Şehir Tiyatroları'nın 100 yıllık kalbine girdik

Şehir Tiyatroları'nın 100 yıllık kalbine girdik

Şehir Tiyatroları'nın adresi bir sır gibi saklanan kostüm ve aksesuvar deposuna girdik. 100 binden fazla objenin bulunduğu depoda usta oyuncuların kostümlerinin yanı sıra birçok aksesuvar itinayla saklanıyor

16 güvenlik görevlisi gecegündüz demeden bina içinde ve dışında nöbet tutuyor; her hareket an be an 18 kamerayla gözetleniyor. Her bir objenin dışarı çıkışı ve girişi ise fotoğrafları çekilerek kayıt altına alınıyor. Sıkı güvenlik önlemlerinin uygulandığı bu bina, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nın kostüm ve aksesuvar deposu. Üç katlı deponun yeriyse bir sır gibi saklanıyor. "Neden?" diye sorarsanız, Şehir Tiyatroları'nın depo arşivi, yani kalbi burada bulunuyor. 100 yıllık kültürel mirasımızın saklandığı, çok nadir görüntülenen binadan içeri adımımızı atar atmaz duvardaki fotoğraflar dikkatimizi çekiyor. Osmanlı'da ilk tiyatro oyunlarını oynayan, tiyatro yazarlığı yapan ünlü isimlerin kareleriyle geçmişe gidiyoruz. Kısa bir tereddütün ardından Aksesuvar Şefi Özkan Balsoy'un odasına yöneliyoruz. Hemen yanda güvenlik görevlilerinin odası bulunuyor, kameralardan binadaki her odayı görebiliyorsunuz. Kısa bir beklemeden sonra güvenlik görevlilerinden anahtarlar isteniyor ve Özkan Bey'in rehberliğinde binada dolaşmaya başlıyoruz.

ODALARDA HAZİNE SAKLI
İlk giriş katında büyük eşyaların bulunduğu bölüme giriyoruz; makyaj aynaları, sokak lambaları, koltuklar, eski piyanolar, sandıklar istiflenmiş halde dekoratörlerin onları seçeceği günü bekliyor. Özkan Bey 20 yıl boyunca Şehir Tiyatroları'nın teknik ekibinde çalışmış bir isim. Sekiz yıldır da deponun aksesuvar sorumlusu olarak görev yapıyor. Büyük eşyaları gösterirken geçmişe dalıyor sanki: "Belki de 80-100 yıllık eşyalar vardır burada. Muhsin Ertuğrulların, Bedia Muhavvitlerin, Hazım Körmükçülerin kullandığı eşyalar... Ama ne yazık ki onların hangileri olduğunu bilemiyoruz. Çünkü geçmişte bir tasnife gidilmemiş. Yakın zamanda başladı tasnif. Özel sanatçılarımıza ait ya da uzun süreli oyunlarda kullanılan eşyaları artık bir kenara koyup tasnifini yapıyoruz" diyor. Ardından binanın ikinci katına çıkıyoruz. Duvarlarda yine çeşitli oyunlardan yadigar görseller var. Beyaz eşyalar, küvetler, eski televizyonlar arzıendam ediyor karşımızda. Sanırsınız ki eskici dükkânına gitmişsiniz de eve birkaç parça eşya alacaksınız. Öyle alıcı gözüyle baktığımızı görünce Özkan Bey dekoratörlerin depoya gelip nasıl seçim yaptığını anlatmaya başlıyor: "Arkadaşlar sahnelenecek oyunlar için uygun koltuğu ya da başka bir eşyayı alıcı gözüyle bakıp seçerler. Aksesuvarı hemen ayırırız. Başka bir dekoratör arkadaş gelip aynı eşyayı istediğinde 'Ayrıldı' deyince 'Ah, kaçırdım!' serzenişiyle başka eşyaya yönelir."

75 YILLIK TAHT
Özkan Bey'den öğreniyoruz ki, bazı tiyatro sanatçıları evlerindeki eskimiş eşyaları atmaz, depoya getirip hibe edermiş: "Eski model buzdolapları, çamaşır makineleri, televizyonlar, mutfak eşyaları, eski cep telefonları, gözlük kılıfları, parfüm şişeleri... Duyarlı sanatçı arkadaşlar eşyaları atmaz bize getirir. Çünkü sahnede her eşyaya ihtiyaç olacağını bilirler!" Ve son kat. Burada küçük küçük farklı bölümler mevcut. Çerçeve odası, çanta odası, şişe odası, müzik odası, maske odası, mutfak eşyaları odası diye sıralanıp gidiyor. Özkan Bey tek tek tüm odaları gezdiriyor bize: "Odalarda belki de Şehir Tiyatroları'nın üçüncü-beşinci oyununda kullanılmış aksesuvarlar bile vardır. Ne kadar eski olursa olsun, kırık olsa bile bir gün mutlaka sahnede onun da sırası gelir, hiçbir şey atılmaz!" diyor. Her bir odada şaşırtıcı ayrıntılarla karşılaşıyoruz, ne ararsanız var; eski radyolar, gramofonlar, kanunlar, eski telefonlar, boyut boyut kılıç kalkanlar, renk renk çantalar, kitaplar, incik boncuklar, kırık ud ve niceleri... Koridorda ilerledikçe duvarda asılı orijinal afişlere de rastlıyorsunuz; 1964'te Şehir Tiyatroları Shakespeare'in 400. doğum gününü kutlamış örneğin. Hemen karşı duvarda ise 100 yıllık Darülbedayi'den yetişmiş tiyatro sanatçılarının portre fotoğrafları asılı. Kimler yok ki aralarında Muammer Karaca, Semiha Berksoy, Kemal Sunal, Zihni Göktay, Erhan Yazıcıoğlu ve nicelerinin genç halleri duvarda ölümsüzleşiyor. Özkan Bey'in "Size sahte paralarımızı ve altınlarımızı göstermedim değil mi?" cümlesiyle irkiliyoruz. "Hazine dairesi" dediği odaya götürüyor bizi. Oda imitasyon altınlar ve tiyatro paralarıyla dolu. "İşte Şehir Tiyatroları'nın hazinesi burada!" deyip gülüyor. Ali Baba ve Kırk Haramiler oyununda kullanılmış altınlar bunlar. Odadaki gramofonlar gözümüze çarpıyor; Haldun Dormen'in 1965'te beyazperdeye taşıdığı Bozuk Düzen adlı oyundan yadigar bir imitasyon gramofon da aralarında. Odanın yanında bir başka kültür mirası var; Muammer Karaca, Bedia Muhavvit ve Cahide Sonku gibi ünlü isimlerin oynadığı 1940-1941'de sahnelenen Paşa Hazretleri'ndeki taht. Çok eski olan laterna da koridordaki yerini almış; Kendini Bulmak oyununda (1967-1968) kullanılmış. Kısa bir süre sonra gezimiz kostüm bölümüne yöneliyor. Kostüm bölümüne sadece asansörle ulaşılıyor. Bir labirentte gibiyiz! "10 binden fazla kostüm vardır" diyen Özkan Bey'e göre depoda 100 binden fazla obje bulunuyor. Şehir Tiyatroları'nın kalbinde yolculuğumuz devam ederken aklımız kostümlerde kalıyor. Kim bilir hangi oyunlarda hangi kostümleri kimler hangi sahnede kullandı?

77 YIL ÖNCE KULLANILAN DAKTİLO KİLİTLİ ODADA

Özkan Bey, en son kapısı kilitli özel odaya götürüyor bizi. Kapıyı açıp içeri girdiğimizde antikacı dükkânına girmiş gibi hissediyoruz; seç, beğen, al misali. Ama burası tasnif edilmiş kostüm ve eşyaların saklandığı silah odası bölümü. Şehir Tiyatroları Müzesi'nde sergilenmesi planlanan eşyalar, kostümler de burada bulunuyor. Ateş Böceği Sandalye (1937-1938) oyununda kullanılan daktilo, Azrail Tatil Yapıyor'daki (1940-1941) tahta sandalye... Özel odada silahlar, kilise çanı, Osmanlı'dan kalma yatağanlar, orijinal Osmanlı karakol arması, şerbetçi düğümü, deve derisi Karagöz takımı, Ressam Muazzez yazılı orta oyundan bir tablo mevcut.

DEPO DA TALAN EDİLDİ Mİ?

Şehir Tiyatroları arşivinin talan edildiği, çöpe atıldığı, sahaflara düştüğü konuşulurken Şehir Tiyatroları Kostüm ve Aksesuvar Deposu'na gelip tarihi kostüm ve aksesuvarlardan arşivlik değere sahip olanların durumunu sormadan olmazdı. Özkan Bey'e açıklamaları hatırlatınca yanıtı şu oldu: "Burada depo arşivini görüyorsunuz. Kırık bir udu ya da kırılmış cam bardaklarını bile saklayan bir kurum. Bu kadar değerli eşyaları sokaklara atmak, sahaflara yollamak gibi bir yanlışın içine düşmez! Sekiz yıldır depoda görevliyim. Görevde olduğum süre boyunca kesinlikle böyle bir durum yaşanmadı."

LÜKÜS HAYAT'IN MİRASI

Usta oyuncu Zihni Göktay 27 yıl boyunca Lüküs Hayat adlı oyunda oynadı. "Sahnede ölmek istiyorum" diyecek kadar tiyatroya sevdalı Suna Pekuysal ise yedi yıl önce ayrıldı aramızdan. O da Lüküs Hayat'ta oynamıştı. İşte iki usta oyuncunun bu oyunda giydiği iki kostüm, kilitli kapılar ardındaki odada itinayla saklanıyor. Göktay'ın tasnif edilen kostümlerinin yanında duran bir diğer kostüm ise bambaşka bir değere sahip. Kostüm ilk Müslüman kadın tiyatro sanatçılarından Bedia Muhavvit'e ait. Onun kostümü de korunaklı odanın mudavimlerinden. 65 yaşında yaşamını yitiren tiyatro sanatçısı Savaş Dinçel'in Sersem Kocanın Kurnaz Karısı adlı oyundaki kostümü de tasnif edilenler arasında.