Füze kriziyle ortaya çıkan gerçek

Muhittin Ataman- Abant İzzet Baysal Üniversitesi

  • Gündem
  • Cumartesi 07.07.2012
Türkiye'nin geleneksel dış politika anlayışı (tabii ki iç politikası da) daha çok güvenlik merkezli olarak anlaşılmış ve yürütülmüştür. Hemen hemen bütün konular ve aktörler güvenlik boyutuyla ele alınmış ve buna göre bir siyaset izlenmiştir. Uluslararası ilişkiler literatüründe 1980'lerden itibaren bu bakışla yürütülen ilişkiler daha çok sert güç (hard power) kavramıyla anılmaktadır. 1980'li yıllarda Özal'ın gerçekleştirmeye çalıştığı yeniden yapılanma bağlamında Türkiye dış politikasında bir güvenliksizleştirme süreci başlamıştır. 2000'li yıllarda AK Parti öncülüğünde başlatılan demokratikleşme de daha çok güvenliksizleştirme ve demilitarizasyon bağlamında gerçekleşmiştir. Bunun dış politikaya yansıması da yumuşak gücün kullanılmaya başlanmasıdır.
Amerikalı akademisyen Joseph Nye, 1980'li yıllarda bu kavramı, devletlerin dış politika davranışlarını daha açıklayıcı hale getirmek amacıyla mevcut güç kavramına bir ilave olarak kullanmıştır. Yani, bir ülkenin etkili bir dış politika izleyebilmesi için bu ülkenin, sahip olduğu askeri güce ilaveten yumuşak güce de sahip olması gerekmektedir. Yumuşak güç denilince de akla bir ülkenin uluslararası platformlarda etkili olmasını sağlayan askeri gücün dışındaki cazibe unsurlarıdır. Bu bağlamda, bir ülkenin akademik kurumlarının çalışmaları, gazete ve dergilerinin takip edilmesi, televizyon kanallarının ve sinema filmlerinin izlenmesi, spor takımlarının tanınması ve desteklenmesi ve ülkede geliştirilen fikirlerin farklı bölgelerde destek bulması gibi hususlar bir ülke fikri oluşturmaktadır.

Yumuşak gücü yeniden tanımlamak

AK Parti hükümetlerinin dış politikasının temel parametrelerinin belirlenmesinde etkili olduğu bilinen Ahmet Davutoğlu ile birlikte, yumuşak gücü itibariyle etkili bir Türkiye fikri oluşmaya başlamıştır. Davutoğlu'nun kullandığı kavramların sistematikleştirdiği yumuşak güç unsurları Türkiye'nin içinde bulunduğu bölgelerde etkili olmaya başlamıştır. Türkiye'de yumuşak gücün tek başına kullanılmasının etkili bir dış politika izlenmesi için gerekli ve yeterli olduğu düşünüldü, en azından bu şekilde davranıldı. Diğer tüm şartlar ve faktörler sabit addedildi. Diğer bölgesel ve uluslararası aktörlerin müdahalelerinin ve değişen şartların Türkiye'nin yumuşak gücünü ne yönde etkileyeceği pek düşünülmedi.
Ancak Suriye'nin geçen günlerde bir Türk savaş uçağını düşürmesi, Türkiye'nin yumuşak gücünün bu yanlış anlaşılma ve uygulanma durumunu sorgulama imkânı tanımıştır. Suriye, Türkiye bakımından yumuşak gücün en başarılı biçimde uygulandığı bir örnek olarak bilinmekteydi. Özellikle Arap isyanlarının başlamasından sonra tüm Ortadoğu'da Türkiye modelinden ve tecrübesinden bahsedilmeye başlandı.
Suriye'nin Türk uçağını düşürmesi Türkiye'nin yumuşak gücünün ve bölgesel etkililiğinin bir testi olarak anlaşılmalıdır. Mevcut kriz, yumuşak gücün doğru ve etkili bir şekilde anlaşılması ve kullanılması için bir fırsat sunmaktadır. Kriz, yumuşak gücün ancak askeri güç ile birlikte kullanıldığında etkili olacağını göstermiştir. Dolayısıyla Türkiye'nin bölgesel bir güç ve küresel bir aktör olabilmesi için bu testi geçmesi gerekir.

Misliyle mukabele

Arap ülkelerinin sokaklarında olumlu bir imaja sahip olan Türkiye'nin güvenilirliğinin devam etmesi için, Suriye'ye yönelik ciddi bir tavır takınılmalı ve diplomatik tepkinin ötesinde bir karşılık verilmelidir. "Mukabele-i bil misil" ilkesi gereğince askeri güç kullanımı seçeneği üzerinde durulmalıdır. Ancak bu savaş durumu olarak algılanmamalıdır. Kanaatimce savaşmak ile diplomatik tepki arasında başka seçenekler de bulunmaktadır. Türkiye karar mercileri bu seçenekler üzerinde durmalı ve/ya bir seçenek üretmelidir.
Türkiye'nin etkili bir cevap verememesi durumunda, Türkiye'nin bölgedeki dostlarının güvenini kaybetme ve onları hayal kırıklığına uğratma tehlikesi vardır. Ayrıca bölgedeki Türkiye yanlısı aktörler, güç ve etki kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklardır. Türkiye'ye umut bağlayan kesimler zor durumda kalacaklardır. Dolayısıyla bu son uçak krizi sadece iki ülke arasındaki bir sorun değil, bölgesel bir sorun olarak algılanmalıdır.
Netice itibariyle, itiraz ve inkâr edilse de, Türkiye'nin uçağını düşüren Suriye, Türkiye'nin gerçek gücünü ve bölgesel siyasetini teste tabi tutmuştur. Türkiye'nin karizması, büyüklüğü, bölgesel etkisi ve gücü test edilmektedir. Türkiye'nin Ortadoğu siyasetinin merkezinde yer alan Suriye sorunu Türkiye'nin istediği şekilde sonuçlanmadığı takdirde, Türkiye'nin son dönemde geliştirdiği bölgesel siyaset stratejileri çökecektir. Bu füze/uçak krizini etkili bir karşılık vermeden çözmediği takdirde de, Suriye sorununu istediği şekilde çözüme kavuşturamayacaktır. Unutmamak gerekir ki askeri ve ekonomik güç olmadan salt dizilerle ve turistlerle bölgesel güç olunmaz.