CHP'de Kurultayı başladı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)'nin 34. Olağan Kurultayı Ankara Arena Spor Salonu'nda başladı. İki gün sürecek olan kurultayda, toplam bin 282 delege oy kullanacak. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun değerlendirme konuşması yapacağı kurultayda, yarın Parti Meclisi (PM) ve Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) için seçim yapılacak.

Kılıçdaroğlu konuşmasına başladı
Divan Başkanlığı'nın oluşturulmasının ardından CHP'nin tutuklu milletvekilleri Mustafa Balbay ile Mehmet Haberal'ın mesajları okundu.
Divan Başkanlığı'na seçilen Altan Öymen, bir an önce bu ayıbın ortadan kalkarak, milletvekillerinin, Meclis'teki görevlerine başlamasını istedi.
CHP dışındaki diğer tutuklu milletvekillerinin isimlerini okuyan Öymen, bu milletvekillerinin de bir an önce Meclis'te görevlerine başlamasını temenni etti.

Öymen, Türkiye'nin en fazla demokrasi ve değişime ihtiyacı olduğunu belirterek, ''Siyaset dilinde değişim demek, iyiye, çağdaşlığa, ileriye doğru değişiklikleri ifade eden kelimedir. Şimdi tam tersi ortaya konuluyor, bunlara değişim deniliyor. Padişahlıktan Cumhuriyete geçmek, tek partiden çok partili hayata geçmek değişimdir. Demokrasiden geriye gidişin adı değişim değil, geriye, kötüye gidiş olur. Bugün her gün, bu yolda bir takım örnekler önümüze çıkıyor'' diye konuştu.

Sahte demokrasiyi değil, gerçek demokrasiyi getirecek olanın CHP olacağını ifade ede Öymen, kurultayın, bunu pekiştireceğini kaydetti.
Öymen'in ardından kürsüye gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun konuşması, işaret diline de çevriliyor.
Kurultayda ayrıca aralarında Müjdat Gezen, Ataol Behramoğlu, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici'nin de bulunduğu bazı sanatçı, siyasetçi ve sivil toplum örgütlerinin mesajları da okundu.

'Demokrasi ve Değişim Kurultayı' sloganıyla başlayan kurultay salonunda, "Demokrasiyi biz getirdik, biz yücelteceğiz", "Emperyalizm ve taşeronluğa hayır", "Milli irade hapsedilemez", "Değişimi ancak devrimciler yapar", "Kindar değil özgür gençlik", "Baskı ve zulüm düzeni CHP ile bitecek" yazılı afişler yer alıyor.

Salonda zaman zaman CHP'nin çalışmalarını anlatan videolar gösteriliyor. Partililer ise CHP bayraklarını sallayarak çalınan müziğe eşlik ediyor. Bazı partililer de Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından CHP Zonguldak milletvekili Mehmet Haberal'ın fotoğraflarını taşıyor. Ayrıca Kurultay'a eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Altan Öymen, Murat Karayalçın gibi isimler de katılıyor.

Kurultayın yapıldığı Ankara Arena Spor Salonu'na gelen Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, partililerin yoğun ilgisi altında salondaki katılımcıları selamladı.

Genel Başkanlık seçimi bugün

İki gün sürecek kurultayda bugün Genel Başkan seçimi yapılacak. Kılıçdaroğlu'nun tek aday olarak katılması beklenen kurultayın ikinci gününde ise 60 kişilik Parti Meclisi ile 15 kişilik Yüksek Disiplin Kurulu üyelikleri için seçim yapılacak.

34. Olağan Kurultay, 26 Şubat'ta gerçekleştirilen CHP'nin 16. Olağanüstü Kurultayı'nda kabul edilen yeni tüzüğe göre gerçekleşecek.

Partinin yeni tüzüğüne göre, genel başkanlığa aday olabilmek için, üye tam sayısının en az yüzde 10'unun yazılı teklifi gerekecek. Başkanlık divanı önünde imza verme zorunluluğu ise aranmıyor. CHP'nin kayıtlı 1282 delegesi bulunuyor.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu: ''Sistemden beslenenler, değişimden memnun olmazlar''

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ''Sistemden beslenenler, değişimden memnun olmazlar. Sistemden beslenenler, değişime karşı çıkarlar. Tarihin her döneminde sistemden yana olanlar oradan beslenenler, hep değişime karşı çıkmışlardır'' dedi.

Kılıçdaroğlu, Ankara Spor Salonu'nda düzenlenen CHP 34. Olağan Kurultayı'nda, sosyal demokrasinin temelinde rant değil, insan olduğunu belirtti.

Sosyal demokratların toplumda var olan eşitsizlikleri, haksızlıkları ve mağduriyetleri gidermek için yola çıktıklarını dile getiren Kılıçdaroğlu, onun için ''sosyal demokrasinin temelinde değişim, değişim, değişim vardır'' dediklerini kaydetti.

Kılıçdaroğlu, değişimin çağdaş uygarlık düzeyini yakalama ve aşma güdüsü olduğunu ifade ederek, Cumhuriyet Halk Partililer ve sosyal demokratlar açısından değişimin çağdaş uygarlığı yakalama olduğunu anlattı.

Eğer çağdaş uygarlığı yakalar, aşma azmi gösterilirse bundan halkın, ülkenin ve kurumların kazançlı çıkacağına işaret eden Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

''Onun için bizim değişim anlayışımız Mustafa Kemal Atatürk'ün işaret ettiği çağdaş uygarlık hedefidir. Değişimden herkes memnun olur mu? Cumhuriyet Halk Partililer değişimden memnun olurlar. Onların hedefi var. Çağdaş uygarlık. Ama değişimden bir toplumdaki her bireyin, her kurumun, her siyasi partinin memnun olmadığını da bilmeniz gerekiyor. Unutmayın sistemden beslenenler, değişimden memnun olmazlar. Sistemden beslenenler değişime karşı çıkarlar. Tarihin her döneminde sistemden yana olanlar oradan beslenenler, hep değişime karşı çıkmışlardır.''

Değişim ve dönüşüm

Kılıçdaroğlu, ilerlemeciler ve devrimcilerin, çağdaş uygarlık bağlamında değişimden yana olduğuna dikkati çekerek, CHP'nin köklerinde devrimci ruhu olduğu için değişimi ve dönüşümü her ortamda savunacaklarını söyledi.

Statükocuların değişime karşı olduklarını belirten Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

''Onlar bazen istikrar bozulmasın diye, kendi statükolarının devamı için çaba harcarlar. Ama biz ülkemizin, halkımızın çıkarları için, onların çıkarları üzerine inşa edilen bir değişim için yola çıktık ve yolumuzu sürdürmeye kararlıyız. Sosyal demokrasinin 3 temel özelliği vardır. Bir, sosyal demokrasi insan merkezlidir. İki, sosyal demokrasi evrenseldir. Üç, sosyal demokrasi katılımcılığı öngörür. İnsan merkezlidir. Çünkü insana onurlu bir gelecek vermek için yola çıkmıştır. Ona onurlu bir gelecek yanında özgürlüğü ve güvenliği veren bir partidir.

Cumhuriyet Halk Partililer laik, aydınlanmacı, idealleriyle evrenselliği benimsemişlerdir. Yolumuz budur, evrenselliğimiz budur. Laik, aydınlanmacı, idealleriyle evrenselliğidir. Bu bağlamda yola çıktık, bu bağlamda sürdüreceğiz kararlılıkla çalışmalarımızı. Katılımcılık, elbette ki demokrasi geliştikçe, özgürlükler geliştikçe, çok önemli bir süreç olarak önümüzdedir. Siyasal karar mekanizmalarını, siyasal karar süreçlerine, halkın daha fazla katılmasını sağlamak, Cumhuriyet Halk Partililer, sosyal demokratların temel hedefi, görevi ve amacıdır.''

''Bilgi toplumu, entelektüellerin katkısıyla, çabalarıyla gelişir, serpilir''

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ''Bilgi toplumu, entelektüellerin katkısıyla, çabalarıyla gelişir, serpilir. Ama maalesef entelektüellerin aşağılandığı, toplumda söz sahibi olmamaları için çaba harcandığı, hapislere atıldığı bir süreci yaşıyoruz'' dedi.

Kılıçdaroğlu, Ankara Spor Salonu'nda düzenlenen CHP 34. Olağan Kurultayı'nda, eskiden sosyal demokratların sadece adil ve halkça bölüşümden söz ettiklerini belirterek, kendilerinin ise işçisi, çiftçisi ve sanayicisiyle önce üretmeyi sonra halkça bölüşmeyi savunduklarını dile getirdi.
''Üreteceğiz ki toplum olarak zenginleşeceğiz'' diyen Kılıçdaroğlu, CHP olarak hiçbir zaman önceliklerinin yoksulluğu paylaşmak olmadığını, bundan sonra da olmayacağını vurguladı.

Kılıçdaroğlu, yoksulluğu bir övünç alanı olarak görmeyeceklerine, yoksulluğu sonlandıracaklarına ve halkın zenginleşmesini sağlayacaklarına dikkati çekerek, gönenci toplumun tüm dokularına yayacaklarını, hedeflerinin bu olacağını ifade etti.

Zamanın ruhunu iyi okumaları gerektiğini dile getiren, geçmişi de içinde bulunulan koşulları da geleceği de çok iyi tahlil edilmesi gerektiğini anlatan Kılıçdaroğlu, 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra dünyanın 3. büyük bir dalganın içine girdiğini kaydetti.

Kılıçdaroğlu, insanlık tarihine bakıldığından birinci dalgayla avcılıktan tarım alanına, tarımın dönüşümüne ve tarım toplumuna geçildiğini; ikinci dalgayla da tarım toplumundan sanayi toplumuna dönüşüldüğünü ve bu dalganın bütün dünyayı sardığını anlattı.

Üçüncü dalgayla da 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra dünyaya giderek egemen olan sanayiden bilgi toplumuna geçiş sürecinin başladığını ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

''Bugünkü yüzyılda geldiğimiz koşullarda zenginliğin ve refahın temelleri artık değişmiştir. Zenginliğin ve refahın temelleri bilgi toplumuna endekslenmiştir artık. Zenginleşme süreci bilgi yoluyla ve bilgi ağırlıklı sanayi yoluyla bütün dünyada yer bulmaya başlamıştır. Toplumu değiştirmek isteyen, toplumu ileriye götürecek siyasetçiler, bu olguyu görmezlikten gelmesi mümkün değildir. Bu süreçte devletin görevi sosyal piyasa ekonomisinin sağlıklı işlemesini sağlamak ve yol gösterici olmaktır.

Kalkınma planlarının varlık nedenleri de temelde budur. Bir ülkenin zenginleşmesi tasarrufuna ve yatırımına bağlıdır. Onun için diyoruz ki yirmi büyük ekonomi içindeyiz,ama tasarruflarımız yetersiz, yatırımlarımız yetersiz. Unutulmaması gereken bir gerçek var. Üretime değil, tüketime endeksli bir toplum halindeyiz. Tüketim endeksli bir toplum gelecekte güçlü bir toplum olmaz, zenginleşmez.

Gelişmiş ülkelerin trenine binmede zaman kaybeder, o trene zamanında binmezse toplum geriye doğru itilmiş olur.''

''Bilim insanları özgür olmalı''

Kılıçdaroğlu, bilgi toplumu ile ekonomisinin kaynağını ve ışığının üniversiteler olduğuna dikkati çekerek, üniversitelerin toplumu ileriye, çağdaşlığa götüren temel eğitim kurumları olduğunu söyledi.

''Üniversiteler özgür değilse, üniversiteler özgürlüğün ötesinde bilim insanı da özgür değilse, üniversite özerk değilse bilgi üretemez, bilgi toplumuna katkı veremez'' diyen Kılıçdaroğlu, onun için parti olarak üniversitelerin özerk olmasını, bilim insanlarının özgür olması gerektiğini söylediklerini kaydetti.

Kılıçdaroğlu, bilgi toplumunun entelektüel birikiminin yüksek olduğuna işaret ederek, ''Bilgi toplumu, entelektüellerin katkısıyla, çabalarıyla gelişir, serpilir. Ama maalesef geldiğimiz süreçte entelektüellerin aşağılandığı, toplumda söz sahibi olmamaları için çaba harcandığı, hapislere atıldığı bir süreci yaşıyoruz'' diye konuştu.

Ortaçağ medresesi benzetmesi

Gelişmiş ülkenin, bilgi toplumunu özümseyen, onu geliştirmek isteyen ülke olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

''Onun için üniversitede eğitim politikamızı yeni bir bakış açısıyla, yeniden şekillendirmek ve yeni politikaları toplumun önüne getirmek zorundayız. Dünyanın 20 büyük ekonomisinden birisiyiz, ama insani gelişmişlik endeksine baktığımızda 187 ülke arasında 92. sıradayız. Bu süreç Türkiye'ye yakışan bir süreç değil. Biz bilgi toplumu olma yolunda çok daha güçlü bir iradeyi ortaya koymak zorundayız.

Üniversitelere, eğitime acaba ne kadar önem veriyoruz? Birleşmiş Milletler'in rakamlarına göre, 171 ülkede yapılan araştırmada, milli gelirden eğitime para harcama konusunda yapılan sıralamada Danimarka 13, Tunus 17., İran 76., Uganda 129., Türkiye 132. sırada. Bu rakamları bilerek, bu gerçekleri bilerek Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu kurultayda neden bilgi toplumuna, neden bilgi ekonomisine, neden zenginleşmeye önem verdiğini bir kez daha milletimizin takdirine sunmak isterim.''

Kılıçdaroğlu, üniversiteleri ayakta olan bir ülkenin üreten ülke olduğunu dile getirerek, şöyle dedi:

''Üniversiteleri ayakta olan bir ülke, dünyada söz sahibi olan bir ülkedir. Üniversiteleri ayakta olan bir ülke, dünyada saygın bir ülkedir. Üniversiteleri ayakta olan bir ülke, demokrasisi gelişmiş bir ülkedir. Üniversiteleri ayakta olan bir ülke, dünyaya marka olan bir ülkedir. Peki bizim üniversitelerimiz? Suskun üniversitelerimiz, Ortaçağ medreselerine dönüştürülen üniversitelerimiz... Bunu kabul etmiyoruz. Cumhuriyet Halk Partili olarak kabul etmiyoruz. Yurtseverler olarak kabul etmiyoruz. 'Özerk üniversite, özgür bilim adamı' diyoruz.''

''Sorunun ve çözümün zor olduğunu biliyorum. Sorun varsa çözüm de vardır''

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ister Kürt, ister Doğu, Güneydoğu, ister terör sorunu denilsin, ortada 30-35 yıldır bir cenaze durduğunu, bunun kaldırılması gerektiğini ancak kimsenin cesaret edemediğini söyledi.

CHP olarak bu sorunu çözmeye, bu coğrafyaya barışı getirmeye kararlı olduklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, şehit annelerine; ''Yetki verin, halkın iktidarını kuralım Türkiye'yi anaların ağlamayacağı bir barış cennetine dönüştürelim'' diye seslendi.

Kılıçdaroğlu, partisinin 34. Olağan Kurultayı'nda yaptığı konuşmada, dış politikada çifte standart olamayacağını söyledi.

''Suriye'de katliam var'' deyip, sabah akşam savaş tamtamları çalınırken, öbür yandan Ömer El Beşir'in Türkiye'de olmasının kabul edilemeyeceğini belirtti. Kılıçdaroğlu, Türkiye Cumhuriyeti'nin katillerle işinin olmadığını ifade ederek, ''Uluslararası mahkemelerin mahkum ettiği bir katili, hangi yüz, hangi insan hakları anlayışyla Türkiye'ye davet ediyorsun?'' diye sordu.

Kılıçdaroğlu, İsrail ile kavga edildiğini ifade ederek, ancak Malatya Kürecik'e İsrail'i korumak için kalkan kurulduğunu söyledi.

Düşman üretme üzerine bir dış politika olamayacağını ifade eden Kılıçdaroğlu, ''1639 Kasr-ı Şirin Anlaşması'ndan bu yana İran ile aramızda hiçbir sorun çıkmamıştı. İlk kez Kürecik'te İsrail kalkanından sonra İran, Kürecik'i vuracağını söyledi. Aradan yüzyıllar geçmiş, komşuyla hasım olunuyor'' diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin, Doğu Akdeniz'de, zengin petrol, doğalgaz yatakları bulduğunu anımsatarak, Türkiye'nin, celallenerek, ''Arama yapamazsın, yaparsan savaş nedeni'' dediğini söyledi. Kılıçdaroğlu, buna rağmen arama yapıldığını ifade ederek, Türkiye'nin, Piri Reis gemisini gönderdiğini ancak yolda arızalandığı için geri çekildiğini anlattı.

''Türkiye'nin geleceğine ipotek koyan iktidar''

Bir Rum bakanın, ''Bunlar konuşur ama bir şey yapmazlar'' açıklamasının, ana muhalefet lideri, Türkiye yurttaşı olarak ağrına gittiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Türkiye, bu hale düşmemeliydi. Türkiye'yi bu hale sokanların, halka bakacak yüzlerinin olmaması lazım. Güney Kıbrıs olayında celallenmek istediler bir telefon geldi, 'aramayı yapan gemi, bizim ülkemizin gemisidir', yelkenlerini indirdiler, koltuklarına oturdular, seslerini kestiler.

Onurlu, dik duran bir Türkiye Cumhuriyeti. Bu iktidar, onurlu Türkiye'ye yakışmıyor, bu iktidar Türkiye'nin geleceğine ipotek koyan bir iktidardır. Aynı telefon rahmetli Ecevit'e de gelmişti. Afyonu, Türk köylüsünün ekemeyeceğini söylediler. Ecevit, 'halkımın çıkarlarını düşünürüm, afyonu ekeceğiz ve çiftçim kazanacak' dedi. İşte biz o kültürden geliyoruz. Halkımızı düşünen kültürden geliyoruz.''

''Vefa denen bir şey var''

Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin, enerji açısından yüzde 60 oranında Rusya'ya bağlı olduğunu belirterek, dış ve ekonomi politikalarında, bütün yumurtaların, aynı sepete konamayacağını kaydetti.

Büyük savaşların, her zaman enerji kaynakları üzerine çıktığına işaret eden Kılıçdaroğlu, 2035'de dünyanın enerji ihtiyacının, yüzde 35-40 artacağını, Türkiye'nin 280 milyar dolarlık enerji yatırımı yapması gerektiğini anlattı.

Kılıçdaroğlu, ''Kaddafi'nin elinden ödül alırsınız. Batının egemen güçleri onu yemek için yola çıkarlar, sen de şakşakçı olur linç edilirken alkışlarsın oraya gider Libya'dan bir şey gelecek mi diye beklersin. Egemen güçler onu daha önce paylaştı, sen taşeronluğunu yapıyorsan, taşerona birşey düşmez. Kıbrıs Barış Harekatı sırasında bize en büyük desteği veren Kaddafi'nin linç edilmesine bizim Başbakan, Hükümet neden alkış tutar? Vefa denen bir şey var'' diye konuştu.

''TBMM İçtüzüğü değiştirilsin''

AB'ye üyelik sürecine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Kılıçdaroğlu, ''Sıfıra sıfır elde var sıfır. Bizden sonra başvuranlar üye oldu, biz bekliyoruz'' dedi.

Kılıçdaroğlu, gittikçe otoriterleşen, özgürlükleri askıya alan bir yönetim anlayışıyla karşı karşıya olduklarını savunarak, demokrasinin lütuf değil, insanların ağır bedeller ödeyerek kazandıkları bir hak olduğunu, bu haktan asla vazgeçmeyeceklerini belirtti.

Demokrasinin, yolsuzlukları, ahlaki çöküntüleri kabul etmediğini dile getiren Kılıçdaroğlu, demokrasilerde yöneticilerin halka hesap verdiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, TBMM İçtüzüğü'nün değişerek, kesin hesap komisyonu oluşturulması, vatandaşların vergisinin hesabının sorulması, başkanının da ana muhalefetten olmasını önerdi.

''Tuzun kokusu herkesin burnunda''

Kılıçdaroğlu, yasama, yargı, yürütme arasındaki dengenin bozulduğunu, yürütmenin; yasama ve yargıyı kontrol ettiğini, böyle bir düzenin olamayacağını söyledi.

Adaletin, yargının tümüyle iflas ettiğini ileri süren Kılıçdaroğlu, ''Siz, Yargıtay'a, Danıştay'a militan yargıç seçerseniz, bu ülkede tuz kokar, tuzun kokusu da bu ülkede yaşayan her insanın burnunda. Yargıya ve adalete duyulan güven sarsıldı'' dedi.

''Özgürlüğün kan davası''

Kılıçdaroğlu, halkın oylarıyla seçilen milletvekillerin hapiste bulunduğu demokrasinin, sadece Türkiye'nin değil, bütün dünyanın ayıbı olduğunu belirtti.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

''Silivri toplama kampını bütün dünyaya anlattık. Orada adalet yoktur. Yargıçların sanıkları hasım olarak görme alışkanlıkları var. Orada adalet dağıtılmaz, dağıtılan adaletsizliktir. Özgürlüğün kan davasıdır orada görülen.

Deniz Feneri davasına, yüzyılın soygunu dedik. Hırsızlıkları soruşturan savcılar hakkında soruşturma yapılan yargı düzeni, hangi çağdaş ülkede var? Yargıtay, Danıştay, yargıçlar, HSYK bilmiyor mu? Ne zamandan beri hırsızlıkları soruşturmanın suç olduğu anlaşıldı? AKP adaleti budur. Bunu adalet saymıyoruz, böyle adalet olmaz. Siyasallaşan yargı, yargı değildir; iktidarın tetikçiliğini yapan yargıdır. İktidarın tetikçiliğine soyunan yargı değil, onları birer demokrasiye kurşun sıkan tetikçi olarak algılamamız gerekir.''

Kılıçdaroğlu, sıkıyönetim mahkemelerine, DGM'lere, Özel Yetkili Mahkemelere karşı çıktıklarını dile getirerek, şimdi gücüne ve adamına göre iki mahkeme oluşturmaya çalışıldığını savundu. Kılıçdaroğlu, bunların ''Silivri toplama kampı mahkemeleri ve AK Parti'nin terörle mücadele mahkemeleri'' olduğunu öne sürdü.

''Ortada cenaze duruyor''

İşsizlik kadar yakıcı bir sorunun daha bulunduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, sözlerini, ''İster Kürt, ister Doğu, Güneydoğu, ister terör sorunu deyin, ortada 30-35 yıldır bir cenaze duruyor. Kaldırılması gerekir. Kimse cesaret edemiyor. CHP olarak bu sorunu çözmeye kararlıyız, bu coğrafyaya barışı getirmeye kararlıyız'' diye sürdürdü.

Siyasetin, sorunlardan nemalanma değil, sorunlara çözüm üretme sanatı olduğuna işaret eden Kılıçdaroğlu, sözlerine şöyle devam etti:

''Sorundan nemalanan siyaset, sorumluluğu halka yıkar. Binlerce şehit geldi. Tutturmuşuz 'analar ağlamasın.' Lafla peynir gemisi yürümez. Siyasetçinin sorumluluk üstlenmesi lazım. Analar ağlamayacaksa yolunu yordamını bulacaksın, halk sana oy verdi. Sorunlar çözülmezse derinleşir, derinleşirse Türkiye otoriter yapıya kayar. Geldiğimiz nokta budur. Herkesin sesini kısan iktidar. Üniversite, basına, aydına, sanatçıya heykel yapma, roman yazma... Bu işin sonu ne olacak? Yazacağız, çizeceğiz, konuşacağız, dirençli ve yürekli olacağız.

Buradan bütün şehit annelerine sesleniyorum, onların ellerinden öpüyorum; yetki verin, güç verin, halkın iktidarını kuralım, Türkiye'yi anaların ağlamayacağı bir barış cennetine dönüştürelim. Sorunun zor olduğunu biliyorum, çözümün de zor olduğunu biliyorum. Ama biz siyasetçiyiz, halkımızı, insanımızı seviyoruz. Sorun varsa, o sorunu çözeceğiz. Çünkü biz Atatürk'ün geleneğinden geliyoruz. Sorun varsa çözüm de vardır.''