‘Beni Bradley Cooper’ın koruması sandılar!’

‘Beni Bradley Cooper’ın koruması sandılar!’

‘Good Time’ filmi için tanınmaz hale gelen Robert Pattinson: Rolüm için o kadar değiştim ki, kimse beni aktör olarak görmedi. Çekim yaptığımız mahallede beni Bradley Cooper’ın koruması sanıyorlardı

  • Günaydın
  • Cumartesi 08.10.2017
Bir vampiri canlandırdığı 'Alacakaranlık' serisiyle üne kavuşan Robert Pattinson, son yıllarda kendisini 'ergen kahramanı' sınıfının ötesine geçmeye adadı. Bir soygun gerilimi olan 'Good Time' adlı yeni filminde soğukkanlı bir suçluyu canlandıran 31 yaşındaki Pattinson, Esquire dergisine hayata bakışını ve gelecek planlarını anlattı:
Sokakta tanınmamanın bir yolu var mı diye hep merak ediyordum. Yüzünde ufak bir değişiklik yapmak... Böyle bir şey varmış, artık biliyorum. Sakalının rengini koyulaştırıyorsun, sivilce-yara izi yapıştırıyorsun. İnsanlar yüzüne bakıyor ve gözlerinde en ufak bir pırıltı görmüyorsun. Bu muhteşem!
'Game of Thrones'un ilk üç sezonunu dört günde seyretmiştim. En tatlı hatıramın bu olması ne kadar sıkıcı!
Kesinlikle bir minibüsün içinde yaşamayı düşündüm, hem de herhangi bir minibüs değil; görünmez olanlarından... Bu özel bir niş alan; karavanda yaşamak gibi değil. Görünmez minibüsler, normal transit minibüslere benziyor. Caddenin kenarına park edebiliyorsun, sıhhi tesisatçı tabelası asıyorsun dışına, seni kimse fark etmiyor. Gecenin bir yarısı Nebraska'ya doğru yol almaya başlayabilirsiniz. Güneş enerjisi sayesinde elektrik şebekesine bağımlı olmaktan da kurtuluyorsunuz. Bu fikri çok sevmiştim.

'YAKANIZI BIRAKMAYAN BİR FİLM'
2014'te Safdie Kardeşler'in filmi 'Heaven Knows What'tan bir resim gördüm. Bu resim; oyuncu Arielle Holmes'a yapılmış bir yakın çekimdi. Josh Safdie, Manhattan metrosunda ona yaklaşıp hakkında bir film çekmek istediğini söyleyene kadar, Holmes bir evsizmiş. Sonra filmde kendisini canlandırmış. O anda oltaya takıldım ve "Bu insanlarla çalışmam lazım" dedim.
Gördüğüm fotoğraf o kadar güzeldi, o kadar inanılmaz bir his veriyordu ki... Üstelik adamlar ABD'liydi. Normalde böylesi bir görüntü söz konusuysa yönetmen Çek falan çıkar. Menajerlerim bile onların adını duymamıştı. O zaman anladım ki, bir şeyleri herkesten önce fark etmiştim. Zaten en sevdiğim şey; bir şey keşfetmek.
Filmi izlemeden önce Safdieler'e iltifatlarla dolu bir e-posta gönderdim. "Ben nadiren bir şeyleri beğenirim ama yaptığınız şeyi beğendim, sizin iyi olduğunuzu düşünüyorum" dedim. Sonra da onları sürekli telefonla aradım. Bu numarayı daha önce James Gray'e ve Fransız yönetmen Claire Denis'e de yaptım. Bu strateji işe yarıyor. Menajerlerime bile söylemiyorum.
Josh ve Benny Safdie'nin enerjileri ve güçleri büyüleyici. Filmleri de aynen öyle... O enerjiyi, o süper gücü ben de istedim. Onların tarzı panik; ben de kısmen öyle biriyim.
'Good Time'da, hikayenin merkezinde; zihinsel engelli erkek kardeşi 'Nick'in hastaneye yatırılması düşüncesine dayanamayan sosyopat sokak suçlusu 'Connie' var. 'Connie', kardeşini bir banka soygununa götürüyor ve kaos gitgide büyüyor. Sizi yakanızdan tutup sarsan ve 100 dakika boyunca bırakmayan bir film.
Daha önce hiç yapmadığım bir şeyi yapıp senaryonun yazım sürecine dahil oldum. O sırada 'The Lost City of Z' filmi için Kolombiya ormanlarındaydım. Sakallarımın içinde larvalar buluyordum. Muhteşem bir deneyimdi.