Bu aralar kendimle aşk yaşıyorum

Bu aralar kendimle aşk yaşıyorum

Başarılı bir fotoğraf sanatçısı, kendi kuralları olan bir anne ve çoğunlukla aykırı kararlar veren bir kadın... Yaklaşık iki ay önce pılını pırtısını toplayıp dört çocuğuyla birlikte Bali’ye taşınan Bennu Gerede aradığı huzuru kendinde bulmuş gibi görünüyor

O Türkiye'nin en köklü ailelerinden birinin kızı. Bennu Gerede'nin kökleri Bosna Hersek'e uzanıyor. Büyük dede Hüsrev Gerede, Atatürk'ün yaveri. Dede, uzun yıllar büyükelçilik yapmış Cemil Vafi. Eşi Reşiha Vafi, ilk tiyatro çevirmenlerinden. Anne Canan Gerede, bir oyuncu ve sinemacı. Baba Selçuk Gerede, Birleşmiş Milletler'de başhekim. Ani bir kararla 10 gün içinde dört oğluyla Bali'ye taşınan Gerede bu kararıyla herkesi şaşırttı. Oysa o geride bıraktığı hiçbir şeyi özlemediğini söylüyor. Gerede bu uzak adada çocuklarının her şeyiyle ilgileniyor, kendi sebze meyvesini yetiştiriyor, yemek yapıyor. Sanskritçe 'huzur ve barış' anlamına gelen Bali'de kendine döndüğünü söylüyor Gerede...
- Bennu Gerede taşınma noktasına nasıl geldi?
- Hayat biraz fazla monoton hale gelmeye başlamıştı. Ailecek enerjimiz çok aşağılara düştü. Taşınmaya karar verdik.
- Bali fikri nereden çıktı?
- Oğullarımın hayatının çok önemli bir parçası sörf. Dylan'ın bir arkadaşı Hakan yılın altı ayını Bali'de bir sörf okulunda geçiriyor. Burada bir Fransız lisesi olan Pierre Loti'de okuyorlardı. Bali'de de aynı sistemle eğitim veren okullar var. İklimi şahane. Hayat daha ucuz. Nihayetinde çocukların sörf merakı bizi Bali'ye götürdü. Yenilik her zaman çok güzel şeyler katıyor insanın hayatına. Oğullarımın gençliklerinde Asya'da yaşamış olması hem anı olacak, hem de büyük katkıda bulunacak dünyaya bakışlarına.
- Nasıl taşındınız?
- Araştırmaya başladım. Bana da çok uygun olduğunu fark ettim. Çok ruhani bir havası var. Bambaşka boyutta yaşayan insanlar. Annemle kalkıp gittik. O da bayıldı. Şartlara, bütçemize baktık. Bir hafta, bilemediniz 10 gün içinde hem karar verdik hem de tamamıyla taşındık.
- Siz yollarda olmaya alışıksınız. Altı aylıkken New York'a taşınmışsınız. Peki dört çocukla taşınmak zor değil mi?
- Çok şanslıyım ki çocuklarım çok açık bu tür şeylere. Hani derler ya dünya insanı diye. Benimkiler de dünya çocuğu. Her yere uyum sağlayabiliyorlar. Çok küçük yaşlardan itibaren dünyayı dolaşıyoruz birlikte. Onlar da yeni ülkeler keşfetmeye karşı heyecan duyuyor. Akıllarına yattı. Şu an inanılmaz mutlular.

BALİ YENİ BİR KİTAP
- Bir röportajınızda "Türk standartlarına göre marjinal bir kadın olabilirim. Bana 'Çatlak, deli o kadın' diyenler vardır" demişsiniz. Göze battığınız için mi gittiniz?
- Amerika'da büyüdüm. 16 sene orada yaşadım. Paris'te beş yıl geçirdim. Hong Kong'da üç ay yaşadım. Sonra İstanbul'a geldim. Çok sevdim. Çocuklarımı bu şehirde büyüttüm. 18 sene geçti ve "Yeter" dedim artık. Başka bir hayata, başka bir yaşam tarzına geçmenin zamanı geldi. İstanbul'da çok güzel yaşadım. İnanılmaz şeyler başardım. Bali benim için yeni bir kitap ve daha ilk bölümündeyim. Sadece göz önünde olduğum için kaçmadım yani. Ama kimsenin seni tanımaması olağanüstü bir his.
- Çocuklar nasıl karşıladı bu kararınızı? Babaları ne dedi?
- Çocuklar heyecanlandı. Tabii bütün babalarla konuştum. Böyle bütün babalar deyince bir ordu varmış gibi duyuldu ama iki baba var biliyorsunuz. (Gülüyor) Tehlikelerini anlattım. Düşünelim dediler. Ve kararımı desteklediler.

EVCİMEN BİR KADIN OLDUM
- Hayatının Bali döneminde Bennu Gerede nasıl bir kadın?
- Eskiden çocukların dersleriyle ilgilenmiyordum. Sallıyordum ödevlerini, nasılsa yapıyorlardır diyordum. Onlara güveniyordum, hiç yapmıyorlardı. Bu sene kendimi tamamıyla çocuklarıma adadım. Bennu Gerede daha domestik, epey evcimen bir kadın Bali'de. Yemek pişiriyorum. Zaten hep severdim yemek yapmayı. Temizlik de yapıyorum elbette. O evcimen hal içinde maceradan da vazgeçmiyorum. Mesela scooter'la götürüyorum Kai'i okula. Bir de ruhani konularla daha ilgiliyim burada. Üçüncü boyuttan dördüncü boyuta geçmeye hazırlanıyorum. Zaten beşten sonra da bir şey yok.
- Ruhani konularla hep ilgiliydiniz diye biliyorum. Teşvikiye Cami'sinde namaz kılmıyor muydunuz?
- Her zaman ilgim vardı. Namaz da kıldım. Bali'de adımınızı attığınız her yer ruhani çağrışımlar yapıyor. Burası hepimizin ruhuna çok iyi geldi. İnsanlar sevgi dolu. Yüzleri hep gülüyor. Stres yok, sinir yok. Bali'de sinirlerini alıp çöpe atıyorsun.
- Gününüz nasıl geçiyor?
- Her sabah 06.00'da kalkıyorum. Hafta sonları dahil. Akşam 22.00'ye kadar hiç durmadan iş güç hallediyorum. Asla yorulmuyorum. Yakın zamanda bahçemizi düzenledik. Organik tarıma başlıyoruz. Bir sürü tohum aldım. Onları ekeceğim. İki tane tavuk aldık.
- Siz âşık olmadan yaşayacak bir kadın değilsiniz. Nasıl aşk cephesi?
- Değilim aslında. Öyle bir döneme girdim. Bu aralar kendimle aşk yaşıyorum. Aşk meşk meselelerinde aşırı doz oldu. Hiç durmadan, nefes almadan, üst üste aşklar yaşadım. Çok sağlıksız bir şey. Şu an kendi sesimi dinliyorum, kendime vakit ayırıyorum. Kendime yatırım yapıyorum. Hep erkekler için ödünler verdim. Şimdi yüzüm kendime dönük. Tabii bir gün vakit gelecek, yeni biri olacak ve sanırım o kişi benim için son durak olacak.