Eşi benzeri yok

Yatağan'daki Stratonikeia'nın sahip olduğu şekilde; taş döşeli ve kaldırımlı Osmanlı sokaklarında yürüyerek bir antik kentin gezildiği örnek, hiçbir ören yerinde yok

Büyük bir bölümü şiddetli sağanak altında geçen günübirlik fotoğraf turumuzda ilk durağımız Muğla'da Yatağan yakınlarındaki Stratonikeia antik kenti. Antik dönem ile Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi yapı ve kent dokusunun birlikte görülebildiği nadir yerlerden biri olduğu için Stratonikiea'nın antik kentler arasında ayrı bir önemi var. Dilerseniz birlikte bir yolculuğa çıkalım. Stratonikeia'a İzmir'den otomobilinizle gidecekseniz Söke-Milas-Yatağan yolundan 221 kilometrelik yolculuk yaparak, Aydın-Çine-Yatağan üzerinden ise 207 kilometrelik bir yolculukla ulaşabilirsiniz. Antik kent Aydın'a 80 kilometre, Denizli'ye ise 175 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Stratonikeia Antik Kenti Yatağan İlçesi'nin 6 kilometre batısında, Yatağan-Milas karayolunun çıkışındaki Eskihisar Köyü ile iç içe bir antik kent. Yatağan Termik Santrali kurulurken altında kömür yatakları bulunduğu için köy başka bir alana taşındı, bölgedeki kazılar da köyün taşınmasından sonra yoğunlaştı. Antik kent üzerinde, günümüzde boşaltılmış bulunan Eskihisar Köyü bulunuyor. Kent surlarla çevrili ancak bugün kent surlarının yalnızca önemsiz uzantıları görülüyor.

İLK KAZI 1977'DE YAPILDI
Bölgede ilk kazılar 1977 yılında başladı. 2008 yılından bu yana kazı çalışmalarını Pamukkale Üniversitesi'nden Doç. Dr. Bilal Söğüt ve ekibi sürdürüyor. Bugün Eskihisar Köyü tamamen yeni yerleşim alanına taşınmış olmasına rağmen, halen daha antik kentte içinde tarihi köy evlerinde oturan beş aile bulunuyor. Stratonikeia antik kentinin sur duvarlarına bağlı olarak sınırları bilindiğinden, büyüklüğü kolayca anlaşılabiliyor. Ancak kent içinde sadece belirli yapılarda kazılar yapıldı. Bilinen yapılar, sur duvarı, anıtsal çeşmesi ile birlikte şehir kapısı ve devamında sütunlu cadde, gymnasion, bouleuterion, hamam, tiyatro, tapınak ve su yapısıdır. Ayrıca Beylikler Dönemi'nden bir hamam ile 19. ve 20. Yüzyıl'a ait bir cami, sokak dokusu ve kahveler, evler, dükkanlar yer alıyor. Stratonikeia'da farklı dönemlere ait pek çok yapının olması ve tarihi ortam kenti gezecekler için bulunulmaz bir fırsat olarak değerlendiriliyor. Antik kentin batısında, batı sur duvarlarının yaklaşık 50 metre doğusunda, eski Eskihisar Köyü'nün meydanı var. Burada Beylikler, Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi sosyal, sivil ve dini yapılarından Türk Hamamı, Şaban Ağa Camii, kahve, fırın ve farklı mesleklere ait dükkânlar görülüyor. Yapıların bazıları tahrip olmasına rağmen, sokağı ile birlikte kent dokusu gayet kolay anlaşılabiliyor. Karşılıklı köy meydanına bakan kahvehaneleri ve yan yana dizilmiş farklı meslek gruplarına ait dükkanların yanı sıra, bu yapıları dallarıyla koruyan anıtsal çınar ağaçları köy meydanın daha da güzelleştiriyor. Özellikle köy meydanında ve dükkanların önünde görülen, Osmanlı Dönemi'ne ait taş döşeli yollar ve her iki kenarındaki kaldırımlar, iyi korunmuş tek örnek olarak biliniyor. Cami ve yakınında bulunan köy kahvesi Muğla Genç İşadamları tarafından restore ettirildi. Köy kahvesinin hemen doğu yanındaki köy odası ise Eskihisar köy tüzel kişiliği tarafından onarıldı. Stratonikeia'nın sahip olduğu şekilde; taş döşeli ve kaldırımlı Osmanlı sokaklarında yürüyerek bir antik kentin gezildiği örnek, hiçbir ören yerinde bulunmuyor.

GÖKOVA'YA İNİYORUZ
Sakar Geçidi'nden ovaya doğru inerken, biraz da çam ormanlarının bitiminde aşağıda sağ yanımızda uzanan, adını çok iyi bildiği ama çoğumuzun henüz ziyaret etme fırsatı bulamadığı Akyaka'yı tanıtalım. Benzersiz bir tatil kasabası olan Akyaka, Gökova Körfezi'nin dantel gibi işlenmiş koylarıyla, berrak deniziyle ve benzersiz doğal özellikleriyle en çok ziyaret edilen cennet köşelerimizden biri. Tertemiz sularıyla bir akvaryumu andıran Gökova Körfezi'ni görmek isteyenlerin konaklaması için Akyaka'da çok sayıda otel ve günübirlik tesis bulunuyor. 1988 yılında doğal sit alanı ilan edildiği için bölge bütün karakteristik özelliklerini koruyor. Yaz turizminde Muğla'nın en önemli merkezlerinden biri olan Akyaka, genellikle küçük otelleri ve pansiyonlarıyla konaklama olanağı sunuyor.. Bölgenin 1983 yılından bu yana gelişmesi, yöre halkının geçim kaynakları arasına turizminde eklenmesini sağladı. Yaz aylarının bunaltıcı havasında, serinlikle kuşatılmış olarak, kendinizi mis gibi bir denizin içinde bulacağınız Akyaka'da; Azmak Deresi'nin güzelliği de bölgenin önemini biraz daha artırıyor. Akyaka'da konaklarsanız eğer Küfre Koyu'nu, Sedir Adası'nı, Akbük Koyu'nu ve Değirmenbükü'nü keşfetme olanağınız da var.

ŞİMDİ TURİZM MERKEZİ
Antik çağlardan beri üzerinde yerleşim olduğuna inanılan Akyaka, yakın döneme kadar gözlerden uzak küçük bir balıkçı köyü idi. Akyaka'nın geniş kitleler tarafından tanınması 1970'lere dayanıyor. Çevre il ve ilçelerden gelen ziyaretçiler Akyaka'nın bakir doğası, yazın bile hiç kesilmeyen meltemi için yazlık evler, turistik tesisler inşa ettiler ve Akyaka "turistik belde" ye dönüştü. Akyaka, 1992'de belde ilan edildi. Beldenin kışın bin 500 civarında olan nüfusu yaz gelince 3-4 bine ulaşıyor. Akyaka, mimari olarak çok özgün özelliklere sahip ve beldede tek tip mimari uygulama zorunluluğu vardır. Beldede, Ula'nın eski evleri örnek alınıp günümüzün modern mimarisi ile birleştirilerek Akyaka'ya has bir sentez oluşturuldu. İçinde ve dışında ahşap işlemeleri bol, yöreye özgü Muğla bacalarıyla iki katlı çiçekli bahçeleriyle evler inşa edildi. Azmak Deresi ile ilk karşılaştığımız yerden denizle buluştuğu sahile kadar saatlerce yürüdük ve sırılsıklam ıslandık şiddetli yağmurun altında... Henüz dalında bekleyen limonları, turunçları, portakalları, gülleri, rengarenk çiçekleri, kazları, ördekleri, ortaların arasından boy vermeye başlamış papatyaları, çevremizde görebildiğimiz bütün güzellikleri fotoğraf makinelerimizin belleklerine kaydettik. Ama böylesine benzersiz, üstelik "Yavaş Şehir" ler arasına katılmış bir tatil beldesinin sahillerinin neden böyle çöp içinde olduğuna bir anlam veremedik.. Fotoğraf turumuzun tek keyifsiz yanı buydu. "Mükemmelin peşinde" koşan grubumuz, yağmura karşın inatla ve keyifle sürdürdüğü gezisini, naylon örtüsüne yağmur damlarının tezdüze vurduğu mütevazı bir kafede, odun ateşinde demlenmiş birer bardak çay içerek noktaladı.

HER EVE LAZIM
Gazeteci Engin Yavuz 35 yıldır severek sürdürdüğü mesleğinde mola vererek arkadaşı iş kadını Fahriye Kumova Çiçek ile birlikte dekoratif mum ve doğal sabun sektörüne adım attı. İlk kez 1987 yılında kendi başına mum yapmayı öğrendiğini ve küçük bir atölyede üretim yaptığını söyleyen Engin Yavuz, "Yıllar sonra mum üretimi için yeniden kolları sıvadığımda yıllar önce öğrendiklerimin artık hiçbir işe yaramadığını farkettim ve mum sektöründe sıfırdan yola koyuldum. Fahriye Kumova Çiçek ile birlikte dekoratif mum ve sabun üretmeyi yeniden öğreniyoruz ve bu sektörde bir süre sonra en iyiler arasında yer alabilmek için çok çalışıyoruz" dedi. Başta restoran, bar ve kafeteryalar olmak üzere, mumun hayatın her alanında dekorasyon amacıyla kullanıldığını belirten Yavuz, "Her farklı talebe yanıt verebilecek altyapıyı hazırlıyoruz. Ürünlerimizi toptan ve perakende olarak pazarlıyoruz. Bu arada klasik ve dekoratif mumların yanı sıra birkaç farklı mum projemiz ile sektörde adımızı hızla duyuracağız" diye konuştu. Fahriye Kumova Çiçek ise, uzun bir süre boyunca özel günler için pasta üretimi ile uğraştığını, ancak Engin Yavuz'dan gelen teklifi büyük bir keyifle kabul ettiğini belirterek, "Üretmeyi seviyorum. Şimdi birlikte üretiyoruz, mumlara istediğimiz şekilleri veriyoruz. İşimizi çok seviyoruz ve yakında önemli bir mum ve doğal sabun markası haline geleceğimizi biliyoruz" dedi. Üretimi Bornova Atatürk Mahallesi'ndeki atölyelerinde sürdüren Yavuz ile Çiçek, mum ve sabun çeşitlerinin şimdiden büyük ilgi gördüğünü söylediler.