Nesnelerin gücü adına!

Nesnelerin gücü adına!

Mizah âleminin en arıza kedisi Kötü Kedi Şerafettin’in çizeri Bülent Üstün’ün, nesneleri çizgiyle buluşturup olduklarından farklı formalara taşıdığı Obje Art çalışmaları sonunda kitap oldu. Üstün’le, ses getiren çalışmalarını, ‘eşyanın ruhu’nu ve ölümsüzlüğünü konuştuk

Yakın dönemde animasyon olarak bir 'tırmık' da beyaz perdeye atan, mizah âleminde 20 yılı deviren, memleketin en arıza kedisi, nam-ı diğer "dört ayaklı metropol canavarı" Kötü Kedi Şerafettin tipinin çizeri Bülent Üstün, bir süredir "Başka türlü" çalışmalarıyla sosyal medyada fırtınalar estiriyor. Üstün'ün "Obje Art" adını verdiği çalışmalarında, günlük hayatın demirbaşı her türlü eşya ve dahi meyve-sebze çizgiyle buluşuyor, kendi formundan çıkıp başka bir nesneye dönüşüyor. Nesneler arası benzerliği ışık hızıyla kavrayıp çizgiyle buluşturan Üstün'ün çalışmalarında nelere yok ki! Limondan gramofon, kırmızıbiberden çakmak alevi, terlikten Mona Lisa, şapkadan güvercin, makastan kuğu... Çizer, uzun süredir sosyal medyada yayınladığı çalışmalarını, "Obje Art-Eşyanın Tabiatı" adıyla bir kitapta topladı. Mizah tutkunlarının merakla beklediği derleme önümüzdeki hafta yayımlanacak. Kitap öncesi Üstün'le, çizgiyi eşyayla buluşturma serüvenini konuştuk.

- Çalıştığın dergilerde elektrik prizlerine, kalemliklere çizginle musallat olduğunu biliyoruz! Obje Art fikri o dönemlerden mi geliyor?
Türkçesi "Nesne sanatı" olan bu işlere çocukluğumdan beri meşgulüm aslında. İlk paylaşımlarımla birlikte takipçiler bu yaptığım 'şey'lerin ismini sormaya başladı, başlarda adını 'Mustafa' koymuştum! Ama inatla sorulması üzerine İngilizce'de bu 'şey'lerin "Object Art" olarak tanımlandığını öğrendim ve ben de soranlara "Obje Art" cevabını vermeye başladım. Söylediğin gibi çalıştığım mizah dergileri ortamlarında da nesneleri çizgilerle canlı varlıklara çevirme içgüdümle yapageldiğim eğlenceli bir aktiviteydi benim için. Şu an "Yüzyılımızın yükselen sanatı Obje Art" furyasına eklemlenmiş biri değilim yani.



BEN DE YAPARIM HİSSİ

- Sistem nasıl gelişiyor zihninde? Bu eşyadan şuraya varabilirim kıvılcımı nasıl çakıyor?
Hepimiz gökyüzündeki bulutlara bakıp onların formlarında hayvanlar, yüzler görmüşüzdür. Dönüştürücü görüş bu işin özü diyebilirim.
Nesneleri yaratılış gerekçelerinin dışına çekip onları bir form olarak algılamak ve formlarına çizgiyle müdahale edip yepyeni bir forma dönüştürmenin mini sihirbazlığını seviyorum. Normalden daha naif bir çizgi kullanıyorum. "Ben de yaparım" hissi vermesi ayrı bir tat katıyor olaya.

UZATILMIŞ ÇOCUKLUK

- Daha çok çocukluğun derin hayal dünyasında vardır, bir eşyadan istediği oyuncağı üretme, onu istediği 'şey'e benzetme yeteneği...
Evet. Nesneleri verili halleriyle görmemek, kendi düşüncelerin ve inançlarının rengine boyayarak almak her çocukta olan, yetişkinleştikçe körelen doğal bir eğilim.
Karikatüristlik mesleği de 'Uzatılmış çocukluk' lüksünü sağlayan ender uğraşlardan. Yaratıcı bakışı köreltmekten ziyade o bakışa kas yaptıran bir meslek, Ben de bu işteki durumuma 'ilham'dan ziyade bir tür 'Mesleki deformasyon' diyebilirim kendi adıma.

- Algın hep eşyaya mı odaklı bu aralar? Etrafına baktığında hep Obje Art mı görüyorsun?
Kendi evimdeki eşyalar tükenince bazen arkadaş evlerine dalıyorum. En güzel hammaddeler nalburlarda, "Ne alırsan 3 TL"ci mağazalarda, çöplerde.
Geçen yengemin eskidiği için çöpe attığı terliğinden Mona Lisa yaptım, çöp ve yüksek sanatın bir araya gelişinin paradoksunu çok eğlenceli buluyorum, yengem de öyle buldu! Nesnelerin gücü adına!

- Eşya biriktirir, onlarla duygusal bir bağ kurar mısın?
Totemleştdiğim nesnelerim olmuştur, gençlikte çok sevip üstünüzde eskiyen ve nihayetinde annenizin yer bezi yaptığı tişörtünüze bağlılığınız gibi. Nesnelerle yoğun bağım hep oldu, onlar bizim ölümlülüğümüze karşın kalıcılar. Yani, bir nevi baki kalan bu kubbede hoş bir eşya imiş!