Suyla gelen şöhret ve kazanılan milyon dolarlar

Suyla gelen şöhret ve kazanılan milyon dolarlar

Su kristallerinin olumlu düşünce ve sözlerden, iyi müzikten etkilendiğiyle ilgili birçok yayın yapıldı. Masaru Emoto bu konuyla ilgili yaptığı çalışmalarla popüler oldu ve yazdığı kitaplardan ve şifalı olduğunu söylediği sulardan milyon dolarlar kazandı. Peki Emoto’nun iddiası doğru mu?

Suyun pozitif düşünce ve sese olumlu tepki verdiği, su kristallerinin güzel şekillere büründüğü, diğer taraftan kötü ses ve düşüncelere maruz kalan suyun olumsuz şekiller gösterdiği iddiası çok yaygındır. Hatta bu iddianın Dr. Masaru Emoto tarafından yapılan su kristalleri deneyi ile ispatlandığı söylenir. Bu yazımızda bu iddiayı ele alacağız.



Dr. Masaru Emoto, ismini dünyaya su kristalleriyle ilgili yaptığı deneylerle duyurdu. İddiasına göre Emoto, farklı kaplardaki sulara heavy metal, klasik müzik ve ilahiler dinletmiş, ondan sonra da bu suları aniden dondurup kristallerini incelemiş. Emoto bu işlemin sonucunda müziğin estetiği ile kristallerin estetiği arasında bir bağ yakaladığını iddia etmişti. Mesela dua dinletilen su simetrik güzel bir şekil alırken, hard rock dinletilen su kristali çirkin şekle bürünmüştü.
Emoto, daha sonra insan zihninin su üstündeki etkilerini araştırmaya koyulmuş ve iddiasına göre düşüncelerin de su kristalleri üstünde etkili olduğunu ispatlamıştı. Bu kadarıyla tatmin olmayan Emoto, içinde su bulunan farklı kapların üstüne çeşitli kelimeler yazmış ve durumu gözlemlemişti. Emoto'ya göre kabın üzerinde aşk veya minnet gibi güzel kelimeler yazıldığı zaman içindeki su, kar kristali gibi simetrik ve güzel şekillere bürünürken, kötü sözler yazıldığı zaman çirkin şekillere bürünüyordu. Daha sonra suyu tehditlerle korkuttuğunu ve su kristallerinin bu sefer de korkmuş bir şekle büründüklerini iddia etmişti Emoto.
Hatta daha da ileri gidip su kaplarına Rahibe Teresa, Gandhi gibi iyi insanların ismini yazmıştı. Bu isimleri tanıyan su, yine güzel şekillere bürünmüş ama kabının üstüne örneğin Hitler yazılan sular çirkinleşmişti. Bu iddiaların doğruluk değeri nedir?
İlk vurgulanması gereken nokta, Emoto'nun bir bilim insanı olmadığıdır. Sözde doktorasını hiçbir kurum tarafından kabul edilmeyen Hindistan'daki Açık Uluslararası Üniversitesi'nden alternatif tıp dalında almıştı. Biyomedikal araştırmacı Gary Greenberg'e göre bahsedilen üniversiteden dileyen herkes benzer unvanları, sınav ya da ders zorunluluğu olmadan, 350 dolar karşılığında alabilir.



ÇALIŞMALARDAKİ SORUNLAR
Bahse konu deneylerde iki temel sorun mevcut. Birincisi fotoğrafçı çektiği suyun pozitif ya da negatif etkilere maruz kalıp kalmadığını bilmekte, böylece resim çekerken bu bilgi ışığında güzel ya da çirkin kristalleri seçip çekmekte.
Nitekim 2003 yılında illüzyonist Randi, Emoto'ya nasıl bir sese ya da söze maruz kaldığını bilmediği sular üstünde deney gerçekleştirmesini önermişti. Eğer bu deneylerde iddia ettiği sonuçlar çıkarsa, Randi Emoto'ya 1 milyon dolar vereceğini ifade etmişti. Emoto bu teklifi kabul etmemiştir.
İkinci sorun ise, deneyin kontrollü şartlar altında yapılmamasıdır. Suyun kristal yapısı, sıcaklık ve nem oranı gibi faktörlerden kolayca etkilenir. Her ne kadar Emoto deneyleri hep aynı odada yapsa ve aynı buzdolabını kullansa da odadaki nem oranını kontrol altına almamaktadır. Ayrıca sıcaklığın sürekli aynı kaldığından da emin değiliz. Suyun konulduğu kaplar çevreden izole edilmemişti. Kabı taşırken elden kaba geçen sıcaklık, havadaki nem, fotoğrafçının nefesinden kaynaklanan sıcaklık ve nem gibi faktörler su kristallerini kolayca etkileyebilir. Bu etkiler de müzik ya da kelimelerin su üstünde bir etkisi olsa dahi bu etkiyi gölgeler. Yani bizim resimde gördüğümüz şekiller doğrudan bu dış koşulların etkisinden kaynaklanıyor olabilir. Su kristallerinin sıcaklık ve neme karşı olan hassasiyetinden yola çıkarak, Emoto'nun kullandığı deney koşullarının kontrolsüzlüğü karşısında deney sonuçlarının kabul edilemez olduğu söylenebilir.
Nitekim Emoto'nun iddiaları bilimsel bulgularla çelişir. Emoto deneylerini -25 ile -5 derece sıcaklık aralığında yaptığını iddia etmekte. Bu sıcaklık aralığında su kristalleri sütun şeklinde olurlar, oysa Emoto'nun yayınladığı resimlerde hiç bu şekilde kristal yok.
New Age etkisindeki bütün sözde bilim insanları gibi Emoto da, zihnin ya da müziğin nasıl bir mekanizmayla suyun kristal yapısını etkilediğini açıklamak gibi bir çaba içine girmemekte. Bilim insanları sadece deney sonuçlarını yorumlamakla kalmaz; onları açıklamaya da girişirler.

BİLİMSEL BULGU YOK
Emoto'nun deneyini tekrarlama çalışması pek yapılmamakta. Yapılan tek çalışma, Kolorado'daki Durango Lisesi öğrencileri tarafından hocaları Damian Nash'in kontrolü altında yapılmış. Öğrenciler yakındaki bir nehirden aldıkları suyla Emoto'nun deneyini tekrarlamaya çalışmışlar ama su kristallerinin oluşması ile su şişesi üstündeki yazı arasında bir bağlantı bulamamışlar.
Sonuç olarak, su kristallerinin olumlu düşünce, güzel müzik, olumlu sözlerden etkilendiğini gösteren hiçbir bilimsel bulgu yok. Ne yazık ki Emoto'nun kendisi, vefat etmeden önce bu iddialar sayesinde sattığı sözde şifalı sularla milyon dolarlar kazanmış, kitapları milyonlarca kopya satmış. Günümüzde hâlâ bu fikirleri kullanıp, servet kazanan çok sayıda New Age dolandırıcısı vardır.

BİLİM TARİHİNDEN NOTLAR:
William Buckland: Her şeyi yiyen jeolog
William Buckland (1784-1856), kendi döneminin en etkili jeologlarından biri idi. Buckland, Megalosaurus adını verdiği fosilleşmiş dinozorun, tam ve detaylı ilk betimlemesini yapması ile hatırlanır. Ancak, Buckland'ın jeoloji ve paleontoloji alanındaki çalışmaları yanında ilginç bir ilgi alanı daha vardı; bulabildiği bütün hayvanları yemek. Buckland, tadına bakmak için İngiltere'ye dünyanın pek çok yerinden çeşitli canlılar getirtmiştir.



Bir gün bir katedral ziyareti sırasında kendisine katedralin zemininde bir azizin kanının hâlâ mevcut olduğu söylendiğinde, dindar bir bilim insanı olan Buckland hemen bu kanın tadına bakmak istediğini ifade etmişti. Kanın olduğu zemine gidip yeri yalayan Buckland, söz konusu sıvının kan olmadığını, bunun tadını çok iyi tanıdığı yarasa sidiği olduğunu ifade etmişti. Buckland böylece söz konusu katedralle ilgili efsaneyi yıkmıştı.
Buckland, bir gün York Başpiskoposu Lord Harcourt'u ziyarete gitti. Lord Harcourt ilginç şeyler biriktirmeyi seven bir koleksiyonerdi. Koleksiyonunda içinde Kral Louis XVI'nin kalbinin bulunduğu bir gümüş kutu vardı.
Buckland, Lord Harcourt kutuyu gösterir göstermez, dayanamayıp kralın kalbini ağzına atıp yemişti. Böylece Buckland, kral kalbi yiyen ilk insan olmuş oldu.
Buckland, öldüğünde gömülmek istediği arsayı hayattayken satın almıştı. Öldüğü zaman, arsada mezar kazmaya çalıştıklarında, arsada dinozorların yaşadığı Jürasik dönemden kalma bir kireç taşı olduğunu fark ettiler. Mezar kazmak için kayanın patlatılması gerekmişti. Çoğu insana göre bu Buckland'ın yaptığı son şakaydı.

GEÇEN HAFTANIN ÇÖZÜMLERİ:
Cebinizde üç adet 25 kuruş, dört adet 10 kuruş, dört adet 1 kuruş, yani toplam 119 kuruş para vardır.
Meliha'nın doğum günü 31 Aralıkta ise söz konusu senaryo mümkündür. Meliha'nın 31 Aralık 2000'de doğduğunu varsayalım. O zaman 31 Aralık 2009'da Meliha dokuz yaşında olacaktır. Bugünün 1 Ocak 2010 olduğunu düşünelim. O zaman iki gün öncesi 30 Aralık 2009 günü Meliha sekiz yaşında olacaktır. Seneye 2011 yılı olacaktır. 31 Aralık 2011'de Meliha 11 yaşına basacaktır.

ÖNCEKİ HAFTANIN ÇÖZÜMÜ:
Yarışmacı kapılardan birini seçtiğinde, seçilen kapının ardında ödül olma olasılığı 1/3'tür ve ödül 2/3 olasılıkla diğer kapılardan birinin ardındadır. Sunucunun boş olan bir kapıyı açması, size seçtiğiniz kapının ardında ne olduğuyla ilgili yeni bir bilgi vermez. O kapının ardında ödül olma olasılığı hâlâ 1/3'tür. Sunucunun verdiği yeni bilgi, açılan kapının ardında ödül olma olasılığının 0/3 olduğudur. Dolayısıyla ödül 2/3 olasılıkla hâlâ açılmayan kapının ardındadır. Kapı seçimi değiştirilirse ödül kazanma olasılığı 2/3'tür, bu nedenle seçiminiz değiştirilmelidir. Çoğu insan bu çözüme şaşırır ancak bu çözümün doğru olduğu bilgisayar simülasyonları ile gösterilebilir. Söz konusu problem Monty Hall problemi olarak bilinir.



BİLİMSEL BİLMECELER
Bir gezgin mantık seven yamyamlar tarafından yakalanır. Yamyamlar gezgini kabile reisinin karşısına getirirler. Kabile reisi gezgine şunu söyler: "Son sözlerini söyle. Eğer kurduğun cümle doğru ise ızgara yapılacaksın, yok yanlışsa seni yağda kızartacağız." Bunun üstüne gezgin son cümlesini söyler. Şaşıran yamyamlar bir süre düşünür ve gezginciyi bırakmak dışında bir çareleri olmadığını fark ederler. Gezgin onlara ne demiş olabilir?
Elinizde üç ve beş litrelik iki şişe vardı.r Bu iki şişeyi kullanarak yedi litre suyu ölçebilir misiniz?
Not: Çözümü haftaya Pazar SABAH'ta

SÖZLER:
Uzman, çok dar bir alanda yapılabilecek tüm hataları yapmış kişidir. (Niels Bohr)



ŞAŞIRTAN GERÇEKLER:
Güneş Sistemi, Samanyolu Galaksisi etrafında şimdiye kadar 23 kere dönmüştür.
Görünen evrenin yarıçapı 1 milyon milyon milyon milyon km'dir.
Süper dev yıldızlar, Güneş'ten bir milyar kere daha büyük olabilir.
Dünyamıza en yakın kara delik 1600 ışık yılı uzaktadır (Işık saniyede 300.000 bin km yol alır.)



DOĞRU BİLDİĞİMİZ YANLIŞLAR:
Yaygın kanaatin aksine, pas, tetanoz hastalığına yol açmaz. Bu hastalığın nedeni Clostridium tetani bakterisidir. Bu bakteri genelde paslı cisimlerin çok olduğu açık alanlarda olmaktadır.
Dünya'nın Güneş etrafında döndüğünü söyleyen ilk kişi Kopernik değildir. Yunanlı düşünür Sisamlı Aristarkus, Kopernik'ten 1800 yıl önce Güneş merkezli modeli savunmuştur.