Kendimi pazarlamak gibi bir niyetim yok!

'Sahilde Buluşalım' isimli kitabıyla gündeme gelen senarist Kandemir Konduk,"Özel televizyonlar ilk kurulduğunda çok talep geliyordu, şimdi kimse aramıyor. Ben de kendimi pazarlayamıyorum, pazarlamak da istemiyorum" diyor

Bir dönem ortalığı kırıp geçiren Zeki Alasya ve Metin Akpınar'lı Devekuşu Kabare'nin en komik skeçlerini yazan, 'Perihan Abla' ve 'Mahallenin Muhtarları' gibi uzun soluklu iki dizinin mimarı olan Kandemir Konduk, bu kez dizi veya sinemayla değil, geçtiğimiz ay çıkardığı kitabıyla gündemde. Konduk 'Sahilde Buluşalım' adını verdiği kitapta; kırsal kesimde yaşayan bir ailenin sahil kesimine gelmesiyle birlikte yaşadığı çatışmayı anlatıyor. Konduk'la bir solukta okunan kitabını ve uzak kalmasına rağmen yakından takip ettiği dizi sektörünü konuştuk.
Böyle bir kitap yazmak nereden aklınıza geldi?
35 senedir Bodrum'a gider gelirim. Geçmişten günümüze orada yaşanan çelişkileri göstermek ve vurgulamak istedim. 'Kendi içinde kapalı bir kasabada, tutucu özellikleri olan bir aile, sahil kesiminde daha modern bir hayat süren akrabalarının yanına tatile giderse ne olur?' sorusundan yola çıktım ve yaşanacak çelişkileri, çatışmaları, farklılıkları anlattım.

TEKLİF BEKLİYORUM
Aile babası Cemal'in tutuculuğu, karısının tatilde başka bir kadına dönüşmesi, ilk defa deniz gören bir çocuk... Vermek istediğiniz ana mesaj neydi?
Ben burada özellikle 'Bu yaşam daha güzel ya da kötü' diye vurgulamaktan kaçındım. Biri sahilde yaşayan modern, diğeri kırsalda yaşayan tutucu iki kardeşi ele aldım. Ben kitabın tamamen mizahi olmasına çalıştım. Bu, çok ciddi bir konu aslında. Ben aynı ciddiyetle didaktik bir anlatımdan kaçındım. Gülümseterek düşündürtmeyi amaçladım.
'Sahilde Buluşalım' senaryo tadında olmuş. Film olarak hayat geçer mi sizce?
O yönde teklif var, olabilir. İş bizden çıktı, şimdi iş yapımcılara düşüyor. Kapı kapı dolaşıp "Bir kitap yazdım, filmi de olur" diyemem yani. İlk teklifi karşıdan bekliyorum.

AĞA DİZİLERİ YAZMAM
En son 2008 yılında bir dizi yapmıştınız. Sinemadaysa 'Abuzer Kadayıf'ı yapalı 12 sene oldu. Televizyona ve sinemaya neden bu kadar ara verdiniz?
Bir uzaklaşma gereği duydum. Bunun yarı nedeni benden, diğer yarısı da sektörden kaynaklanıyor. Benimkisi yorulmak falan değil. "Ne iş olsa yaparım abi'cilerden değilim; her şeyi yapamam. Mesela 10 sene süren 'Mahallenin Muhtarları'ndan sonra ağa dizileri meşhur oldu. Ben öyle şeyler yazamam. Sonra silahlı, vurdulu kırdılı diziler tuttu ki, ben ona başından beri karşıyım. Televizyondan başka eğlence aracı olmayan büyük bir kesimi ele geçirmek adına bu tür diziler yapıldı. Ben de bunu ihanet olarak gördüm, böyle bir ortamda olmak istemedim.

GÜLME ALGISI DEĞİŞTİ
Bu durum kime ve neden ihanet oluyor?
İzleyiciye... Yapımcılarda bir sorumluluk duygusu olmalı. Yarısından fazlası genç nüfus olan bir ülkede; her bölümde 10 adamın öldürüldüğü bir dizi 'Çok iyi reyting alıyor' diye devam ediyor. Bu hoş değil! Burada bir yurtseverlik yok! 'Halk bunu ister' mantığı son derece yanlış. Yapımcıların bir misyonu olmalı.
Hiç yazamama endişesi yaşadığınız zamanlar oldu mu?
Bu memlekette olur mu öyle şey, hele de mizah yazıyorsan... (Gülüyor) Keşke memleket kurtulsa da, bütün mizahçılar işsiz kalsa... Yazacak bir şey bulamıyorsun, ne güzel memleket değil mi? Brecht'in dediği gibi 'Her şeyin mizah olduğu ülkede yaşanılmaz'. O yüzden tıkanma olmaz biz de..
Toplumun gülme algısı değişti mi sizce eskiye göre?
Değişti tabii. Gülmek değişken bir olgu. Cinsiyete, yaşa ve ekonomik duruma göre değişiyor. Zenginle fakir, kadınla erkek aynı şeye gülmüyor. Cahil insan, düşmelere kalkmalara gülüyor. Eskiden yelpaze daha dardı, şimdi daha geniş...