Mutfakta oyuncu var

Mutfakta oyuncu var

Ne şan ne şöhret kesmiyor onları. Hepsi aranan oyuncular ama onlar gözlerini mutfağa dikmiş bir kere... Kimi çikolata yapıyor kimi çöp şiş. Önce Rojda Demirer ve Ayça İnci yemek sektörüne girdi. Ardından Bergüzar Korel Cihangir’de bir kafe açtı. Son olarak Müge Boz raw çikolata işine, Öykü Karayel ise hamburgeriyle iddialı bir kafenin işletmeciliğine el attı

Ekranda severek izlediğimiz kadınlar onlar. Oyunculuklarıyla iddialılar. Ama iddialı oldukları tek alan ekran önü ya da tiyatro sahnesi değil. Onlar mutfağa girince harikalar yaratan, mekanlar açıp işletmeciliğe soyunan isimler... Bu konuda epey de başarılılar. Öykü Karayel, Rojda Demirer, Ayça İnci, Müge Boz ve Bergüzar Korel'den söz ediyoruz. Özellikle dizilerin yaz tatiline girdiği bu dönemde onları ekranda görmüyor olabilirsiniz ama ellerinden çıkmış menüleri tatmak için, mekanlarına yolunuzu düşürebilirsiniz. Ekranın güzel kadınlarıyla yeme içme tutkularını, bu tutkuyu nasıl işe çevirdiklerini konuştuk:

Ayça İnci:
DEDE MESLEĞİNE KARŞI KOYAMADI

Ayça İnci, meşhur çöp şişçi Bilal İnci'nin torunu. Önce babası devam ettirdi işi ardından kendi... Yani armut dibine düştü... Çöp şiş dükkanıyla başlayan sürüven farklı kulvarda devam etti. Ayça İnci, İnci'den İzmir Çöp Şiş Kozyatağı ve İnci'den Meze Kuzguncuk'un hikayesini şöyle anlatıyor: "Çöp şiş restoranı açtım çünkü dede ve baba mesleğiydi... Yıllardır önce Bodrum'da Adana mutfağı daha sonrasında İzmir'in çeşitli beldelerinde ve Kuşadası'nda çöp şiş restoranlarımız vardı... Dedem Bilal İnci ve babam Murat İnci işletmesi ile ilgileniyordu. Ben de dedemin oyunculuktan sonraki ikinci işini de devir alarak, onun adını yaşatmak adına bu işe girdim. Meze dükkanımsa tamamen mezeleri ve yemekleri kendimin yaptığı bir hobi atölyesi idi. Daha sonrasında işler ciddileşti ve yanımda büyük bir ekip çalışmaya başladı. Asıl merakım ve ilgi alanım meze kültürü, dünya mutfağı, tatlılar, kurabiyeler... Bir boğa burcu olarak yemekle aram gayet iyi, fakat bu kadar yemek işinin içinde olunca sürekli diyet ve sporla ilgilenmek zorunda kalıyorum. Mutfak tat ve görselliğin birleştiği bir sanat ve insanın psikolojisine de çok iyi gelen bir meditsyon hali..."

Öykü Karayel:
PAZAR GÜNÜ YAPTIĞIMIZ HAMBURGER MÜTHİŞ

Öykü Karayel, ekranın en sevilen genç isimlerinden. Tam bir Moda aşığı... Sosyalleştiği yeri, kendine alternatif iş seçeneği haline getirmeye kısa süre önce karar verdi. "Ortağımla beraber, kendi işimizi kurmak ve keyif aldığımız şeyi özgürce yapmak hep hayalimizdi" diye anlatıyor Bonkis kafenin kuruluşunu.



Bir akşam muhabbet ederken hayal diye başlayan proje gerçek olduğunda kolları sıvadı, tam anlamıyla işin mutfağına girdi. Kafenin kuruluş aşamasında tadilatından, mönüsüne kadar konuyla bizzat ilgilendi. Sonuçta ortaya tıpkı kendi gibi sevimli bir kafe çıktı. Karayel, çiçeği burnunda kafesi Bonkis'e dair şunları söylüyor:



"Mutfakta olmaktan çok keyif alıyorum. Vaktim oldukça servis çıkartıyorum. Yeni şeyler test edip, menüye katma kısmına bayılıyorum. Bonkis'e çoğunlukla arkadaş çevremiz geliyor. Daha işin başlarında sayılırız ama Moda'nın genel profiline de kendimizi kabul ettirdik sanırım. Burayı açarken konforlu, insanların sıkılmadan uzun vakitler geçirebilecekleri, laptoplarını alıp çalışmak için gelebilecekleri bir mekan hayal etmiştik. Sevdiğimiz, takip ettiğimiz aşçılardan esinlenerek oluşturulmuş hafif bir menü ne güzel olur diyorduk, Düşündüğümüz gibi de oldu sanırım. Mutfaktayken başka bir şey düşünemiyorum. Bu da bana müthiş bir rahatlama hissi veriyor. Sadece pazar günlerine özel yaptığımız hamburger gerçekten inanılmaz oluyor. Çünkü içine koyduğumuz sosların hepsini kendimiz yapıyoruz. Hotdog ve patlıcan pestolu penne diğer iki favorim."

Müge Boz:
DÜNYAYA SEVGİ KATMAK İSTİYORUM

Müge Boz çikolata sektörünün en yenisi. Bu işlere başlayan ve deyim yerindeyse kendini kaptıranlardan. Onu Türkiye'nin çeşitli yerlerinde düzenlenen festivallerde de görebilirsiniz, yeme içmeye dair bir etkinlikte de... Sanırım en az oyunculuk kadar zevk aldığı bir alan. Müge Boz, çikolata aşkını ve Boz Ayı markasının oluşumunu şöyle anlatıyor: "Amerikada aldığım bir detoks eğitiminde raw çikolata workshop'una katılmıştım. Eğitimi veren Kerry, raw çikolatayı o kadar tutku dolu ve heyecanla anlatmıştı ki, sevgi paylaşımının en özenli yolu olarak tanımlamıştı çikolatalarını. Onun bu yaklaşımı beni büyüledi. Ders biter bitmez koşarak yanına gittim. Ve 'Bana herşeyi öğretmeni istiyorum, ben de çikolatalarımla dünyaya sevgi, mutluluk ve sağlık katmak istiyorum' dedim. Beni etkileyen raw çikolatanın beraberinde getirdiği felsefe ve koşulsuz sevgi oldu. El yapımı oluşu, içerisindeki malzemelerin yiyen kişiye verdiği sağlık ve yarar oldu."



BİBERLİ YUMURTA
Müge Boz'u bugünlere getiren eski bir anısı var... Küçükken mutfağa girdiğinde olanları şöyle anlatıyor: "Mutfak konusunda sanırım hep yetenekliydim ki, sekiz yaşımdayken iki yaşındaki kardeşime biberli yumurta yapmaya kalkışmışım... İlk yaptığım biberli yumurtadan bir çatal aldığımda biberlerin çiğ olduğunu fark etmiştim. Hemen tabakları geri topladım. Tek tek biberleri ayıkladım içinden sabırla ve onları tavaya atıp pişirdim ve tekrardan servis ettim. Sanırım bu hikaye her şeyin bir özeti. Bu iş sabır ve sevgi işi... Çikolata ise benim tüm düşüncelerimi ve duygularımı ifade ettiğim bir platform. Lezzetleri seçerken hep hislerime göre hareket ediyorum. Aromatik yağlar kullanarak çikolataları ekstra şifalı hale getiriyorum.

Bergüzar Korel:
MUTFAĞA KÜÇÜKLÜĞÜNDEN BERİ MERAKLI

Küçüklüğünden beri mutfağa meraklı olduğunu her fırsatta dile getiriyor Bergüzar Korel. Hatta evinde kocaman bir mutfağı olduğu ve burada tatlı ve kurabiye konusunda eğitim aldığını biliniyoruz. Karadayı zamanında her aşure ayında set ekibini lezzet bombardımanına sokması da cabası... Kısacası Bergüzar Korel oyunculuk kadar mutfağa da meraklı bir kadın. Bu yüzden Cihangir'de Not Just Coffee isimli mekanı açtığında kimse şaşırmadı. Kendi tarifi kurabiyelerin ve keklerin sunulduğu, harika kahvelerin yer aldığı bu şirin kafenin müdavimleri çok. Verdiği bir röportajda mutfak aşkını şöyle anlatıyor güzel oyuncu:



"Oyunculukla ilgili bana güzel bir şey söylendiğinde, evet, mutlu oluyorum ancak o göreceli bir şey. Ama lezzet... Aslında hepimizin alışık olduğu tat anne tadı ya, insanların annemin kurabiyesi gibi, annemin yemeği gibi" demeleri beni çok mutlu ediyor. Ben anaç biriyim, çocukluğumdan beri. Bana kalırsa yemek yapan kadın çok daha çekici. Geçen gün "Ellerim ne güzel soğan, sarmısak kokuyor" diyordum. Benim annemin baş parmağı hep çizgi çizgidir, o anne elidir. O baş parmağımın çizgi çizgi olmasını seviyorum mesela. Ben öyle deforme şeyleri de çok seviyorum hayatta. Benim yemeklerimin görüntüleri hiçbir zaman resim gibi değildir, lezzeti güzeldir."

Rojda Demirer:
ÇİKOLATALARIM BENİM BEBEĞİM

Rojda Demirer, yeme içme sektörüne el atan ilk oyunculardan. Çikolatanın hiç aklından çıkmayan bir hayal olduğunu anlatan Demirer, "Türkiye'de beni tatmin eden kalitede çikolata bulamadığım için bu işe girdim" diyor. Önce Avrupa'nın en iyi çikolata hammadde ve meyve özlerini tespit edip, bunları uygulayarak sektöre giren güzel oyuncu, kısa zamanda iyi çikolotayı seven bir müşteri kitlesi edindi. Zorlu AVM'deki mekanı Marie Antoinette Chocolatier'ye sık sık giden Demirer hikayesini şöyle anlatıyor: "Melekler Korusun'u çekerken çok yorulduğum bir sezon geçirmiştik. Ve sanırım "Sektöre biraz ara vermeliyim" dediğim bir süreçten geçiyordum. Oyunculuk vazgeçilmez bir tutku olsa da ticaret yapmak hep kafamda olan bir fikirdi. Çikolata da çocukluğumdan gelen ve hiç azalmayan büyük bir aşktı. Bu tutkuyu ticaret yapma isteğimle birleştirdim ve hayallerimdeki çikolatacıyı açtım...



Mutfakta çok başarılı işler çıkaran birisi olmasam da, damak tadım her zaman takdir görmüştür. Çikolataya karşı özel ilgisi olan biri olduğum için de tabii ki ona karşı damağım biraz daha hassas. İyi ve kötü çikolatayı hemen analiz edebiliyorum. Hangi malzemenin çok kullanıldığını, hangi tatların örtüşmediğini, kakao oranını, kakaonun kalitesini, temper süresindeki hatayı hemen algılayabiliyorum. Yemekten son derece keyif aldığım bu lezzeti insanlarla paylaşmayı seviyorum. Tam da bu yüzden herkesin ulaşabileceği bir noktaya geldik. Sadece yemeyi seven taraf olsaydım, mutfağımda tadımlık kendime yetecek kadar çikolatalar yapıyor olurdum.

MUTFAĞIN MİSTİK BİR HAVASI VAR
Rojda Demirer mutfakta rahatlayanlardan... Bir şeyler hazırlamanın ruhuna iyi geldiğini söylüyor: "Mutfağın mistik bir havası olduğuna inanıyorum. Mutfağa girip de bir şeyler hazırlayan herkesin hayatın karmaşası, kafasındaki problemler, iş stresi, yaşam kaygısı gibi olumsuz enerjilerden uzaklaştığını düşünüyorum. Tam anlamıyla bir çeşit meditasyon diyebiliriz bence. Çikolatalarımın hepsi benim bebeğim. Ama bir tercih belirtmem gerekirse ekşi vişneli yaban kirazlı ve passion fruit'li olanları biraz daha çok tüketiyorum."