Filmi önce kafamda çektim, acayip gişe yaptı!

Filmi önce kafamda çektim, acayip gişe yaptı!

Komedi filmi ‘Kolonya Cumhuriyeti’nin beş oyuncusu Büşra Pekin, Çağlar Çorumlu, Ersin Korkut, Uğur Bilgin ve Mahir İpek ile buluştuk. Ekipten Mahir İpek, “Senaryoyu okuduğumda filmi kafamda canlandırdım, acayip iş yaptı” diyor

Uzaylıların Kolonya isimli küçük bir beldeye inişiyle gelişen komik olayları anlatan 'Kolonya Cumhuriyeti' filmi, 21 Nisan'da izleyiciyle buluşacak. Murat Kepez'in yönettiği absürt komedi türündeki filmin başrollerini; Çağlar Çorumlu, Büşra Pekin, Mahir İpek, Uğur Bilgin ve Ersin Korkut gibi ünlü isimler paylaşıyor. Biz de film vizyona girmeden önce beş ünlü oyuncuyla Swissotel'de bir araya geldik. Komedide usta olan isimlerle buluşunca, sohbetimizden kahkahalar eksik olmadı tabii...
'Kolonya Cumhuriyeti', tür olarak sıra dışı bir yapım. Bu filmde neden rol almak istediniz?
ÇAĞLAR ÇORUMLU: Bize gelen senaryolar, aslında sette ortaya çıkar. Biz oyuncular olarak filme başlarız, senaryo bir anda başka bir şeye dönüşür. Fakat bu senaryoda yeni bir dil ve yeni bir mizah anlayışı vardı. Senaristler, ütopik bir dünya yaratıp anahtarını bize vermişler. Bize de kapıyı açıp içeriye girmek kaldı.
BÜŞRA PEKİN: Biz oyuncular için, bir filmde iki karakter birden oynamak çok kıymetlidir. Filme son dakikada dahil oldum, hatta daha önce hiç böyle bir ihaleye girmemiştim! Filmde 'Mualla'yı canlandırıyorum. Sürprizli bir karakter olduğu için, böyle roller ön hazırlık ister aslında. Ekipte çok sevdiğim oyuncular olduğu için hiç naz yapmadan rolü kabul ettim.

KLASİK MİZAHIN DIŞINA ÇIKTIK

MAHİR İPEK: Bu filme daha senaryosu bile yazılmamışken dahil oldum. Hayatım boyunca beklediğim bir filmdi! (Gülüyor) Senaryoyu okuduğumda, filmi kafamda izleyebiliyorsam, rolü kabul ediyorum. Bu filmi kafamda izledim, epey iş yaptı, hatta devamı bile iş yaptı! Ama devam filminde yapımcı bizi kovup yerimize başkalarını aldı. (Gülüyor) Klasik mizahın dışına çıkan bir film oldu.
ERSİN KORKUT: Senaryo bana geldi, okudum. Bana "Bir şey anladın mı?" diye sordular. Ben de "Hayır, anlamadım" dedim. Senaristler de "İşte biz bunu istiyoruz" deyince rolü almış oldum. (Gülüyor)
UĞUR BİLGİN: Enteresan bir film... Ben karakteri değil de, senaryoyu seçtim. Senaristlerimiz 'Güldür Güldür'ün yazarları... Bu senaryo, komedi anlamında işin sonu. Hem ekip adına, hem de sinema için televizyondan bir seviye üste çıkmışlar.
Canlandırdığınız karakterler de birbirinden enteresan...
Ç.Ç.: Filmde belediye başkanı 'Peker Menger'i oynuyorum. Çok iyi niyetli ama vizyonsuz bir adam. 5 bin nüfuslu bir beldenin belediye başkanlığını yaparken, bir anda bir devletin başkanı oluveriyor.
B.P.: Amerikalı bir ajanı canlandırıyorum ve Amerikan Başkanı'nın emriyle First Lady olarak ülkenin içine sızıyorum. 'Mualla' karakterinde uzun zamandır aradığım, bulamadığım ve özlediğim bir doku var.
M.İ.: Ben başkanın yardımcısı 'Hilmi'yi oynuyorum. Biraz düzenbaz, karaktersiz, haysiyetsiz, büyük kaypak bir adam...
E.K.: Belediye başkanının özel kalem müdürü rolündeyim. Belediye işleri için ödenekten para alamayan, üstüne dayak yiyen bir adam. U.B.: Başkan 'Peker Mengen'in danışmaması gereken danışmanını oynuyorum.

OYUNCULAR, ÜTOPYAYA İNANDI

Komedi filmlerinin çoğunun 'klasik mizahın dışına çıkmak' gibi bir iddiası var. Siz klasik komediyi ve klişeleri nasıl aştınız?
M.İ.: Var olmayan ütopik bir dünyada, gerçekçi bir algılanış biçimi var filmde. Ütopik bir dünyayı, mantıklı bir zemine oturttuk.
U.B.: Alışılmışın dışında bir absürtlüğü var filmin. Masalsı tarafı da çok güzel. Ç.Ç.: Yazarların bir ütopyası var ve oyuncular buna inandı. En büyük hayalimiz, izleyicileri de bu ütopyaya inandırmak. 'Ne komik oyuncular' yerine, 'Ne komik film' dedirtmek istiyoruz. İyi niyetli bir film olduğu için farklı oldu.
Sizi genelde komedi projelerinde izliyoruz. Dram veya gerilim gibi farklı tarzlara adım atmayı düşünmüyor musunuz hiç?
U.B.: Belki bu, bazı oyuncular için bilinçli bir tercihtir ama benimki tamamen kısmet.
B.P.: Mesela Uğur, aynı zamanda muhteşem bir drama oyuncusudur. Aynı okulda harika performanslarını seyrettim. Komedide zamanlama diye bir şey var; onu yakalamak kolay değil. Bu zamanla öğrenilebilir belki ama insanın içinde olması gerekir.
Ç.Ç.: Ben bana gelen projeleri değerlendiriyorum; komedi veya başka bir şey diye bakmıyorum. Projenin iyi olup olmadığı önemli. Bunun dışında her role talibiz tabii ki. 'Hadi çekelim de gişe yapsın' diye bir film seçmem. Yaptığım işlere ticari açıdan bakmıyorum.
M.İ.: Komedyenlik, aslında aktörlüğün en ustalık isteyen yönlerindendir. Ama bizde komedi deyince, 'Kesin kaba veya yüzeyseldir' diye bir algı oluşmuş.

POLİTİKAYA DIŞARIDAN BAKIYORUM

Filmde hepiniz politikanın içindesiniz. Gerçek hayatta politikayla ilgilenmek ister miydiniz?
Ç.Ç.: İstemezdim... Ben o konuya dışarıdan bakmayı seviyorum. Oyuncu olarak biraz mesafe koymak gerektiğini düşünüyorum. Herhangi bir politik kimliğin altına girersem, birçok karakteri canlandırmama rağmen tek bir kimliğe dönüşürüm. Dolasıyla; halkın kendisiyken, bir anda halkın arkasına düşersin. Politika beni aşar...
B.P.: İçimden hiç geçmedi. Çocukluğumda da hep sanatla uğraştım. Oyuncu olmasaydım, dansçı veya ressam olurdum. Çocukken ileride ne olacağıma karar veremiyordum. Galiba meslek seçemediğimiz için bu mesleği seçtik. (Gülüyor)
M.İ.: Politika, gerçekten çok zor bir alan. Politika deyince, insanın aklına hep vaatler geliyor. Politikacıların yaşadığı, verdiği vaatleri yerine getirip getirememe stresini kaldıramam.
E.K.: Normal hayatta 'Özel kalem müdürü olur musun?' dersen, bu işi bırakıp hayatta özel kalem müdürü olmam. Girmem o topa!
U.B.: Politikanın en güzel yanı, insana hizmet etmektir. Onun dışında, kavga ve dövüş de var... O yüzden yapamazdım.

YERİ GELDİĞİNDE SİNEMADA ARGOYA KARŞI DEĞİLİZ

Sizin filminizde de argo kullanılıyor. Sinemada küfür ve argo konusu çok tartışılıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Ç.Ç.:
Argo, yersiz kullanıldığı zaman sorun oluyor. 'Lütfen'in de, küfürün de bir yeri var... Senaryoda yeri geldiyse ya da karaktere yakışıyorsa argoya karşı değilim. Zaten filmlerde uyarılar var; +18, +13 gibi... Bunu bilerek filme gidiyorsunuz. Hem senaristler yazıyor, biz şey etmiyoruz yoksa! (Gülüyor)
U.B.: Bazı karakterler, çok steril konuştuğu zaman inandırıcılığını yitiriyor. Yeri geldiğinde ben de argoya varım.
B.P.: Günlük hayatımda yoğun kullanmıyorum, hatta neredeyse hiç kullanmam. Ama karakterin içinde varsa, kusura bakma ağzıma geleni söylerim! (Gülüyor) Doğru zamanda, doğru yerde kullanınca rahatsız etmiyor.
M.İ.: Küfür kötü bir şey; ben hiç bilmem! (Gülüyor) Ama 'Şu olsun, bu olmasın' gibi söylemlerle sanatın sansüre gitmesi mantıklı bir şey değil. Sonuçta filmi bir kitleye sunuyorsun; beğeniyorsa izliyor, beğenmiyorsa izlemiyor. İki saniyede bir küfür varsa, tabii ben de rahatsız oluyorum. Bazen öyle filmler oluyor ki, küfürü küfür gibi duymuyorsun. Bizim filmde de ağırlıklı küfür yok.
E.K.: Günlük hayatta küfürü çok kullanıyorum. Daha önce 'Çok Güzel Hareketler Bunlar'da öyle skeçler yazılırdı ki, sonuna mutlaka küfür koyardım! Başkası yapsa yakışmazdı ama bana yakışıyor. Yılmaz Abi, başka bir oyuncu söylediğinde, o küfürü çıkarırdı. Ama bana serbestti. (Gülüyor)