İşte Türkmen milisler

Suriye'de 'Bahar'ın gelmesini bekleyen Arap halkının yanı sıra yaklaşık 3 milyon Türkmen var. Kuzey Bayır-Bucak bölgesindeki Türkmen milisleri SABAH görüntüledi

Esad mezalimine başkaldırı dünya kamuoyuna hep "Arap Baharı" olarak yansıdı. Şu ana kadar yansımayan baharı bekleyenlerin sadece Araplar olmadığı. Suriye'de yaklaşık 3 milyon Türkmen yaşıyor. Bunların büyük bir kısmı da Türkçe biliyor. Ülkenin orta ve güney bölgelerindeki silahlı muhaliflerin görüntüleri sıklıkla medyaya yansıdı. Ancak, kuzey Bayır-Bucak bölgesindeki silahlı Türkmen milislerini ilk defa SABAH görüntüledi. Milislerle ilk buluşmamız sık ormanlık arazideki bir kampla başlıyor. Suriye topraklarına girdikten sonra bir saatlik yürüyüşle ulaştığımız kampta 30'a yakın silahlı milis var. Otomatik silahlar, Kalaşnikoflar ağaçlara asılmış. Kampta elleri bağlanmış bir kişi gözümüze çarpıyor. Gözleri korku dolu bu kişi Esad kuvvetlerine casusluk yapmakla suçlanıyor. Fotoğrafını çekmek istiyoruz izin verilmiyor. "Sonu ne olacak?" dediğimizde aldığımız cevap biraz muğlak: "Az gonuşup bırakacağık..." Biraz ileride bir kamp daha... Özgür Suriye bayrağının hemen yanıbaşına bir de Türk bayrağı asılmış. Bu kampta da 50'ye yakın silahlı milis var. Kamplar dik yamaçların arasında. Birinde birine intikal çok güç. Hâkim noktalarda silahlı milisler nöbet tutuyor.

TÜRKMEN GENÇLER ÖRGÜTLENİYOR
Yine uzun bir yürüyüşün ardından "zifit" dedikleri yola ulaşıyoruz. Burada bizi 80 model aracıyla silahlı bir Türkmen milis karşılıyor. Adı Yusuf. Bir hatırlatma. Arap muhaliflerin tersine Türkmen milisler fotoğraf çektirmede gayet isteksiz davranıyorlar. Neden sorusunun yanıtı: "Ailele- rimiz hala içeride. Bizi tanırlarsa ailelerimizi öldürürler" Motosikletiyle devriye atan silahlı milis boynumdaki fotoğraf makinesine takıyor: "Gardaş yüzümü mü çektin?" Çaresiz makinedeki tüm fotoğrafları gösteriyorum "Bak yoksun!" Biraz ileride nereden çıktığı belli olmayan Türkmen silahlı milisler birden yolumuzu kesiyor. Eller tetikte. Yusuf kendini tanıtınca gerginlik kayboluyor. Yol nöbeti tutan milislerin yanında bir eşek. Eşeğin sırtına "Beşar" yazılmış. Yol üzerinde şarampole yuvarlanmış bir pikap. Ön camı kurşun delikleriyle dolu. Kasasında ve önünde haki renkte üniforma giymiş iki ceset var. Koku dayanılmaz. "Bunlar kim?" diye soruyorum. Aldığımız cevap: "Esad'ın askerleri" Bölgede bu tür çatışmalar sıklıkla yaşanıyordu. Ama direnişle birlikte askerler Türkmen bölgesine girmeye çekiniyor. Uzaktan top atışları sürüyor. Rastgele sallanan top mermileri bazen araziye bazen ormanlık alana bazen de Türkmen köylerine düşüyor. İşte o top mermisinden arda kalan şarapnel parçalarını bir Türkmen genci bize avuçlarına doldurarak gösteriyor. Zaman zaman yaşça büyük asker tipli kişilerle karşılaşıyoruz. Hal ve hareketlerinden bir zamanlar Esad'ın ordusunda subaylık yaptıkları anlaşılıyor. İsimlerini vermiyorlar. Bu subaylar Türkmen gençlerini örgütlüyor. Türkiye'deki kamplarda da Türkmen Subayları var. General Faiz Amro, Albay Muhammed Ramazan, Muhammed Faki, Binbaşı Halit Faki, Vadoda Yusuf, İsam Hicari, Üsteğmen Ali Faki, Ahmet Hocuk, Human Ömer, Teğmen Musa Bayırlı, Ahmet Ömer, Merhaf Yusuf öğrenebildiğimiz isimler. Esad güçlerinin elinde 20'ye yakın Türkmen Subay esir olarak bulunuyor.

HEP AYN I NAKARAT...

Konuştuğumuz Türkmen milislerin dilinde hep aynı nakarat: "Türkler, Erdoğan ne zaman bize yardıma gelecek?" Silahların çoğu Suriye ordusundan. Dipçiklerindeki Arapça numaralar bunun kanıtı. Kalaşnikofların kırılan ya da kopan seyyar dipçiklerin yerine tahtadan yontulmuş dipçikler takılmış. "Esad'ın ordusuna bunlarla mı karşı koyacaksınız?" deyince bir milis Davud ile Golyat'ın hikâyesini hatırlatıyor. Güzergâh üzerinde bu kez bir cipe geçiyoruz. O şartlara göre oldukça lüks bir araç. "Bunu nereden buldunuz?" diye soruyorum. "Askerden aldık" diyor. "Nasıl?" sorusunun yanıtı ise ön camda, şoför koltuğunun hemen önündeki iki mermi deliği. Son durağımız yine bir milis kampı. Yeşil bir brandanın altında 40'a yakın milis komutanları olduğunu sandığım sakallı bir kişiyi dinliyor. Fotoğraf çekme talebimiz yine o isteksizliğe tosluyor. Ancak kamp komutanı flaş kullanmamak ve yüzleri çekmemek şartıyla fotoğrafa razı oluyor. Derme çatma kamptaki milislerin çoğu genç ve askerliğini yapmamış. Adının Şeyh Mustafa olduğunu öğrendiğim komutan Nureddin Zengi Taburu'na bağlı olduklarını söylüyor. Nureddin Zengi, 1146-1178 yılları arasında Suriye'de hükümran olan 2. Haçlı Seferi'ni durduran Türkmen Sultanı... Şeyh Mustafa El Muhaberat ve Şebbiha'nın işkencelerini anlatıyor. "Hakkımız olanı alana kadar savaşacağız" diyor. Etrafındaki daha bıyığı terlememiş gençlere, ellerindeki derme çatma silahlara bakarak soruyorum: "Esad'ın uçağı var tankı var topu var. Peki sizin neyiniz var?" Çadırın içi bir anda bu soruyla buz kesiyor. Genç gözlerde "Bizimle alay mı ediyorsun?" bakışları... Şeyh Mustafa önce çayından küçük bir yudum alıyor... Ardından sakalını sıvazlıyor... Kısa bir sessizliğin ardından cevap gayet kısa ve net: "Esad'ın tankı topu varsa bizim de Allahımız var!"