğusunda yer alan Kabakoz Bizans devrinde kurulmuş eski bir Rum köyü. Şu anda 480 kişi yaşıyor. Kumsalı ve 700 yıllık çınarı meşhur. Bir de kestane balı. Anıtlar Kurulu tarafından koruma altına alınan ve köyün meydanında bulunan çınarın içine rahatlıkla üç dört kişi sığabiliyor.

POYRAZKÖY

Aygır Hoca, Helena'ya âşık olunca
Eski çağlardan beri Poyrazköy'de Rum balıkçılar yaşarmış. 1740'tan itibaren Müslüman ahali de yerleşmeye başlamış. Buradaki kalenin de Cenevizliler'den kaldığı biliniyor. Köye ilk yerleşen Müslüman kişi, buradaki Osmanlı alayında imamlık yapan Rizeli genç bir adam. Köyde yaşayan Helena adındaki Rum kızına aşık olan Aygır Hoca adlı bu kişi ordudan ayrılıp köye yerleşerek muradına ermiş. Burası da Anadolu Feneri gibi bir balıkçı köyü. Ahali genellikle balıkçılıkla uğraşıyor. Mevsiminde teknelere binip Karadeniz'e açılan ve günler sonra evine dönen bu balıkçılar, palamut ve hamsi avında rekorlara imza atmış. Poyrazköy'de de birkaç tane güzel balıkçı lokantası var. Kuledibi Restoran da bunlardan biri. Ayrıca Sahil Balık Lokantası da lezzetli salataları ve balıklarıyla ünlü. Eskiden askeri bölge içinde kaldığından dolayı köyde tarım ve hayvancılık gelişmemiş. Köye gelmişken gözetleme kulesini de görmelisiniz. 1778'de Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa tarafından Fransız mimar Baron de Tott'a yaptırılmış.

KARADENİZ

Karadeniz'de bir kovboy kasabası
Bölgenin en güzel köylerinden biri olan Akçakese, yöreye özgü mimarinin en titiz şekilde korunduğu yerleşim alanlarından biri. Sahilden bir kilometre kadar mesafede kurulmuş olan köyün ismi Bizans devrinde burada inşa edilmiş beyaz bir kiliseden geliyormuş. Ak Kilise zamanla Akçakese'ye dönüşmüş. Yıldırım Beyazıt döneminde buraya yerleştirilen ve Manav adı verilen Türk ahali o tarihten bu yana Akçakese'de yaşıyor. Trakya'daki köylerde genellikle Balkan muhacirleri yaşıyor. Akçakese'yi geçince üzerinde Woodville yazan bir tabela gördük. Tabelanın işaret ettiği yere vardığımızda yüzümüze bir tebessüm dalgası yayıldı. Burası resmen çakma bir kovboy kasabası. Karşısında ise Dreamweaver Village adında bir Kızılderili köyü kondurulmuş. İlginç bir yer burası. Bütün mevsimler açık. Özellikle hafta sonları dolup taşıyor. Denizin kıyısında kurulmuş, ahşap evlerden oluşuyor. 110 dönümlük bir arazi içinde ayrıca tavuklar, kazlar, ördekler var. Ziyaretçiler isterlerse ata binip orman içinde geziye de çıkabiliyor. Arazinin içinden akan dere denizle buluşuyor. Odalar mis gibi, bembeyaz çarşaflar ve ahşap kokulu bir atmosfer sunuyor misafirlerine. İstanbullu bir çift tarafından işletilen bu tesisin 40 yıllık bir geçmişi var.

AĞVA

İki nehir arasındaki cennet
Yerleşim alanı Göksu ve Yeşilçay derelerinın tam ortasına kurulmuş. Zaten Ağva kelimesi Latince "İki dere arasında kurulmuş köy" anlamına geliyor. Bu kelime aynı zamanda "su" anlamını da taşıyor. Derelerin döküldüğü Karadeniz'i de sayarsak Ağva neredeyse sularla çepeçevre sarılmış durumda. Derelerden içerlere doğru hareket eden deniz bisikletleri, balıkçı tekneleri, küçük yelkenliler, botlar suyu sürekli hareketlendirip ortamı güzelleştiriyor. Her iki derenin kıyısında çok sayıda konaklama alanı var. Oteller, pansiyonlar, butik işletmeler dizilmiş su kenarına. Ağva'ya girmeden önce gördüğümüz bir tabelada "Gizemli Nehir" diye bir yazı vardı. "Neymiş bakalım buranın gizemi?" diye düşünüp okun işaret ettiği yöne kırdık direksiyonumuzu. Arazilerin bittiği noktada güzel ve bakımlı bir tesisle karşılaştık. Burası hem bir otel hem de restaurant. Nehir kıyısında. Önünde kendilerine ait tekneler var. Misafirler için hazırlanmış. Arazide geniş, berrak bir de havuz yer alıyor. Havalar ısınınca geliriz diye kavilleşip ayrılıyoruz. İstanbul'a yaklaşık 100 kilometre mesafedeki bu güzel kasabaya gitmişken çevredeki birbirinden güzel koyları da gezmelisiniz. Ayrıca Gelin Kayası, Kilimli Koyu ve Saklı Göl gibi yerleri de görmenizi tavsiye ederiz. Göksu nehrinin kollarından biri olan Değirmençayırı'na da giderseniz şelalelerle karşılaşırsınız. Burada 11 şelale var. Her zaman güzel ama özellikle bu mevsimde tadına doyum olmaz. Aynı bölgede bulunan Gürlek mağarası Roma döneminde Hıristiyan olan ilk misyonerlerin yakalanıp hapsedildiği bir eski cezaevi.

İSTANBUL

Köy fakiri
Hani bir fıkra vardır; adam Nevşehir'den İstanbul'daki bir akrabasını ziyarete geliyor. Adresin sonunda Ataköy yazdığından dolayı onun İstanbul'un bir köyünde yaşadığını düşünmektedir. Akrabasının evine vardığında şöyle bir soluklanıp, "Buraya köy, Nevşehir'e de şehir diyenin" diye basıyor kalayı. İşte tam o misal, İstanbul'da Kadıköy, Bakırköy, Karaköy, Ataköy, Yeşilköy gibi sonu köyle biten semt isimleri oldukça bol. Ama bu şehir, köy açısından en fakir yerlerden biri. Ankara'nın 684, İzmir'in 595, İstanbul'un ise sadece 151 köyü var. 81 vilayet içinde köy sayısı açısından İstanbul en sondan beşinci sırada. Bu listenin sonunda 41 köyle Yalova yer alıyor. İstanbul köylerinde şu anda yaklaşık 135 bin insan yaşıyor. Bu toplam nüfusun sadece yüzde 1'ine denk geliyor. Çok değil bundan 30 sene önce bu şehirdeki nüfusun yüzde 18'i köylerde yaşıyordu. Köyler eriyip kaybolmaya yüz tuttu.