"Kılıç, Fransız mürebbiyesi gibi siyasete parmak sallıyor"

Marmara Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Osman Can ile AYM Başkanı Haşim Kılıç’ın konuşmasını demokrasi ve hukuk açısından değerlendirdik.

Türkiye birçok iklimi bir arada yaşıyor. 23 Nisan'da dünya kamuoyunun önünde tarihi bir bildiri yayınlayan hükümete karşı, 25 Nisan'da İttihatçı refleksiyle siyasete nizam vermeye çalışan Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın konuşmasını dinledik. 27 Mayıs darbesi ürünü olan AYM'nin başkanları değişse de, farklı tonlarda, farklıy-mış gibi olsalar da, hepsinin içselleştirdiği İttihatçı gelenek, konuşmaların içinde inci gibi kelimelerle dizeler haline dönüşebiliyor. Tıpkı 27 Mayıs'a,12 Mart'a,12 Eylül'e hatta 28 Şubat'a övgüler yağdıran akamedisyen-yazarların olması gibi, AYM Başkanı Kılıç'ın konuşmasına da 'Demokrasi Manifestosu' denilebilir tabii ki. Ama toplum bu elitistlerin sözüne de kendilerine de güvenmiyor hatta onları sevmiyor da. AYM Başkanı'nın karşısına gelen siyasetçileri azarlar, küçümser edayla konuşması, sadece İttihatçılığın çok diri olduğunu göstermesi açısından öğreticidir. Türkiye toplumu cübbesini giyeni başının üstüne taç etmiyor. 17 Aralık'ta paralel örgüt kuran cübbelileri tanıdığı gibi, 25 Nisan'da da İttihatçı cübbelileri çok daha net bir şekilde tanıdı.

AYM Başkanı Hasim Kılıç'ın konuşmasını nasıl değerlendirdiniz?

Genel hatları itibariyle oldukça sorunlu bir konuşmaydı. Sağlam bir hukuk felsefesinden çok, daha kişisel ve bu kişiselliği hukuki retorikle kapatmaya çalışma çabasının okunduğu bir konuşmaydı. İçinde bulunduğumuz tarihsel süreç açısından bakıldığında, konuşmanın tarihi ıskalanmış, zamanını şaşırmış bir konuşma olduğunu söyleyebiliriz. Bugünün ve yarının Türkiye'sinde çok fazla yeri olmayan, karşılığı da çok fazla olmayacak bir konuşma oldu.

MEVCUT AYM SİYASETİ TERBİYE ETMEK ÜZERE KURGULANMIŞTIR


"Tarihi ıskalanmış" dediniz. Bunu biraz daha açar mısınız?


Bugünkü Anayasa Mahkemesi 1961 Anayasası ile kurulmuş bir kurumdur. Yani bir bakıma İttihatçı geleneğin Türkiye'ye armağanıdır. Diğer yandan da Türkiye'nin hükümet şekli, görünürde parlamenter sistem olarak tasarlandı. Parlamento ve parlamentodan çıkan hükümet sistem içinde var olacaklar, ancak bunların sistemde bir değişim meydana getirmeleri mümkün olamayacak. Darbecilerin anayasal statüye kavuşturduğu ve gerçekte darbe koalisyonunun parçası olan kurumlar siyasileri terbiye edecek, onlara üstün ve tartışmasız kavramlar üzerinden ders verecek, onları hizaya getirecekler.