Kadın gazeteciler tartışıyor

Önce Gülben Ergen, sonra da Deniz Seki'nin tatil halleri fotoğraflandı. Kimi tartışmalar yaşandı. Ama bu kez itiraz bizzat gazetecilerden geldi. Ünlülere hayatı adeta zehir eden 'plaj gazeteciliği'nde gelinen noktayı kadın gazetecilere sorduk

Aslında her yıl yaz sezonunda yinelenen durum. Yaz gelir, ünlülerle birlikte magazin gazetecileri de popüler tatil mekanlarına yerleşir. Ve bikinili, selülitli fotoğraflar akmaya başlar. Magazin sayfalarının vazgeçilmezleridir bu fotoğraflar neredeyse. Bu yıl da gelenek bozulmadı. Birçok ünlünün fotoğrafları gazete ve dergilerde yayımlandı. Ama özellikle Gülben Ergen ve Deniz Seki'nin fotoğrafları ve bu fotoğrafların sunumları çok konuşuldu. Geçen yıl Hülya Avşar ve Hadise tatil halleriyle magazin basınının gündemindeydi. Bu yıl da Ergen ve Seki, selülit kurbanları olarak seçilmişti. Gülben Ergen, usta bir manevrayla geçiştirdi 'selülit skandalı'nı. Fakat Deniz Seki fotoğraflarında kantarın topuzu kaçtı. Seki'nin bikinili fotoğrafı gerçekten can yakan, acımazsız bir başlıkla verilince bu kez gazeteciler daha bir yüksek sesle tartışmaya başladı, "Yapılan doğru mu?" diye. Medya içinden ciddi bir itiraz yükseliyor artık bu tür haberlere, ki itiraz edenlerin bir kısmı da magazin kökenli gazeteciler. Deniz Seki fotoğraflarının Habertürk'te acımasız bir başlıkla sunulması sonrası gazetenin yayın yönetmeni Fatih Altaylı, yazdığı bir yazıyla özür diledi. Gazetecilerden gelen itirazlar, Altaylı'nın özrü iyiye işaret mi? Özelde magazin basınının, genelde medyanın kadına bakışının problemli olduğu hep konuşulur. Bu konuda yazılmış tezler, kitaplar mevcut. Ama bu kez gazeteciler; "Acaba sınır aşıldı mı?" diye soruyor hatta uyarıyor. Uyarılar o kadar ciddi ki magazin basınının insan kalitesini sorgulamaya kadar vardı iş. "Ünlülerin denize girmesi haber mi?", "Selülitin haber değeri var mı?", "Bu haberler gerçekten okurun ilgisini çekiyor mu?" gibi sorulara cevap aranıyor. Tüm bu soruları kimi magazin basınında çalışmış ve çalışan, kimi de farklı alanlarda uzmanlamış kadın gazetecilere sorduk. Herkesin fikri ayrı ama ortak bir nokta var cevaplarda: Gidişat iyi değil, saygısızlık yapılmamalı.

Şirin Sever (Günaydın genel yayın yönetmeni):

Saygısızlık, edepsizlik yapılmamalı

"Dünyanın her yerinde ünlü isimler merak edilir; attıkları her adım, giydikleri, taktıkları, kullandıkları her şey merak konusudur. Sokakta, barda, sporda görüntülendikleri gibi, güneşlenirken, tatil yaparken çekilen fotoğraflarına da bakılır haliyle. Ne yazık ki ünlü olmanın bedeli de bu! Şöyle bir gerçek de var; insanlar ünlülerin basına bizzat servis etmediği, photoshop'suz ve doğal hallerini daha çok merak ediyor. Denizdeki, havuzdaki o 'gerçek' kareler insanlar için daha özel, çünkü daha çok empati kurabiliyorlar sevdikleri ünlülerle. Haliyle kiloluysa kilolu, zayıfsa zayıf, makyajsizsa makyajsız doğal halleri nasılsa bunları da basacağız işimiz gereği ama bu durum onlar hakkında istediğimiz cümleleri sarfetme ve her türlü yorumu yapma hakkımızın olduğunu göstermez. O karelerin altına yazılan yazılarda bir sınır olmalı, otosansür kullanılmalı. Bu da, bu tür fotoğrafları yayınlayan yayınların sorumlu kişilerinin insafına kalmış bir şey. Ben kendi adıma Günaydın'da bu tür haberleri mümkün olduğu kadar sansürlüyorum, saygısızlık/edepsizlik yapılmamasına çalışıyorum. Ayrıca deniz kenarında güneşlenen ünlü her zaman haberdir ama bir kadın olarak beni rahatsız eden, gözüme estetik görünmeyen kareleri basmam. Mesela kadınların kazara frikik vermiş görüntüleri bile beni rahatsız eder. Kazara böyle bir şey yaptıysak, çok üzülüyorum. Sonuçta ben de bir kadınım, benim için söylenmesinden hoşlanmayacağım sözleri başkaları için de kullanmam."

Şenay Düdek (Gazeteci-yzar):

Günümüzde magazin maalesef ayaklar altında
"Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık. Bir yanda işini yapmaya çalışan genç meslektaşlarım, öte yanda da şöhretler, halka malolmuş ünlü isimler. Tabii ki senin, benim nasıl hakkımızsa; denize girmekeğlenmek, onların da hakkı. Onların bu renkliliğini de yazılı ya da görsel medyaya yansıtmak da meslektaşlarımızın hakkı. Ama her şeyin bir usulü, adabı var. Vücutlarındaki kusurları nedeniyle insanları aşağılamak hiç etik değil. Hoş değil. Keza iğneyi kendimize batırmıyorsak, çuvaldızı da başkalarına batırmamalıyız. Onlar da bizler gibi bir ana evladı. Karımıza, kızımıza, bir yakınımıza ve kendimize layık görmediğimiz hiçbir hareketi, bir başka insan evladına yapmak, insanlık değil. Benim bu ünlü isimlere hep bir önerim var; arkadaşlar yakalanmak, rezil olmak istemiyorsanız gidin yurtdışındaki tatil yörelerine. Bin tane yer öneririm kendilerine. Üstelik oraları Bodrum'dan daha ucuz. Hatta beş yıldızlı bir otelde, bir gece ödeyeceğiniz rakam, bir Uzakdoğu gezisinin karşılığı. Üstelik vizyonları da olur. Ama 'tavşana kaç, tazıya tut' durumu varsa bilemem. Öncelikle magazinin başında bulunan sevgili arkadaşlarımın, bu konuda çok hassas olmaları ve yoldan geçen ya da gündüz ofis boy olarak çalışan adamların ellerine kamera verip paparazzi yapmamaları, tabiri caizse ortalığa salmamaları gerekir. Artık magazinden buz gibi soğudum. Çünkü günümüzde ne yazık ki magazin ivme kaybetti. Hatta üzgünüm ayaklar altında. Acilen toparlanması gerekir. Saygınlık da bitti. TV yıldızları, şöhretler artık magazinciden kaçar oldu. Hatta aralarında magazinciye ağızlarını doldura doldura beddua edenler var. Yazık!!!"

Elif Tunca (www.haberler.com editörü):

Bu haberlerin kamuya bir faydası yok
"Magazinde haberciliğin alt dalı olduğuna göre içeriğinde bir haber değeri aramak hakkımızdır. Haber değerini de kamu yararıyla ölçmeyi öğrettiler bize. Buradan bakınca Gülben Ergen'in selülitleri, Deniz Seki'nin kilolarında 'kamu'nun 'fayda'lanacağı bir 'bilgi' göremiyorum. Peki bunu isteyen; niye istiyor? Gündelik hayatın, 'mana'yla iletişimini koparır, her şeyi ve özellikle 'özgürleştirdiğiniz' iddiasıyla kadın bedenini; et, kemik ve yağ dokusuna hapseder, insanlara rol model olarak karakteri değil de sıfır bedeni dayatırsanız şimdi bulunduğumuz yerden başka bir yere varabilmeyi ummak, safdillik olurdu. Dedikodu ilgimizi çekiyor, bizden daha kötü durumda olduğunu gördüğümüz birilerine bakıp kendimizi daha iyi hissetmek gibi bir saçmalığa tevessül edesimiz geliyor. Ama medya gibi kurulu ve güçlü bir düzenin işi, 'fayda'sı; buraları kaşıyıp kanırtmak olmamalı."

Asu Maro (Milliyet yazarı):

Bu tarz gazeteciliğin bitmesi isabetli olur
"Ben bir kadın olmaktan önce gazeteci olarak her yaz yeniden ısıtılıp önümüze konan selülit görüntülerinin bir haber değeri taşımadığını düşünüyorum. Bu gazetecilik değil elbette ve konu olan kişilerden önce, medyamızı itibarsızlaştıran bir durum. Pusuya yatıp, bikinili ünlü gözetlemenin, selülit yakalayınca havalara uçmanın anlaşılır bir tarafı yok. Kilolar, yağlar, selülitler, bunlar ayıp, günah değil. Evet, tabii ki medyadaki erkek egemenliğiyle yakından alakalı bir durum bu. Hangi ünlü erkeğin göbek bağladığıyla pek ilgilenmiyoruz farkındaysanız. Ama kadınlar mecbur bikini giyince teşhir edilmeye! Açıkçası okurun bikiniyle kimin nasıl göründüğünü merak ettiğini hiç düşünmüyorum. Bunlar, medyaya enteresan geliyor. Sokaktaki adamın daha başka dertleri var. Her yönüyle fuzuli, ayıp bulduğum bu 'gazeteciliğin' sona ermesi isabetli olurdu. Ama hiç umudum yok!"

Gülşen yüksel (Vatan magazin müdürü):

Başlıklarda kantarın topuzu kaçıyor
"Olaya kadın ya da erkek vücudu olarak bakmıyorum. Söz konusu kişi ünlüyse, popüler kültürün bir parçasıysa her zaman, her haliyle haberdir. Kışın kayak yaparken de, yazın mayosuyla güneşlenirken de... Bu dünyanın her yerinde böyle... Bunu şimdi tartışıyoruz çünkü birçok ünlü o şekilde görüntülenmekten rahatsız. Kış ortasında yeni projeleri öncesi kendi servis ettikleri mayolu fotoğraflardan rahatsız değiller ama plajda çekilen görüntülere tahammül edemiyorlar. Çünkü o fotoğraflarda photoshop yok, natürel... Ünlülerin mayolu, bikinili, selülitli, selülitsiz fotoğraflarının kullanılmasını normal karşılıyorum ancak atılan kimi başlıklarda ve haber içeriğinde kantarın topuzunun kaçtığını görüyorum. Çok acımasız başlıklar atılıyor."

Müge Dağıstanlı (Posta magazin müdürü):

Bikinili fotoğraflar hep yayımlanacak
"Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de bir oyuncunun bikinili ya da mayolu fotoğrafı her zaman haberdir. Habere 'Kadının vücudu kullanıldı,' diye değil de, 'Artist fotoğrafı bir magazin sayfasına gerekli,' diye bakmak daha dürüst olur. Ünlüler bikinili fotoğraflarını photoshop tekniğiyle düzelttirip tarafımıza servis ediyor. Hoşlarına gitmeyen şey; photoshop'suz yayımlanması. Bu yaz Gülben Ergen, Deniz Seki, Nebahat Çehre'yi yayımladık. Önümüzdeki yaz farklı isimler sayfalara taşınacak. Mesele fotoğrafları okuyucuya sunuş biçimiyle ilgili. Deniz Seki'nin bikinili fotoğrafına 'Deniz Anası' başlığını atmak çok acımasızca. Gülben Ergen'in fotoğrafını hiç yorum yapmadan yayımlamanın bir sakıncası yok. Ünlüler fotoğraf ya da haberlerine tepki verdikleri zaman olay büyüyor. Mayolu, bikinili fotoğraflar önümüzdeki yıllarda da yayımlanacak. Çünkü o pozları bazı ünlüler vermeye devam edecek."