Murat Arın: İspanya ve İtalya'yı kim kurtaracak?

Küresel piyasalar bir haftayı daha Avrupa borç krizi, kurtarma açıklamaları ve merkez bankalarının para basacağına yönelik haberlerle geçirdi. Avrupa Merkez Bankası Başkanı (ECB) Mario Draghi'nin euro'yu koruyacaklarını söylemesi borsalarda doping etkisi yaptı. Draghi on gün önce de euro'dan geri dönülemez olduğunu söylemişti ama hiçbir etkisi olmamıştı. Draghi'nin euro'yu yaşatmak için ellerindeki her imkanı kullanacağını söylemesi bu kez borsalarda büyük coşku yarattı. Draghi euro'yu yaşatmaktan ne anladığı, hangi yöntemleri kullanacağı konusunda hiçbir bilgi vermedi. Ama bu açıklama, piyasalarda ECB'nin ülke tahvillerini satın alacağı ya da ESM kurtarma fonuna banka yetkisi verileceği şeklinde algılandı. ECB yılın başından bu yana tahvil satın almıyor. Bunun basit bir gerekçesi var. ECB'nin ikinci el piyasaya girmesi, likidite sağlıyor, ellerindeki tahvili satıp çıkmak isteyenlere fırsat veriyor ama ülkelerin sorunlarını çözmüyor. ECB, 200 milyar euro'ya yakın Yunanistan, İrlanda ve Portekiz tahvili satın aldı ama bu ülkelerin tahvil faizlerinin rekor seviyelere yükselmesine, ardından da kurtarmaların gelmesine engel olamadı. ECB'nin İspanya ve İtalya tahvillerinde yaptığı küçük çaplı alımlar da faizlerdeki yükselişi durdurmadı. ECB yüz milyarlarca euro tutarında bir alım yaparsa faizlerin inmesini sağlayabilir. Bu durumda ellerindeki tahvillerden kurtulmaya çalışanlar bu fırsattan yararlanıp piyasadan çıkacaktır. Özellikle İspanya çok yüksek bütçe açığı verdiği için bir süre sonra ECB'den başka İspanya tahvili satın alan kalmayabilir. ECB'nin batık ülkeleri finanse etmesi, kendini de batırması dolayısıyla bu zararı başta Almanya ve Fransa olmak üzere Euro Bölgesi'ni oluşturan diğer ülkelere yüklemesi anlamına geliyor. ECB hem bu yöntemin bir işe yaramadığını gördüğü için tahvil satın alımlarını durdurdu hem de trilyon euro'ya varan bir alımı Almanya, Hollanda, Finlandiya gibi artık daha fazla para kaptırmak istemeyen ülkelerin kabul etmesi mümkün değil. ESM kurtarma fonunun bugünkü haliyle devreye girebilmesi için önce Almanya Anayasa Mahkemesi'nin onayından geçmesi gerekiyor. 12 Eylül'de açıklanacak kararla ESM Almanya'da da kabul edilse bile bankaya dönüştürülmesi, dolayısıyla batık ülkelerdeki risklerin zenginlere aktarılması ayrı bir konu ve buna Almanya karşı çıkıyor.

Euro kurtulacak

Draghi'nin euro'yu koruyacağı söylemine Almanya'dan Fransa'ya birçok politikacı destek verdi. Herkes euro'yu koruyacağını söylüyor ama İspanya ve İtalya'nın kurtarılması için gerekecek 1.5 trilyon euro'ya çıkabilecek faturanın kimin tarafından ödeneceğini söylemiyor. Zaten euro'nun bundan sonra dağılması çok zor. Şu andaki düzenlemelere göre bir ülke ancak halkoyuna giderek euro'dan ve aynı zamanda AB'den çıkma kararı alabilir. Borç krizinden herkes fazlasıyla zarar gördüğü için bu şartlarda durumu iyi olanın da kötü olanın da çıkmasının anlamı yok. Batık ülkeler borçlarını zenginlere yıkmaya çalışırken, zenginler zararı büyütmemeye çalışıyor. Bu kriz en kolay ülke ve banka iflaslarının (kurtarma değil iflas) devreye girmesiyle çözülebilir. Avrupa'nın bu noktaya gelmesi için karmaşanın daha da artması gerekiyor. Ancak krizin son birkaç ay içindeki gelişimi iflaslara doğru gidişin hızlandığını ve iflasların topluca gerçekleşme riskinin arttığını ortaya koyuyor. Aslında bu hızlanmada ECB'nin her fırsatta banka iflaslarının önünün açılmasına yönelik eylemlerde bulunmasının ve öneriler getirmesinin önemli bir payı var. Herkes ECB'den kurtarma bekliyor ama İspanya'yı iflasa sürükleyenlerin başında ECB geliyor.

FED pas geçebilir

Küresel piyasalar bu hafta yapılacak ABD Merkez Bankası (Fed) toplantısından para basma kararı çıkmasını umuyor ama Başkan Ben Bernanke, ABD Kongresi'ndeki ifadesinde, ekonominin durgunluğa girmesini beklemediğini, istihdam piyasasında da iyileşme olmasa da kötüye gidiş olmadığını söyledi. ABD'de de şu anda bir deflasyon tehdidi de yok. Üstelik kuraklık nedeniyle gıda fiyatları hızla yükseldi ve bunun bütün dünyada enflasyonu yukarı itmesinden kaygı duyuluyor. ABD seçimlerine üç ay kaldığı bu gerekçelere eklenince Fed bu toplantıda beklemeyi tercih edebilir. Piyasalar haftayı coşkuyla geçirdi ama konuşmaların arkasının boş olduğu ortaya çıktıkça kriz daha içinden çıkılmaz bir hale doğru ilerleyecek gözüküyor. Kasıma kadar olan üç aylık dönemin çok kritik sonuçlar doğurabileceği görüşümü koruyorum.