Sıradan bir evin hüzünlü öyküleri

Sıradan bir evin hüzünlü öyküleri

Hastane bahçelerinde uyuyan aileler görürseniz, bilin ki şehir dışından gelmişlerdir ve kalacak yerleri yoktur. Kanserli Çocuklara Umut Vakfı bu noktada bu ailelere umut oluyor ve aileleri çocuklarıyla birlikte Cerrahpaşa’da bir eve yerleştiriyor. 14 odalı evin her odası ayrı hüzünlü hikayeleri barındırıyor

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'ne yürüme mesafesindeki Hobyar Mektebi Sokağı'ndayız. Dışarıdan bakıldığı zaman gayet sıradan görünen bu sokaktaki evlerden birinde hüzünlü öykülerin kahramanları konaklıyor. Bugün Hatice Hanım ve oğlu Rıza ile Nebahat Hanım ve oğlu Yusuf'un zorlu mücadelelerine tanık oluyoruz. Geldikleri şehirler farklı olsa da çocuklarının rahatsızlıkları ve acıları ortak.
Onlar, KAÇUV'un (Kanserli Çocuklara Umut Vakfı), çocuklarının tedavisi için şehir dışından İstanbul'a gelen, ekonomik olarak dezavantajlı ailelere ücretsiz konaklama hizmeti veren Aile Evi'nde kalıyorlar bir süredir. Burası 14 odalı ve 45 kişinin konakladığı bir yer. Hatice Hanım ve oğlu Rıza evin dört senedir misafirleri, Nebahat Hanım ve oğlu Yusuf geleli ise henüz bir ay olmuş. Peki, nereden hangi koşullardan geçerek geldiler, bu evden nasıl haberdar oldular, tedavi sürecinde neler yaşadılar, diğer hasta yakınlarıyla nasıl ilişkiler kurdular... Tüm bu soruları Nebahat ve Hatice Hanımlara yönelttik, sohbetimize oğulları Yusuf ve Rıza'nın yanı sıra KAÇUV Kurumsal İletişim Direktörü Füsun Aymergen de katıldı.


Küçük Yusuf'un en sevdiği aktivite annesiyle beraber kardeşi için resimler yapmak.

Hatice Hanım biraz tereddütlü, biraz da çekingen. Lafa girmesi de kolay olmuyor haklı olarak. Bir sürü yaşanmışlık var, onları kafada toparlayıp sıraya sokmak bir çırpıda yapılacak iş değil.
Öyle ya da böyle anlatmaya başlıyor Hatice Hanım oğlunun hikayesini: Rıza, Sivasspor altyapısında oynuyordu, 13 yaşında teşhis kondu. Maç esnasında bir ağrı yaşamıyor aksine futbol oynarken kendini daha iyi hissettiğini söylüyordu. Oturunca ise sürekli "Anne benim bacağım ağrıyor, beynime de vuruyor" diyordu.
Rıza'nın ağrıları artınca doktora götürmeye karar vermişler fakat çekilen filmler sonucu bir sorun görülmemiş iki bacakta da. Üç ay boyunca sürekli hastaneye gidip gelmelerine rağmen net bir teşhis konmamış. Sonunda MR çekilmiş ve bacakta kötü huylu bir kitle bulunduğu öğrenilmiş. Hatice Hanım "Biz yine kanser olduğunu bilmiyorduk. Bir öğretmeni aracılığıyla onkolojiye gittik, orada da bunun doktoru İstanbul'da var dediler, kalktık apar topar İstanbul'a geldik." diyor.


Bu sene üniversite sınavına girecek olan Rıza boş zamanlarını konsol oyunlarıyla değerlendiriyor.

KULAKTAN KULAĞA DAYANIŞMA
İstanbul'a gelince ilk karşılaştıkları sorun kalacak yer sıkıntısı olmuş. Mecburiyetten 35 yıldır görmedikleri bir akrabalarının yanında kalmak zorunda kalan Taşçı Ailesi için bir süre sonra farklı bir yer bulma zorunluluğu doğmuş. Sorun Aile Evi'nden haberdar olunmasıyla aşılmış.
Bu noktada soruyorum Hatice Hanım'a; "KAÇUV'dan ve bu evden nasıl haberdar oldunuz?" diye. "Hastanede tedavi gören diğer çocukların yakınlarıyla konuşurken burayı öğrendik, çok da ihtiyacımız vardı, ulaştık" şeklinde yanıtlıyor. Zaten evde kalan aileler aynı şekilde haberdar oluyorlarmış evin varlığından. Füsun Hanım ailelerin KAÇUV'a ulaşma süreçleri hakkında "Eğer bir babanın otoparkta, arabanın içinde yattığını görüyorsa bir aile, bizim evimizden bahsediyor." diyor. Kulaktan kulağa yayılan bir dayanışma ve destek hattı hepsinin yolunu zaman içerisinde Hobyar Mektebi Sokağı'na düşürmüş durumda.

BATMAN'DAN İSTANBUL'A
Hatice Hanım ve Rıza dört yıldır Aile Evi'nin misafiri oldukları için yeni gelen çocuklara ve ebeveynlerine doğal bir yol göstericilik görevini de üstlenmiş durumdalar.
Nebahat Hanım ve küçük oğlu Yusuf'a dönüyorum. Anne anlatıyor: "Oğlum bir gece bir anda "ayy başım ayy başım" deyip başını tutarak ağlamaya başladı. En yakındaki Midyat Devlet Hastanesi'ne götürdüm. MR'a gönderildik. Bir kitle olabileceğinden şüphelenmişlerdi. Bana hemen ya Mardin'e ya da Diyarbakır'a gidin dediler ben de Batman'a getirdim. MR'a gittiğimizde farklı bir şeyler olduğunu hissettim. Daha sonra doktor portakal büyüklüğünde bir kitle olduğunu ve hemen ameliyat edilmesi gerektiğini söyledi. Ertesi gün abim ve ben direkt İstanbul'a geldik Yusuf'la. Çapa'ya getirdik Yusuf'u ve doktor bize ameliyattan sağ çıkmama ya da engelli kalma ihtimalinden bahsetti. Yapacak bir şeyimiz yoktu, ameliyat edip o kitleyi aldılar. Patoloji sonuçları geldi, 4. evre, kötü huylu. Tedavimizin daha devam edeceğini anladım. Şimdi onkoloji bölümünde yatıyor, bu hafta sonu tedaviye ara verilecek. Sonra ağır kemoterapiye başlayacağız."

PARKLARDA KONAKLADILAR
Nebahat Hanım'ın bir çırpıda ağzından dökülenler insanın içini burkuyor. Hele küçük Yusuf olanların farkında olmadan gülen gözlerini sağa sola oynatırken... Annesi, "Hastalık teşhisi konmadan önce Yusuf çok keyifli ve neşeli bir çocuktu. Okulunun en sevilen öğrencisiydi. Bir anda kendisini hastanede buldu." diyor.
Nebahat Hanım bu olaya dek ne Batman'dan dışarı adımını atmış ne de İstanbul'da herhangi bir tanıdığı varmış. İlk iki ay boyunca birikimlerini harcamışlar. Kalacak yerleri olmadığı için parklarda konaklamışlar: "İstanbul'da iki ay süründüm. Bir gün hasta yakınlarıyla konuşurken bu evden bahsettiler. Haliyle üzerinde durdum çünkü çok ihtiyacım vardı. Daha sonra tam oğlumun kemoterapi alacağı gün burada konaklayabileceğimizin müjdesi geldi" diyerek sıkıntılı günleri nasıl arkalarında bıraktığını dile getiriyor.

'Çocuklarımız burada çok mutlu'
Eve yerleşen aileler için bazı belirsizlikler bir süre sonra ortadan kalkmaya başlıyor. Füsun Hanım bu esnada söze giriyor: "Şehir dışından İstanbul'a gelen aileler için ilk başta büyük bir bilinmezlik söz konusu, yolları bilmiyorlar, maddi sıkıntıları oluyor, ilacı nereden alacaklar, nerede barınacaklar, bunların hepsi başlı başına büyük sorunlar. Bizim de amacımız bu sorunları olabildiğine minimize etmek."
Hatice Hanım, Füsun Hanım'ın sözlerini başını sallayarak onaylıyor ve ekliyor: "Çocuklarımız da burada çok mutlu, hepsi birbirine arkadaşlık ediyor." Bu kez de Füsun Hanım, Hatice Hanım'ı destekliyor sözleriyle: "Buradaki çocukların hepsi çok olgun, büyükler küçüklere rehberlik yapıyor, küçükler ise zaten büyüklere bayılıyor. Anneler keza birbirlerinin çocuklarına sahip çıkıyorlar. Buranın adı aile evi ve cidden de içeridekiler bir aile gibi olmuş durumda."