Kentten kırsala bir öze dönüş hikayesi

Kentten kırsala bir öze dönüş hikayesi

34 dönümlük bir alana kurulmuş bir çiftlik. Herhangi bir hiyerarşi yok ama yine de üç patron var: Toprak, inek ve süt satın alan çiftlik üyeleri! Bu söz Gündönümü Çiftliği’nin sahibi Aysun Sökmen’e ait. Bütüncül yönetimi benimseyen çiftliğin yılın her döneminde gelen her yaştan gönüllüleri mevcut

GÜNDÖNÜMÜ ÇİFTLİĞİ'NDE BİR GÜN

Fotoğrafçımız Recai Abi ile sabahın erken saatlerinde yola koyuluyoruz. İstanbullular bayram tatili için ufak ufak şehri terk etmeye başladıklarından hiç durmadan aşındırıyoruz asfaltları. Yol boyunca da sürekli birbirimize "Yalnız şehir iyi sakinlemiş ha", "Tabii abi normalde buraya gelemezsin 10 dakikada, feci trafik olur" diyerek İstanbul'un ferahlamış olmasını övüp, zevkleniyoruz. Rotamız ise Gündönümü Çiftliği bir diğer deyişle Aysun Hanım'ın çiftliği. Aysun Sökmen ile bir hafta önceden sözleşmiş durumdayız.
Bir günümüzü çiftlikte geçirip Aysun Hanım ve eşi Mehmet Bey ile on yedi yıl önce İstanbul'daki yaşamlarını bırakıp bir çiftlik kurma hikâyelerine, kırsal hayatı tecrübe etmek adına orada olan yerli yabancı, genç yaşlı gönüllülerin günlük rutinlerine, 200'ü aşkın ineğin mutlu mesut yaşamlarına tanık olup toprak koklayacağız. Hafiften bir heyecan sarıyor içimi.
Çiftlik Silivri'yi geçtikten biraz sonra, şehre hem yakın hem uzak. Umduğumdan daha erken bir saatte çiftliğin girişindeyiz. Girişte bizi Aysun Hanım'ın eşi Mehmet Bey karşılıyor. Çiftliğin orta yerinde, meydan diye kabul edebileceğimiz bir alanda, hummalı bir çalışma olduğunu fark ediyorum. Hemen oraya doğru yöneliyoruz. Aysun Hanım da bizi bu ufak şantiye alanının tam ortasında karşılıyor ve sıcak bir tanışma anının ardından hali hazırda yapılan faaliyeti açıklıyor: "Farklı sıva türlerini denediğimiz bu üç evin inşası gerçekleşiyor şu anda. Projenin başında Fransa'dan gelen mimar komşumuz Xavier ve sıva teknikleri konusunda uzman bir arkadaşımız olan Claire var." Açıkçası yalnızca bir inek çiftliği göreceğimizi zannederken böylesine bir girişimin de varlığı beni biraz şaşırtıyor.
Çiftlikte gün saat 05.00'te başlıyor. 05.30- 08.30 arası bir operasyon söz konusu. Bu operasyonda üç ekip çalışıyor. Bu ekiplerden ilki sağım yapıyor. İnekler sağımhanedeyken yalakların yıkanması, ahırların temizlenmesi gibi 'housekeeping' işleri ise ikinci ekibin sorumluluğunda. Üçüncü ekip de yemleri hazırlayıp buzağıları besliyor. Aynı operasyon 16.30-19.90 arasında da tekrarlanıyor.
Aysun Hanım'ın dediği üzere gün içerisinde yapılan işler çokça değişebiliyor. Bazı aylar 12 doğum oluyor örneğin bazı aylarsa sadece iki.
Yine gübre yönetimi, toprağın beslenmesi, ineklerin beslenmesi ve hatta sevilmesi de günlük rutinin önemli bileşenlerinden. Nitekim biz de çiftlik sınırları içerisinde gezerken bu günlük rutinin hemen her anına tanık oluyoruz. Farklı meslek ve yaş gruplarından gönüllüler, çiftliğin kadrolu çalışanları uyumlu bir biçimde ahırları temizliyor, buzağıları besliyor ve muhabbetin de keyifle dibine vuruyor.



76 YAŞINDA GÖNÜLLÜ VAR
Çiftlik içerisinde bendenizi hoş bir yüzleşme de bekliyor. Üniversiteden arkadaşım İlayda da üç aydır Gündönümü Çiftliği'nde gönüllü olarak çalışmakta. Açıkçası onun burada üç aydır neler yaptığını, neyi deneyimlediğini deli gibi merak ediyorum ve bir kenara iki iskemle atıp çiftlikteki gönüllülük müessesesini masaya yatırıyoruz.
Üniversite yıllarından beridir kırsalda yaşama fikrinin bizim İlayda için hep bir köşede durduğunu biliyorum. O, bu yüzden hiç para almadan burada çalışmak istiyor. Ama diğer gönüllülerin, ekolojik camiaya mensup kişilerin, yabancıların da çiftlikte olması aslında herkesin amacının farklı olduğu sonucunu doğuruyor. Nitekim onlarla da konuştuğumuz zaman kimi şehre geldiği zaman bir çiftlik hayatını da deneyimlemek istediği için burada olduğunu kimi ise farklı toprak örüntülerini görmek peşinde olduğunu söylüyor. Neticede buradaki tüm bu doğa gönüllüleri için gezgin ruhlu demek mümkün.
İlayda'ya sormadan edemiyorum, "Yahu eline ilk inek pisliği değdiği zaman ben burada ne yapıyorum, benim burada ne işim var demedin mi?" Kendisi doğma büyüme Kadıköylü genç bir kız neticede. "Kesinlikle hayır, aksine geçen hafta iki gün şehre gelip metrobüse bindiğim zaman 'benim burada ne işim var' dedim".
Mimar, mühendis, genç, yaşlı, çocuklu, bekar... Her profilden insan çiftlikte gönüllü olarak çalışmakta. Yılın her döneminde buraya geliyorlar ve kimisi üç hafta diye gelip aylarca kalıyor kimisi ise kendi çiftliğini kurmaya karar veriyor. Gönüllülerden Murat ile de konuşuyoruz. 30 yaşında olduğunu söylediğinde şaşırıyorum çünkü Murat bir hayli genç görünmekte. Ona da soruyorum "Senin burada olma sebebin nedir?" diye. O da bütüncül yönetimden dem vuruyor ve zaten nicedir böylesi bir çiftlik hayatını tecrübe etmek istediğinden bahsediyor. Kendisi aynı zamanda bir mimar ama görünen o ki öne çıkan kimliği bir doğal yaşam tutkunu olması.



8 BİN 100 PROJESİ
Aysun Hanım'ın 2013'ten sonra hayata geçirmek istediği ve canla başla uğraştığı bir projesi de var: 8 bin 100 projesi. İsmi 81 ilde 100er topluluk kurma düşüncesinden geliyor. Aynı arazi üzerinde farklı üreticilere ihtiyaç duyulmasından dolayı komşu çiftliklerin yayılması ana amaç.
Aysun Hanım ve Mehmet Bey topraklarına inekten başka bir hayvan dahil etmeyi düşünmüyor ama başkalarının gelip bu topraklarda onların yaptığı gibi keçisini, tavuğunu rotasyonlu olarak dolaştırmalarını çok istiyorlar. Onların ürünlerini de ulaştırabileceği üyeler olduğunu düşünüyorlar.
Şu an itibariyle projenin emekleme aşamasında olduğunu ve zamanla gelişeceğini belirtmeyi de ihmal etmiyorlar.



ŞEHİR İTTİ TOPRAK ÇAĞIRDI
Aysun Hanım 2000 yılında çiftliğe taşındıklarını, daha önceleri kendisinin tekstil ihracatı işinde olduğunu, eşinin ise öğretim görevlisi olduğunu söylüyor. Bu noktada herkesin aklına gelebilecek, klasik, fakat sorulması da ziyadesiyle gereken o soru dökülüyor dilimden: Neydi size şehir hayatını terk ettiren, neden bu çiftliğe geldiniz? "İstanbul'daki tempo, trafiğe harcadığımız zaman özel hayatımızdan çalınan bir zamandı. Hayatımızı kırsalda devam ettirmek istedik. Bu çiftlik ailemizin de ortak olduğu bir araziydi, burayı kiralama imkanımız doğdu. Sonra da çeşitli bitkisel ve hayvansal üretim şekillerini inceleyip süt üretmeye karar verdik" diyerek Aysun Hanım süreci özetliyor. Keza Mehmet Bey de güzelce durumu toparlıyor: Şehir bizi itti toprak çağırdı!



12 ÜYEDEN 2 BİN ADRESE
Sökmen Çiftine soruyorum "Peki buraya ilk geldiğinizde ne söyledi toprak size". Manalı bir soru sormuş olmanın kıvancıyla arkama yaslanıp dinlemeye koyuluyorum ve aldığım cevaplar da hayli ilgi çekici oluyor. Aysun Hanım "Toprak bana Dünyadan haberin yok dedi" derken Mehmet Bey ise "Dünya düz değil ve bildiklerinin yüzde 90'ı yanlış" diyerek toprağın fikriyatını bizlerle paylaşıyor.
2009'da ise Aysun The Sütçü markası doğmuş oluyor.Sökmen çifti bir A4 kağıda tüm tanıdıklarının isimlerini ve cep telefonlarını yazıyorlar. Ardından sırayla hepsini arayıp "Biz hastalıklardan ari bir sürü kurduk, çok kaliteli bir süt üretiyoruz hatta kendimiz de lıkır lıkır içiyoruz. Siz de ister misiniz?" diye soruyorlar. 12 kişi "İsteriz" deyince Aysun The Sütçü'nün ilk üyeleri de listeye eklenmiş oluyor. Tabii haliyle o zamanlar Facebook çok aktif bir platform değil, Instagram zaten yok, çift on iki üyeleriyle bir SMS grubu oluşturuyor ve her pazar günü bu gruptan şuna benzer iki cümle ile üyelerine sesleniyor: "En sevdiğim inek doğurdu. Yarınki dağıtım için kaç litre istersiniz". Ardından da gelen siparişleri alıp, rotaları belirleyip, paketleri hazırlayıp dağıtıma çıkıyorlar. Böyle böyle geçen altı ayın ardından da Aysun Hanım'ın sütlerinin lezzeti, kreması, hijyeni öylesine beğeniliyor ki üyelik ağı kulaktan kulağa yayılıp giderek genişlemeye başlıyor. Şu anda haftanın altı günü dağıtım yapılıyor, 2 bin adrese gidiliyor.



HEDEFİMİZ KÜÇÜLMEK!
Büyümeyi düşünüyor musunuz diyorum, içimdeki kapitalist adam harekete geçmiş gibi. Fakat karşımda böyle dertleri olan insanlar oturmuyor. Nitekim Aysun Hanım'dan aldığım cevap da bunu destekliyor: "Küçülmeyi bile düşünüyoruz. Bizim için önemli olan ineklerimizi yüzde yüz otlatarak idame ettirebilmek. Toprak ne kadar ineği doyurabilirse o kadar ineğe bakmak istiyoruz. Bu işe ilk başladığımızda fabrika yemi verdiğimiz dönemde bir senede bir inek dokuz buçuk ton civarı süt veriyordu. Şimdi ise yıllık üretimi altı tona düşürmeyi başardık. Konuyla uzak olan insanlar bizimle dalga geçiyorlar fakat daha az tahıl yediriyoruz, daha uzun ömürlü ineklerimiz var, hem sosyal, hem ekolojik hem de ekonomik açıdan daha karlıyız. Hayalimizde senede üç tona düşürmek." Ana hedefi küçülmeye doğru gitmek olan bir işletmenin temsilcilerine ben de bu durumda güzel temennilerimi iletiyorum "Ne diyeyim umarım iki tona düşürürsünüz".



GÜNDE SEKİZ SAAT ÇALIŞILIYOR
Aysun Hanım gönüllülüğün detaylarını şöyle açıklıyor: "2011 yılında internette workaway'de bir sayfa açtık. Eğer burada gönüllü olmak istiyorsanız minimum üç hafta, haftanın altı günü günde sekiz saat çalışmanız gerekiyor, karşılığında yatacağınız yeri, yiyeceğinizi veriyoruz dedik. Fakat biz bunu bir turizm algısıyla yaptık. Bir işçi-işveren durumu söz konusu değil yani. Buraya gelen misafir her kimse, kırsalda ineklerin arasında iyi süt içiyor, iyi yemek yiyor, egzersizini yapıyor bunun karşılığında 100 euro verip çıkmıyor da sekiz saatlik emeğini verip çıkıyor. İsteyen herkes gönüllü olarak gelebilir. 76 yaşında bir gönüllümüz de oldu, çocuğuyla gelen de..."