El öpmek bir bayram ritüelidir

El öpmek bir bayram ritüelidir

Zorlu İkili Hıncal Uluç ve Hasan Bülent Kahraman ile bayramları, ritüellerini konuştuk. El öpme geleneğinin rol çaldığı sohbette harçlık meselesini de es geçmedik. Uluç “Bayramda gider aile büyüklerinin elini öperim ve elimi de öptürürüm” dedi. Kahraman ise el öptürmüyor ama harçlık veriyor

HINCAL ULUÇ:
Bizim aile Tuzla'da toplanacak bayramda. Abim gelip oturacak, gidip elini öpeceğim. Sonra yanına oturacağım diğerleri de gelip benim elimi öpecek. Bu ritüeli el öpme olarak görmüyorum. Bu aile bağı, 'Biz bir aileyiz' demek. Sevgi, saygı her şey var bu ritüelin içinde.

HASAN BÜLENT KAHRAMAN:
Büyüdüğümü harçlık meselesi sayesinde anladım. Bir gün Hamide Abla harçlık verdi. Ben de 'Yok canım ne gereği var' dedim. O da koca adam oldu ısrar edeyim mi etmeyeyim mi diye tereddüt içinde. İşte o zaman 'Ben büyüdüğüm' dedim.

Perşembe günü Şengül Hanım (Balıksırtı) ile 10. kata çıkıp Hıncal Abi'nin odasına kurulunca herkes birbirine "Ne yapacaksınız bayramda?" diye sormaya başladı. Planlar anlatılıyordu. Şengül Hanım bayramın ilk günü geleneksel aile buluşması için Gölcük'teki köyüne gideceğini söyledi. Hıncal Abi, İstanbul'da kalacağını anlattı. Çünkü aile büyüğü olan abisi, ailenin İstanbul'da toplanmasına karar vermiş. Hasan Bey ise Bodrum'a kaçacakmış.

Eee H2O Sohbetleri'nin bu haftaki konusu kendiliğinden ortaya çıkmıştı: Bayram. Ben de akışına bıraktım her şeyi...

Hıncal Abi'nin "Tuzla'da kardeşim Serpil'in yazlığında buluşacağız ailecek. Gidip abimin elini öpeceğim" demesiyle el öpme meselesi üzerinden bayram sohbetine girizgah yapıldı.

Şengül Hanım şaşırarak "Hâlâ bayramda el öper misiniz?" diye sordu. Hıncal Abi bu soruya şaşırarak baktı "Her bayram İzmir'e gider, abimin elini öperim. Bizde bayramlarda büyüklerin eli öpülür. Bayramlaşmayla ilgili ilk anım dört yaşındayken. Babam gider oturur başköşeye, annem gider babamın elini öper, sonra yanına oturur. Abim gider ikisinin de elini öper yanlarına oturur. Sonra ben giderim hepsinin elini öper yanlarına otururum. Bizde adet böyle..."



SEVGİ VE SAYGI VAR BU RİTÜELİN İÇİNDE

Şengül Hanım "Kadınlar neden eşinin elini öpüyor?" diye sordu. Feminist bir yaklaşım sezdim bu sorusunda. Hıncal Abi de aynı şeyi sezmiş olacak ki "Burada bir cinsiyet meselesi yok, olay yaşla ilgili. Mesela köydeysek babaannem en başa oturur herkes onun elini öperdi. Çünkü en yaşlı oydu" dedi.

Şengül Hanım ve Hıncal Abi arasındaki el öpme meselesinden çok ufak bir gerilim hissedince araya girmek zorunda hissettim kendimi ve Hasan Bey'e döndüm "Sizde de el öpme ritüeli gerçekleşiyor mu?" diye sordum.

Hasan Bey "Kardeşim Yavuz ile aramda 13 ay var. O bana sağolsun abi dedi. Dolayısıyla Yavuz'un arkadaşları da bana abi dedi. Tabii ben de onlara abilik yaptım hayatım boyunca. Yavuz bana abi dedi ama öyle elimi de öpmedi. Hatta erken kalktığım için bayramlarda onu ilk ben arıyorum" dedi.

Hıncal Abi şen kahkahasını attı "Bu yıl kardeşin seni arasın, buradan söylüyorum Yavuz'a" dedi Hasan Bey'e.

Hasan Bey devam etti: "Ama pek çok tanıdığım ailede bir bayram ritüeli olarak el öpme meselesi Hıncal Abi'nin anlattığı gibi cereyan etmiştir. Kadın kocasının elini öper gibi bir kural içinden konuşmak istemem. Bu kabul ettiğim bir kural olamaz. Ama bu bir bayram ritüelidir ve tam da Hıncal Abi'nin dediği gibi yaşla ilgilidir." Hıncal Abi "Tabii bir ritüel" dedi.

Ama Şengül Hanım günündeydi, hınzırca "Peki söyleyin bakalım el öptürmekten hoşlanıyor musunuz?" diye sordu.

Hıncal Abi tebessüm etti "Mektebi Mülkiye'de dekanım Turhan Feyzioğlu'ydu. Okulun açılış töreninde 'El öpenlerden olmayın' dediği için Adnan Menderes tarafından görevden alındı. Ben o nesildenim. Ama bayram ritüeli olarak el öpmenin yeri ayrıdır. Şimdi Tuzla'da bizim aile toplanacak bu bayramda. Abim gelip oturacak, gidip elini öpeceğim. Sonra yanına oturacağım diğerleri de gelip benim elimi öpecek. Bu ritüeli el öpme olarak görmüyorum. Bu aile bağı, 'Biz bir aileyiz' demek. Sevgi, saygı her şey var bu ritüelin içinde" dedi.

Hasan Bey "Hayatımda kimseye el öptürmedim ne şuna ne buna" diye cevapladı Şengül Hanım'ın sorusunu.

KARTLARIN YERİNE OTOMATİK MESAJLAR

Hıncal Abi "O da zor. Gün geliyor karşındaki eline sarılıyor öpmek için, resmen boğuşuyorsun" dedi gülerek.

Hasan Bey de "Vallahi çok boğuştum ama öptürmedim. En son bir kütüphaneye gittim. Bir öğrencim geldi yanıma konuştuk. Ayrılırken elime hamle yaptı. Yine öptürmedim. O zaman kendi kendime 'Artık hoca olarak da el öptürme yaşına gelmişiz' dedim. Ama babamın elini öptüm büyük bir zevkle hem de ölene kadar. Hocalarımın elini öpmekten zevk aldım zaten o kuşak da öptürmek isterdi" dedi ve üstüne basa basa "Ama ben el öptürmem" diye cümlesini bitirdi.

El öpme ve öptürme meselesi sohbete damgasını vuruyordu. Mesaj da alınmıştı, bayramda büyüklerin eli öpülecekti. Ama diğer ritüelleri konuşmak gerekiyordu. Mesela kutlama mesajları. Şimdilerde otomatik mesajlarla geçiştiriliyor ama eskiden kart atılırdı. Hasan Bey'e "Siz kart atar mıydınız" diye sordum.

Hasan Bey "Ben çok kartçı ve mektupçu biriydim. Çok kart attım. Kartları alır herkese ayrı ayrı kutlama mesajları yazardım" diye cevap verdi.
Hıncal Abi ise "Hemen hemen hiç kart atmadım. Sebebi de yazımın okunmayacak derecede kötü olması. Kartı daktiloya takıp da yazamazsın, boş kart da atılmaz. Kart göndermeye Amerika'ya gidip meşhur Hallmark'ı görünce başladım" dedi.

BEN HİÇ KART ATMADIM

Hasan Bey Hallmark'ın adını duyunca araya girdi: "Ooo muazzamdır kartları da dükkanları da. Yahu ben gidince dayanamıyorum 30 tane kart alıyorum hâlâ."

Hıncal Abi "Hatta Babalar Günü'nü kart satışları artsın diye Hallmark icat etmiştir derler. Kartları oturup düşünüp birtakım adamlar yazıyor ve size göndermeniz için hazır hale getiriyorlar. Hepsi birbirinden incelikli. Mesela bu birtakım adamların arasında kimler vardır derseniz, Hasan Bülent Kahraman gibi geniş bir kültüre ve felsefeye sahip insanlar var. Onların elinden çıkınca kart, zaten sana bağırıyor 'Beni al annene gönder', 'Beni al sevgiline gönder' diye" dedi.

Hıncal Abi kaç zamandır anlatıyor yazım kötü diye. Bu sefer sordum: "Yazınız neden kötü, hiç düzeltmeye çalışmadınız mı?"

Yüzü gölgelendi biraz ve anlatmaya başladı bu yazı meselesini: "El yazısıyla yazmaktan nefret ettim. Sebebi de ikinci sınıftaki öğretmenimdir. Divit ve hokka ile el yazısı yazardık. Eğitim hayatımın tek zayıfını almama neden oldu o ders. Ben de o zaman yemin ettim, 'Mecburiyet bitince el yazısıyla yazmayacağım' diye. Yazmadım. Hep küçük harf yazdım. O da gelişmedi tabii. Bunun için ben kendi yazımı bile okuyamam."

"Hatta komik bir mektup hikayem var" dedi. Hasan Bey de "Anlatın üstat" deyince başladı anlatmaya: "İstanbul'dan gemiyle Venedik'e gidiyorum. Bir kızla da flört ettim yolculukta. Sonra geri dönünce oturdum, taktım kağıdı daktiloya mektup yazdım. Kız aynı mektubu üzerine 'İnsan kız arkadaşına daktilo ile mi mektup yazar?' diye yazıp geri göndermiş. Sonra el yazısıyla mektup yazdım. O mektup da şöyle bir notla geri geldi bana: Sen yine daktilo ile yazmaya devam et."

Şengül Hanım "Güzel güzel konuşuyoruz bayram ritüellerini ama insanlar bayramı artık tatil olarak algılanıyor" dedi.

BAYRAM, MERASİMLERİYLE BÜYÜK BİR KÜLTÜR

Hasan Bey "Evet özellikle büyükşehirlerde bayram, tatil demek artık. Amerika'da Şükran Günü, Paskalya zamanı bütün ülke seyahat eder. Türkiye de o hale geldi" deyip devam edecekken Hıncal Abi araya girdi: "Ama bir fark var. Amerika'da insanların seyahat sebebi ailelerinin yanına gitmesi."
Hasan Bey "Ben de oraya gelecektim, lafı ağzımdan aldın Hıncal Abi. İşte orada aileler birbirini görmek için yola çıkıyor, bizde de aileler birbirinden kopmak, bayram merasimlerinden uzaklaşmak için. Bu Türkiye'nin üzerinde düşünmesi gereken bir durum" dedi.

Hıncal Abi "Geçenlerde bir reklam izledim. İki yaşlı karı koca konuşuyorlar 'Çocukların bir bayramı var, gitsinler eğlensinler' diye. Bu ikisinin arasına Burcu Esmersoy giriyor, diyor ki: Büyüklerinizin her sözünü dinleyin ama bu sözünü dinlemeyin. Bayramda gidin büyüklerinizin elini öpün. Bu reklamı düşünün bir seyahat şirketi yapıyor" diyerek son yıllardaki 'bayramlar tatildir' algısının ufaktan değişmeye başladığını anlattı.

Hasan Bey de "Bayramlar kaybetmememiz gereken ritüelleriyle büyük bir kültürdür. İşte bu büyük kültürlere sahip çıkmalıyız" dedi. Hıncal Abi ise "Bayram o büyük kültürünün yanında aynı zamanda aile demektir" diyerek işin bir başka boyutuna işaret etti.

Sohbet bitmişti. Aramızda en büyüğümüz Hıncal Abi idi. Elini öpüp bayramını kutladık. Sonra Hasan Bey ile bayramlaştık... Bugün bayram. Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öper, tüm okurlarımızın bayramını da kutlarız.



Çocuklar için bayramı bayram yapan harçlıktır

Başkasını bilemem ama benim en sevdiğim bayram ritüeline sıra gelmişti: Harçlık!

Hıncal Abi "Çocuklar için bayramı bayram yapan şey harçlıktır. Hele hele eskiden nasıl önemliydi harçlık bir bilseniz' dedi.

Hınzırlık sırası bana gelmişti: "Her zaman önemlidir Hıncal Abi" dedim.

Hıncal Abi "Biz, savaş sonrası yokluk yıllarının çocuklarıyız. 1940'lı yıllar. Haftalığı 25 kuruş olan bana bayramın birinci günü babam 1 lira verirdi. İkinci, üçüncü günü de 50'şer kuruş. Düşünebiliyor musun parayı? O da sadece babamdan. Kimin elini öpsem çıkarır harçlığımı verirdi. Mesela babamın konuşmadığı amcası vardı. Bayram günü el öpmeye gidecek miyiz, gitmeyecek miyiz? Babama sorduk. Babam 'Bu nasıl soru, o sizin amcanız. Benim onunla konuşmamam sizi bağlamaz, gidin elini öpün' dedi. İyi de oldu gitmemiz, o amca da çıkardı harçlığımızı verdi" dedi.

Harçlık konusu ne zaman açılsa bir çocuksuluk gelir insanların üzerine. Coşkuyla anlatılır anılar. Hıncal Abi'de de bunu gördüm: "Harçlık konusunda kimse Paşa Dayı'nın eline su dökemezdi. Paşa Dayı, Atatürk'ün generallerinden Aşir Atlı. İlk bayramlaşmamızda çıkardı bana 2.5 lira verdi. Kağıt para. Hayatta ilk defa kağıt param olmuştu. Sonra abim Paşa Dayı'nın elini öptü ona da 10 lira verdi." Hasan Bey "Ooo gerçekten Paşa Dayı da paşaymış"dedi. Şengül Hanım "Bugünün kaç lirasıdır 10 lira?" diye sordu.

Hasan Bey "Bin TL'den fazlasıdır" diye cevapladı.

Hıncal Abi ise kaldığı yerden devam etti: "Abim dondu kaldı. Ne yapacağını bilemedi. Parayı büyük buldu, gerçekten de büyük paraydı. Geri vermeye çalıştı ama harçlıktan da vazgeçemiyor. Sonra 'Hiç olmazsa yarısını verin' dedi. Rahmetli Paşa Dayı da 'Al al hepsi senin' dedi. Zaten abimin bu reaksiyonu o gün bu gündür ailenin bayram şakasıdır. Hep anlatılır."

Ben yine bir hınzırlık yapıp "Hıncal Abi siz harçlık veriyor musunuz?" dedim. "Yakınlarıma bayram paketi veriyorum. Ailecek birlikte yesinler içsinler" diye cevap verdi Hıncal Abi...

Harçlık ritüeli Hasan Bey'in de anılarını canlandırmıştı: "Biz küçük bir ailedeydik. Ankara'da akrabalardan kimse yoktu. Bir Hamide Ablamız bir de Orhan Dede'miz vardı. Orhan Dede, babamın avukat arkadaşı, Prof. Dr. Tarık Minkari'nin kardeşi Orhan Minkari. Hamide Ablamız kardeşimle beni büyüten insan. Ailemizin bir büyüğü gibiydi bizim için. Orhan Dede müthiş bir insan. Tarz sahibiydi, ona giderdik bayramlarda. En çok bayram harçlığını Orhan Dede verirdi. 60'ların sonunda bana ve kardeşime 50'şer lira verirdi."

Hıncal Abi "Sen de iyi harçlık kaldırıyormuşsun" diyerek araya girdi.

Hasan Bey "Zaten bizim için Orhan Dede'nin harçlıkları bize vermesi gereken yıllık aidat gibiydi" dedi ve devam etti anlatmaya: "Bir de Hamide Ablamız harçlık verirdi. Zaten ben büyüdüğümü bu harçlık meselesi sayesinde anladım. Bir gün Hamide Abla harçlık verdi. Ben de 'Yok canım ne gereği var' falan dedim. O da bana ısrarcı olmakta zorlanıyor, koca adam oldu ısrar edeyim mi etmeyeyim mi diye tereddüt içinde. O zaman 'İşte büyüdüğüm' dedim."

Peki "Siz harçlık verdiniz mi?" diye sordum Hasan Bey'e, "Çok verdim. Daima da veririm. Elimi öptürmem ama harçlık veririm" diye cevapladı sorumu.

Bugün neler oldu? (25.06.2017)