Aaaa ama sen küçücüksün

Aaaa ama sen küçücüksün

Gerçekten de sokakta kendisiyle karşılaşanların söylediği gibi küçücük bir kadın Seren Şirince. Oyunculuğu, insanları ve hayatı anlayabilmek için seçmiş. Belli ki şu ana kadar başarılı da olmuş. Genç yaşına tezat bir olgunlukla sorularımızı yanıtladı...

Sarı saçlı, mavi gözlü... Esmer, uzun boylu, incecik... Son dönemin yükselen oyuncularından Seren Şirince'yi anlatmak için bu cümlelerin hiçbirine ihtiyacımız yok. 26 yaşındaki oyuncu, bize klişe kalıpların dışında bir güzellik tanımı yapma şansı tanıyor, onda bize çekici gelen nedir üzerinde kafa yormamızı sağlıyor. Porselen bebek gibi Seren Şirince. Beyaz tenli, güzel gülüşlü...
Her şeyden önemlisi ise 1.55'lik boyuyla, bu küçücük kadın ekrana ne zaman çıksa oyunculuğu ile parlıyor, bizi TV başına kilitlemeyi başarıyor. atv'nin yeni sezondaki iddialı dizilerinden Seven Ne Yapmaz'ın başrol oyuncularından Seren Şirince ile yaşadığı semt Cihangir'de buluştuk, oyunculuk ve hayat üzerine sohbet ettik
- Geriye dönüp baktığınızda oyunculuğa dair hatırladığınız ilk anınız nedir?
- Oyuncu olmaya lisedeyken karar vermiştim. İzmir Han Tiyatrosu'na konservatuvara hazırlık dersi almak için görüşmeye gittiğim günü anımsıyorum. Annemle beraber gitmiştik. Rüçhan Bey (Gürel) benden tirat oynamamı istedi. Ders verebilmek için önce performansımı görmesi gerekiyordu. O zamanki heyecanımı dün gibi hatırlarım. O ne yapacağını bilememe ve onaylanmama korkusu... Çok korkmuştum ama olmuştu.
- Oyuncu olmaya lisede karar verdim, dediniz. İnsan neden oyuncu olmak ister?
- İlgi odağı olma ve onaylanma arzusuyla bu mesleği yapanlar var. Bir de hayatından çok fazla vererek, bu işe gerçekten gönül veren insanlar var. Karakter yaratıp her türlü 'insan'a ayna olma ve canlandırdığı karakterlerle insanı daha çok anlayabilme isteğinde olan. Ülkemizde, ilk bahsettiğim dürtüyle oyunculuk yapan çok. İlgi odağı olmayı seviyoruz ne yazık ki. Sorunun çok cevabı var aslında. Ama bana güzel gelen cevap: karakterlerle daha çok insanı anlayabilmek.
- Dizi seti ya da tiyatro oyununuz olduğu gün yataktan nasıl bir duyguyla kalkıyorsunuz?
- Ben oynamayı seviyorum. Beni en çok motive eden o. Zaten hayatta büyük bir oyunun içindeyken tekrar oyun içine girmek bana biraz sürreel ve bir o kadar da eğlenceli geliyor. İnsanları oyun içinde oyuna sokmak ve hepimizin yüzleşmek zorunda kaldığı duygularla sahnede tekrar yüzleşme hali, yaşadığımız illüzyon durumunu daha eğlenceli hale getiriyor. Bazen Inception/Başlangıç filmindeki gibi bir ruh haline giriliyor zaten. Mesela sahnedeyken yaşadığın bir duyguyu gerçekte de yaşadın... Peki hangisi gerçek? İkisi de gerçek aslında ama hangisi illüzyon? E, ikisi de! Çık bakalım işin içinden çıkabilirsen. O yüzden tiyatronun farklı bir tadı oluyor. Anın içindesin, kendi yarattığın anın...



- Dizilerde durum farklı mı?
- Dizide de tüm gününüz karakterle geçiyor. Eğer güzel bir ekiple de çalışıyorsanız, keyifli bir ortam oluyor. Ama asıl dizi setinde sürreelliğin dibini yaşıyorsunuz. Çok ciddi bir sahne çekiyorsunuz diyelim, bir anda kestik deniyor ve biri bağırıyor; "Çaylar geldi, var mı isteyen?" Ama iki dakika önce ağlıyorduk. Bunun gibi şeylerle motive oluyorum ben. Anları yaratma isteği ve çalıştığım ekip beni çok motive ediyor. O yüzden yataktan çok mutlu kalkıyorum.
- İlişki Durumu Karışık ve şimdi de Seven Ne Yapmaz. Arka arkaya iki dizi, iki başrol. Bu sorumlulukla nasıl başa çıkıyorsunuz?
- Stresle başa çıkıyorum. Genellikle stres yapıyorum. İyi bir iş çıksın istiyorum. Karakter oldu mu, olmadı mı diye herkesin beynini yiyorum.

BÜYÜDÜM DEĞİŞTİM
- Tanınmak hoşunuza gidiyor mu?
- Ben hâlâ anlamadım. Beni zaten çok tanımıyorlar. Tanıyanlar da, "Aaaa ama sen çok farklısın, küçücüksün" diyorlar. İlk dizimden beri epey kilo verdim ve iyice küçüldüm. Ben de genelde insanlara, "Yok, büyüdüm ben, değiştim" diyorum aradan iki yıl geçti diye. Çok tatlı insanlar var, sarılanlar, öpenler... Öyle oldu mu insan mutlu oluyor tabii.
- İleride nasıl anılmak istersiniz?
- Çalışmak istediğim yönetmenlerin filmlerinde rol alıp güzel ve dürüst işlerle anılmak isterim.
- Dizilerde oynamak bir oyuncuya neler katıyor?
- Pratiklik katıyor. Oyuncunun esnaf mutfağı gibi. O kadar saat çalışmaya ve iyi performans göstermeye çalışmak, insana çok şey katıyor bence.
- Yorucu bir temponuz var. Özel bir beslenme programı, egzersiz uyguluyor musunuz?
- Uzun süredir sağlıklı besleniyorum, beslenmeme çok dikkat ediyorum. Koşuyorum bu ara. Vakit bulunca da pilates yapıyorum, kadınların vazgeçilmez sporu.
- Seven Ne Yapmaz'daki karakterinizle gerçek kişiliğiniz arasında benzerlikler var mı?
- Bu sefer çok fazla benzerlik yok. Bir önceki dizideki Ayşegül bana benziyordu, yüksek bir enerjisi vardı. Refleksleri benziyordu. Nazlı biraz daha içinde yaşayan bir karakter, cesur ama daha içine kapanık. Tabii dönüşümü muhteşem olacak. Nazlı başka. Daha farklı bir yerden ayakların yere basma durumu var.

SEVGİDE KALMAK LAZIM
- Seven ne yapar, ne yapmaz?
- Seven her şeyi yapar bence, yapmayacağı bir şey yok, yeter ki sevgide kalsın. Sevgi aradan çıkınca o zaman hiçbir şey yapılmıyor zaten. İşin içine farklı duygular girdi mi, hırs gibi... O zaman seven ne yapmaz oluyor.
- Aşkın hangi halini yaşamak hoşunuza gidiyor?
- Aşkın en güzel, saf halini yaşamayı seviyorum. İçine hiçbir şey karışmamış hali. Ama insanız ne yazık ki öyle olmuyor tabii. Endişe, korku, kıskançlık girince aşk başka bir şeye dönüşebiliyor.



Kompleksleriniz her gün yüzüne vuruluyor

- Sosyal medya platformlarında hakkınızda yazılan yorumları nasıl karşılıyorsunuz?

- Sosyal medya seni, yani 'bireyi' ulaşılabilir kıldığından diğer bireylere de senin hakkında her şeyi söyleyebilme ve paylaşma hakkını veriyor. O yüzden iş çığrından çıkmış bir durumda. Eğer bu ülkede biraz kompleksliysen yandın. O kompleksler her gün bir bir yüzüne vuruluyor. Yahu niye oramız şuramız böyle diye utanmak zorundayız? Niye çeşitliliği hazmedemiyoruz? Anlayabilmiş değilim, anlamaya çalışıyorum. Artık topyekun şu algıyı bir geçelim istiyorum. Başka şeyler konuşalım. Yıl 2017, hâlâ hakaret ve iftiradan tatmin oluyoruz.
- Kullanıcı olarak sosyal medya ile aranız nasıl?
- Ayarında kullanmaya çalışıyorum, çok da içine girmeyerek. Bazen bir bakmışsın 20 dakika, belki daha fazla süredir fotoğrafları inceliyorsun. Hayat kısa, kuşlar uçuyor; bunu sürekli hatırlatmamız lazım kendimize. Bu sosyal medya durumu da patlamaya meyilli gibi geliyor bana, her hızlı tükenen şey gibi.
- Yaptığımız iş ne olursa olsun günün sonunda yaşamayı hayal ettiğimiz bir dünya var. Sizin için bu dünyanın kodları neler?
- Benim hayal ettiğim dünya; düşüncelerimizin ve bedenimizin özgür olduğu, saygı duymanın öğrenildiği, her şeye sevgiyle bakan, insanı olduğu gibi kabul eden, sınırsız, duyarlı, şiddete başvurmadan da iletişimin kurulabildiği bir dünya.

Özlediğim sakinliği Safranbolu'da buldum

- Dizinin çekimleri Safranbolu'da gerçekleşiyor. Çok güzel bir yer. Siz de sevdiniz mi?

- Sevdim, özellikle köyü çok tatlı buldum. Stüdyoda çekim yapıyormuşuz gibi. İnsan köye gidince kendini iyi hissediyor. Metin Hoca'nın (Balekoğlu) sevdiğim bir lafı var; "Nefret çağındayız" diyor. Çok doğru bence. Ama oraya gidince herkes çok sevgi dolu, seni kucaklıyorlar. İnsanın özlediği bir sakinlik var oralarda.
- Seyahat etmeyi seviyor musunuz?
- Çok seviyorum. Bu hayattaki en sevdiğim şey. İnsan seyahatte kendine çok şey katıyor bence. Yepyeni insanlar tanıyorsun. Yolda çok şey öğreniyor insan. Londra'ya bir saat uzaklıkta bir köy var, harika bir yer. Oraya tekrar gitmek istiyorum. Kabak Koyu çok güzel, her zaman gitmek isteyeceğim yerlerden biri. Yeni durağım Tokyo olsun istiyorum, çok merak ediyorum.
- Şehirde gününüz nasıl geçiyor? Paten kaymayı seviyorsunuz bildiğimiz kadarıyla...
- Cihangir'e taşındığımdan beri paten kayamıyorum. Günümü evdeysem genelde film izleyerek geçiriyorum. Dışarı çıktığımda sinemaya gitmeyi çok seviyorum ya da arkadaşlarımı görüyorum. Takip ettiğim müzisyenlerin konseri varsa onlara gidiyorum.

Bilinmezlik beni korkutuyor

- Bize sizinle ilgili hiç bilmediğimiz bir şey söyler misiniz?

- Dans etmeyi çok seviyorum. Küçükken çok dans etmiştim. Bir sürü dans gösterilerine katılmıştım. İleride de modern dansla uğraşmak isterim.
- Anne ve babanız sizi nasıl anlatır?
- Yaramaz derler. Çok yaramazdım, yerimde duramazdım ve annemi hep yorardım. Ama duruldum artık. Annemden gelen bir disiplinim var. Duygusal ve endişeliyim. Bir de hâlâ annemin kucağına oturur, kendimi sevdiririm.
- Sizi hayatta en çok ne mutlu ediyor? İç huzurunuzu nasıl sağlıyorsunuz?
- Beni en çok sevdiklerim mutlu ediyor. Harika dostlarım, çok güzel bir ailem var. Onlarla paylaştığım ve yaşadığımı hissettiğim anlar beni çok mutlu ediyor. İç huzurumu da fırsat bulduğumda yoga yaparak ya da yürüyüşe çıkarak buluyorum.
- Peki sizi hayatta en çok ne korkutur?
- Bilinmezlik korkutuyor. Buna her türlü bilinmezlik dâhil. Bu yaşa geldim hâlâ karanlıktan ürküyorum. Bana bilinmezliği anımsatıyor.
- Kendinizi güçlü bulur musunuz?
- Bilmem, bu soruyu belki etrafımdakiler daha iyi cevaplardı. Nasıl durduğumu çok düşünmedim. Hemen ağlarım. Başıma bir şey gelince telaş yaparım. Ama sevdiklerimden alırım gücümü. Düştüğümde beni hep onlar kaldırıyor çünkü.