Türkiye vicdani ve insani alanda yükselen değer

Türkiye vicdani ve insani alanda yükselen değer

Dr. Kerem Kınık, insani yardım alanında yıllarca çalıştıktıktan sonra 2015’te Türk Kızılayı’nın genel başkanı oldu. Onun döneminde Kızılay iki yılda atılım üzerine atılım yaptı, insani yardım alanında dünyadaki en önemli aktörlerinden biri oldu. Kınık’a göre ilk üçteyiz

Onu İstanbul'da yakalamak zor. Sürekli hareket halinde. Türk Kızılayı nerede birine yardım eli uzatacak olsa, genel başkan olarak Dr. Kerem Kınık orada. Yani sürekli sahada.
Dr. Kerem Kınık'ın insani yardım konusunda geçmişini bilenler "Onun sahada olması kadar doğal bir şey olamaz" diyorlar zaten.
Yeryüzü Doktorları Derneği'nin kurucularından biri olarak yıllardan beri şehir şehir, ülke ülke dolaşıp özellikle çatışmalı bölgelerde insanlara yardım eli uzatan doktorlardan biri Kınık.
2015'te Türk Kızılayı Genel Başkanı olduktan sonra bu yardım elini, Türkiye adına, dünyanın her tarafında ihtiyacı olanlara, başında bulunduğu kurumla yani Kızılay ile uzatıyor. Saha ve insani yardım alanındaki tecrübesiyle Türk Kızılayı'nı atak, dinamik bir kurum haline getiren Kınık, şimdilerde Ramazan nedeniyle Kızılay'ın dünyada 12 milyon insana ulaştırmayı hedeflediği yardım operasyonlarını yönetiyor. İki günlüğüne İstanbul'a geleceğini söyleyince bu sefer kaçırmadık ve bir araya geldik. Kınık, Türk Kızılayı'nı, Ramazan'daki yardım operasyonlarını, Türkiye'nin insani yardım noktasındaki hassasiyetini, insanımızın yardım konusundaki duyarlılığını anlattı. Onca kişisel soruya rağmen kendini kişiliğini öne çıkarmadı. Sıklıkla "Siz de çok mütevazısınız" demek durumunda kaldım. Ama anladım ki insani yardım alanında çalışanların ortak özelliği bu.

- Siz erken yaşta insani yardım için sahaya inmiş bir insansınız. Motivasyonuz neydi?
- İnsani yardıma gönül vermem öğrencilik yıllarıma uzanıyor. İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi'nde okudum. 1993'te mezun oldum. O yıllarda iki ağır olay yaşamıştık. İlki Yugoslavya'nın dağılması, Bosna ve Kosova savaşlarıydı. Avrupa'nın göbeğinde ağır bir dram yaşanıyordu.
O dram karşısında bir şeyler yapmalıyız duygusuyla gelen sorumluluk, bizim o coğrafyaya yardım için gitmemize neden oldu. İkincisi ise 1999 Depremi. Deprem ve sonrasında yaşananlar, birtakım sorumluluklar almamıza neden oldu.
Bunlar bireysel çabalardı aslında. Zaten Türkiye'de insani yardım anlamında yapılan atılımda da bu iki olay önemli kırılma noktalarıydı.

- Nasıl?
- 90'larda Türkiye'de insani yardım konusunda önemli inisiyatifler oluşmaya başladı. O dönem Türkiye'deki herhangi bir STK'nın uluslararası bir olaya doğrudan yardım yapması yasaktı. Yardımların toplanıp Kızılay'a verilmesi dağıtımımın da Kızılay tarafından yapılması zorunluydu.
Hal böyle olunca toplumdaki insani yardım inisiyatifi kendine yeni bir yol buldu. Dernekler yurtdışında kuruldu. Sonra mevzuat değişti, dernek açmak kolaylaştı, insani yardım toplama kanununda değişikler oldu.
Bunlar da insani yardım konusunda Türkiye'deki çeşitli kurumları sahada aktör haline getirdi.

- Kızılay atıl kalmıştı, sizinle birlikte bir atılım gerçekleşti. Sahadan gelmek, size nasıl bir avantaj sağladı?
- Öncelikle şunu söylemem gerek. İnsanımız kendi kurumlarına sahip çıkmayı biliyor. Zaman zaman kurumlar kötü yönetildiği için olumsuzluklar yaşanabiliyor. Ama insanımız bunun farkına varabiliyor. Dolayısıyla Kızılay'ın insanımızın gönlündeki itibarı bence azalmadı. Zaten şimdilerde kimi olumsuzluklar ortadan kalktı. Daha dinamik bir yapıya kavuştuk. Artık başka bir şey yapmanın derdindeyiz.



- Nedir o başka bir şey?
- Türkiye'nin dünyada vicdani ve insani alanda yükselen bir itibarı var. Ekonomimiz büyüyor, farklı alanlarda atılımlar yapılıyor. İnsanımızın hayata bakışı, insani duyarlılığı, yardım etme güdüsü kimi olanaklarla birleşince böyle bir sonuç çıkıyor. Mesela 10 yıl önceye göre Türkiye'nin insani yardım yapma oranı 42 kat artmış. Bugün gayri safi milli hasılamızın yüzde 0.4'ünü doğrudan insani yardıma ayırıyoruz. Bu da bizi dünyadaki 200 devlet arasında en cömert ülke haline getiriyor. Bu önemli bir durum. Ama bu durum sorumluluğumuzu da artırıyor.

- Yani herkes yardım mı bekliyor?
- Türkiye çok yardım eden bir ülke, bu artık biliniyor. Bunun için dünyada, Türkiye bize de yardım etsin diye bir beklenti var. Bizim de bu beklentileri boşa çıkarmamamız gerekiyor.

- Önceden de böyle miydi yoksa bu yeni bir durum mu?
- Genel olarak biz verici bir milletiz. İnsanımızın böyle bir hassasiyeti var. Bu yaşadığımız toprağın ruhundan gelen bir şey. Bu ruhu Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın tavrında da gözlemliyorum. Cumhurbaşkanımız bir Afrika ya da Asya ülkesine gidince masaya "Türkiye olarak ben buraya ne verebilirim" diye oturuyor. Oysa kimi ülkeler var ki, masaya oturma amacı 'Buradan ne alabilirim' şeklinde. Ama bu vericilik bizi ayıran en temel fark. Bunun için, Türkiye ve Türk halkı deyince mazlumlarda, gelişmiş toplumlarda herkeste bizim yardım elimizi uzatacağımız algısı var. Ki bunun tarihsel bir geçmişi olduğunu da söylemek gerek. Ama şimdi başka bir şey de yapmamız, 'level' atlamamız gerekiyor.

- Nedir hedeflenen o 'level'?
- Ramazan kolisi vererek, kurban keserek, su kuyusu açarak, sağlık taraması ve gıda yardımı yaparak dünyadaki insan ıstırabı bitmez. Türkiye'de insani yardım noktasında çok sayıda vakıf, dernek kuruluş var. Bunların hepsinin genelde amacı ve faaliyetleri aynı, yardım toplayıp dağıtmak. Artık uzmanlaşmaya gitmeliyiz.

FAKİRE KOLİ VERİP FOTOĞRAF ÇEKTİRME TAVRINDAN KURTULMALIYIZ

- İnsani yardım alanının içinden gelen biri olarak gördüğünüz yanlışlar var mı?
- İnsani yardım alanı suiistamale çok açık. Bir siyahi fakir bul. Eline koliyi al. Ona verirken fotoğraf çektir. Bu çok yanlış bir şey. Arabesk, üstünde düşünülmemiş, bize de yakışmayan bir tavır. Bizde sadaka taşı kültürü vardır. Sen oraya yardımını gece koyarsın. İhtiyacı olan da gece gelir, ihtiyacı kadar alır. Biz geleneğimizden gelen bu değeri yok sayamayız. Bizim artık bu değerleri de işin içine katarak bir yardım ahlakını inşa etmemiz gerek.

YARDIM YAPARKEN İNCİTMEYELİM

- Bu ahlak nasıl inşa edilecek?
- Şunu hiç unutmamak gerek karşınızdaki bir insan. Bugün savaş nedeniyle Suriye'de 11 milyon insan evini barkını terk etmek zorunda kaldı. Bunların pek çoğu iş sahibiydi. Kiminin fabrikası, kiminin dükkanı, kiminin tarlaları vardı. Onuruyla, gururuyla yaşayan şerefli insanlar. Onlara yardım yaparken incinmelerini engelleyecek bir ahlakı bulmak önemli. Bunu da tartışmamız gerek. Farklı kesimlerden insanların da bu tartışmaya dahil olması lazım.

ÖNCELİĞİMİZ HER ZAMAN TÜRKİYE

- Ramazan ayı içinde çok ciddi yardım operasyonları var hedefinizde. Neler yapacaksınız?
- Evet, toplamda 19 ülkede 12 milyon insana 30 gün içinde ulaşmaya çalışacağız. Bu ülkeler kuraklığın, açlığın ve savaşın vurduğu coğrafyalarda yer alıyor.

- Hangi ülkeler var?
- Doğu Afrika'da, Afrika Boynuzu denilen Somali, Kenya ve Etiyopya bölgesi. Yemen, orada özellikle savaş nedeniyle ciddi bir açlık var. Balkanlar, Güney Sudan, Pakistan, Bangladeş, Myamar, Arakan, Suriye, Irak, Libya... Yani çok yaygın bir coğrafyada çok boyutlu yardım operasyonlarımız olacak. Üç yardım gemimizi 2 Haziran'da yolcu ettik. Peşine Yemen gemimizin yüklemesini yapacağız. Sonra Güney Sudan gemisi yola çıkacak. Bu gemilerin her biri 3 milyon insanı besleyecek 15 bin ton gıda taşıyor.



- Bu yardım operasyonları zorlu olacak galiba. Çünkü savaş bölgelerine gidecek kimi yardımlar.
- Açıkçası en ağır operasyonumuz Güney Sudan. Denize çıkışı olmayan bir ülke. Ülke içerisinde savaş var, kuraklık var ve yol yok. Şu an insanlar çöllerde ölüyor ve kimse kaç kişinin öldüğünü bilmiyor. Çünkü girilemiyor. Dünyanın yapabildiği tek şey insanlara yukarıdan gıda paketi atmak. Aşağıda neler oluyor, bilinmiyor. İlk defa Türk Kızılayı olarak biz bir kara operasyonuyla kuzeyden o insanlara ulaşmaya çalışacağız.

- Nasıl olacak?
- Hartum Sudan'ı ile anlaştık. Port Sudan'a gemiyi götüreceğiz, oradan kamyonlar aracılığıyla Güney Sudan'a inmeye çalışacağız. Şu aralar yağmur dönemi,. Yol da yok. Dolayısıyla araçlarla taşıyacağız yardımları. Gerçekten çok ağır bir operasyon...

- Türkiye'de neler yapacaksınız?
- Kızılay olarak bizim birinci vazifemiz, ülkemiz içindeki ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını karşılamak. Bunları yaptıktan sonra dünyadaki insanlara yardım ediyoruz. Bu yılki hedefimiz 100 bin aileye doğrudan Ramazan paketi ulaştırmak. Ayrıca Kızılay Kart aracılığıyla 500 bin Suriyeliye doğrudan ve düzenli olarak aylık destek veriyoruz. Yıl sonunda bu rakam 1 milyona ulaşacak. Bu, her ay 100 milyon TL'lik nakit destek demek. Ayrıca kamplardaki, toplum merkezlerindeki, çocuk koruma faaliyetlerimiz sürüyor.


Türkiye'nin dünyadaki en cömert ülke olduğunu söyleyen Kınık "Genel olarak biz verici bir milletiz. Yaşadığımız toprakların asaletinden gelen bir şey bu" diyor. Kınık, Türkiye ve Türk halkı deyince mazlumlarda da gelişmiş ülkelerde de yardım elimizi uzatacağımız algısının kanıksandığını söylüyor

65 MİLYON İNSAN SİLAH ZORUYLA EVİNDEN OLDU

- Siz bütün bu operasyonların başında duruyorsunuz. Zor olmuyor mu?
- Bu bir takım oyunu. Kızılay'ın 6 bin 500 çalışanı var. Hep beraber yapıyoruz bu işleri. Fakat biz bunları bir dernek olarak yapıyoruz.

- Evet ama genelde Kızılay bir devlet kurumu gibi algılanıyor.
- Algı öyle ama gerçek başka. Herhangi bir dernek başkanı neyse ben de oyum. Bu görevi ücretsiz yapıyorum. Bezmiâlem Üniversitesi ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi'nde kadrom var. Orada çalışıyor, ekmeğimi oradan yiyorum. Devletten destek almıyoruz. Bütün her şeyi bağışlar, uluslararası fonlar ve ticari faaliyetlerimizle (masada duran Kızılay maden suyunu gösteriyor) yapıyoruz.

- Ne kadar bir bütçeniz var?
- Biz geldiğimiz de 980 milyon TL idi. Bu yılki bütçemiz 3.2 milyar TL.

- Pek çok bakanlıktan büyükmüş bütçeniz.
- Evet öyle. Kızılay yapısı itibariyle bir vakıf. Varlıkları, gayrimenkulleri var. Bu gayrimenkulleri daha iyi kullanır olduk. Bağışlar var, hamdolsun geçen yıla göre bağışlar iki kat arttı. İki tane de maden suyu fabrikamız var. 200 milyon şişe satıyorduk göreve başladığımızda, şimdi 1 milyar şişe satıyoruz. Hastanelerimiz, çadır fabrikalarımız var. Yeni olarak da uluslararası fon almaya başladık. Bu noktada ciddi partnerlerimiz var uluslararası alanda. Körfez ülkeleriyle özellikle Katar, Kuveyt, Bahreyn, Suudi Arabistan ile işbirliği anlaşmaları yaptık. Pek çok ortak proje yapıyoruz. Avrupa Komisyonu ile geçen yıl 348 milyon euro'luk hibe anlaşması yapmıştık. Bu yıl buna ilaveten 600 milyon euro'luk bir hibe anlaşması daha yaptık.

DÜNYADA 40 CİVARINDA SAVAŞ VAR

- Türk Kızılayı kendi alanında çok itibarlı anladığım kadarıyla...

- Evet, o itibar gün geçtikçe artıyor. Türk Kızılayı'nın bağlı olduğu Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) var. Cenevre merkezli. Bu federasyonda 190 tane Kızılay ve Kızılhaç var. Türk Kızılayı operasyonel becerisi, bütçesi itibariyle ilk beşteydi. Şimdi ilk üçteyiz.

- Bugün insanlarda dünya kötüye gidiyor gibi bir duygu var. Peki bu gidişata karşı yardım etme çabası da artıyor mu?
- Dünya kötüye gidiyor duygusu hep vardır insanlarda. Sümer yazıtlarında bir baba oğluna 'Zaman çok kötüye gidiyor, ahlak diye bir şey kalmadı' mealinde cümleler kuruyor. Savaşlar hep oldu. Ama bugün olan şu. Modern insan kötü olaylardan artık çok çabuk haberdar oluyor.
Bunun için de karamsar.

- Peki bugünün savaş tablosu nedir?
- Dünyada yaklaşık 40 civarında silahlı çatışmalı savaş var. Bunun 18'i İslam ülkelerinde. Dokuzu uluslararası savaş statüsünde. 65 milyon insan silah zoruyla evlerini terk etmek zorunda kalmış. Bu insanların yüzde 80'i İslam ülkelerinde yaşıyor. Ağır bir yükü var dünyanın.

- Siz yıllarını insani yardıma vermiş bir insan olarak insanlara ne önerirsiniz?
- Hiçbirimiz bu dünyada tek başına yaşamıyoruz ve kimse de gemisini kurtaran kaptan değil. Yaşanan dramlara karşı herkesin ne yapabilirim diye sorması gerekiyor. Çünkü herkesin yapabileceği bir şey var. Komşusu açken tok yatmayanların varolduğu bir coğrafyada yaşıyoruz bizler. Tamam dünyanın gidişatı iyi değil. Ama yardım etmek de artık çok kolaylaştı. Bunu unutmamalıyız.



SOMALİ'YE OLAN YARDIM AHİRETE HEYBEMDE GÖTÜRECEĞİM BİR BAŞARI HİKAYESİDİR

Bunca yılın sonunda unutamadığınız yardım operasyonları hangileri oldu?
- Somali, Türkiye'nin insani yardım anlamında bir başarı hikayesidir. Ben de bir parçası olduğum için gurur duyuyorum. Heybemde ahirete götürüp Cenab-ı Hakk'a arz edeceğim bir şey. 2011 yılıydı. Açlık ve kıtlık ağır yaşanıyordu. O zaman Yeryüzü Doktorları Derneği'ndeydim. Bir ekip gönderdik, incelemede bulundular. Bir rapor hazırladılar. Durum fecaatti. Raporu paylaştık. Abdullah Gül cumhurbaşkanıydı, bizi köşke çağırdı "Ne yapabiliriz" dedi. Sonra başbakanımız konuyla yakından ilgilendi. Durumun fecaatini görünce Recep Tayyip Erdoğan Somali'ye gitmeye karar verdi. 30 yıldır savaşın sürdüğü, gidilemez ilan edilen Somali'ye ailesini de alıp gitti. O ziyaret Somali için bir milat oldu. Çünkü bu insanlar sahipsiz değil duygusu yarattı. Sonra o ziyaretten dönünce Erdoğan bizi tekrar çağırdı. Altı saat toplantı yaptık. Bir başbakan yardımcısını görevlendirdi, ona iki ayda bir Somali'ye gitme görevi verdi. Kendisi de gelişmeleri hassasiyetle takip etti. Kampanyalar düzenlendi. Turkuvaz Medya Grubu'nun öncülüğünde de çok büyük yardım kampanyası düzenlendi. Tüm bunların sonucunda o toprağın kaderi değişti. Yaptığımız o dokunuşla, yardımlarla Somali'den göç etmiş binlerce insan geri döndü. Somalililer unutmuyor Türkiye'nin bu dokunuşunu.

İRLANDA O YARDIMI HİÇ UNUTMADI

- Siz Türkiye'deki insani yardımın bir geçmişi var dediniz. Bilmediğimiz hikayeler var mı?
- Birkaç olay anlatayım. Mesela İrlanda'nın Drogheda Limanı'nın ay yıldızlı olmasının arkasında yatan bir yardım hikayesi var. 1845 yılında Avrupa'da inanılmaz bir açlık var. İngiltere'nin himayesindeki İrlanda'yı da etkiliyor bu açlık. Yüzbinlerce insan açlıktan ölüyor. Osmanlı padişahı I. Abdülmecit, önce yüklü bir para yardımı yapmak istiyor. Bu yardımı İngiltere Kraliçesi Viktorya, "Ben sizin kadar yardım etmedim İrlandalılara" diyerek engelliyor. Sonra padişah gemilerle gıda yardımı gönderiyor. Gemilerin Dublin'e girmesi engelleniyor. Gemiler de Drogheda Limanı'na yardımı indiriyor. İrlandalılar bu yardımı hiç unutmaz.
Bir başka hikaye 1941 yılında Yunanistan'a yapılan insani yardım. Hitler Yunanistan'ı işgal etmiş. İngilizler de Yunanistan'ı kuşatmışlar. Hal böyle olunca içerde açlık baş göstermiş. 300 bin Yunan ölmüş. Türkiye yaklaşık 20 yıl önce savaştığı bir ulusa Kızılay aracılığı ile Kurtuluş Gemisi ile Atina'nın Pire Limanı'na defalarca gıda yardımı taşımış. Yani yardım etme güdüsü bu toprakların asaletinden geliyor. Dünya da bunu biliyor.


Halep'te 40 bin sivilin kurtarıldığı operasyonda Kınık bölgede geceli gündüzlü çalıştı.

HALEP ÇALIŞMAMIZ NOBELLİKTİ

- Türk Kızılayı'nı artık savaş ve çatışmalı bölgelerde daha sık görüyoruz. Bu konuda bir hassasiyet mi var?
- İnsani yardım kuruluşlarının temel misyonu ve görevi çatışma anında sivil insanı korumaktır. Ve bu, işimizin en riskli ve önemli ayağı. İsrail'in Gazze saldırılarının hepsinde içerdeydik ve insanları kurtarmaya gayret ettik, yaralıları tahliye etmeye çalıştık. Halep'te sivilleri kurtarma operasyonunu düşünün, sadece 30 kilometrekareye sıkışmış 40 bin insan... Bir tarafta Şii milisler, bir tarafta Suriye ve Rus askerleri, bir tarafta Özgür Suriye Ordusu. Herkesin eli tetikte ve biz Türk Kızılayı olarak İHH ile birlikte 2 kilometrelik koridor açıp 40 bin insanı çekip aldık oradan. Bu kurtarma operasyonu sırasında defalarca güven ortamı bozuldu. Biz o güveni sağlamaya çalıştık.O insanları bölgeden kurtardık. Sadece bu operasyon bile Nobel'i hak ediyordu.

- Yaptığınız başarılı işler uluslararası alanda takdir görüyor mu?
- Pek görmüyor. Bunun da iki sebebi var. Birincisi yapılan işleri görünür kılmak için yapmanız gereken işler var. Ciddi bir şekilde yaptığınız işi raporlamanız, bir iletişim stratejisiyle yaptıklarınızı uluslararası kamuoyuna anlatmanız gerekiyor. İkinci sebep ise Türkiye'nin her unsuruna küresel bir ambargo var. Daha yeni Humus'tan sekiz bin sivili çıkardık. Dünya medyasında bir satır bile haber çıkmadı.