Okul hayatın ta kendisi!

Okul hayatın ta kendisi!

Rengarenk boyadığı sınıfı, rap yaparak eğitim verdiği öğrencileriyle Türkiye gündemine oturan, sosyal medya aracılığıyla milyonlara ulaşan Ahmet Naç, “Çocukların düşmesine, ağlamasına, sorun yaşamasına izin verin. Okulda ya da sınıfta bir çocuğun problemini çözmeye başlarsanız, hayat boyu onun sorunlarını çözmek zorunda kalırsınız. Ve çocuğunuz problem çözmeyi öğrenemez” diyor

Baştan aşağı yenilediği sınıfını Facebook hesabında paylaşınca Türkiye gündemine oturdu, öğrencilerine rap yoluyla eğitim verdiği görüntüler milyonlarca kez izlendi. Ahmet Naç Türkiye'nin idealist ve sıradışı öğretmenlerinden biri. Amacı öğrencilerinin birer birey olmasını sağlamak. Bu nedenle geçen yılın en çok konuşulan ismiydi. Naç, çeşitli platformlara konuşmacı olarak davet ediliyor, tecrübelerini anlatıyor.
Biz de yeni eğitim-öğretim yılı başlangıcında hem kendi hikayesini hem de velilere ışık tutacak önerilerini dinlemek için görevli olduğu Esenler Mehmet Akif İlköğretim Okulu'nda aldık soluğu. Göç alan bir bölgede yer alan okul, sıkışık bir mahallenin tam ortasında. Okulun bahçe duvarından ötesi, zorluklarla dolu yaşamlardan izler taşıyor. Duvarın bu tarafı yani okul bahçesiyse, yeni bir yaşamın kapılarını aralıyor. Okulun küçücük bahçesinde birinci sınıfa uyum programı nedeniyle çılgın bir kalabalık var. Tüm bu keşmekeş içinde, Ahmet Naç'ı buluyoruz.
Ahmet Naç, Siirt'in bir mezrasında beş yıl boyunca öğretmenlik yaptıktan sonra İstanbul Mehmet Akif İlköğretim Okulu'na atanmış. Anlattıkları çarpıcı:

- Siirt'te beş yıl boyunca öğretmenlik yaptığınız yerdeki koşullar nasıldı?
- 24 yaşımdaydım, ilk görev yerim Siirt'in bir mezrasıydı ve tek başıma çalıştım. Birleştirilmiş sınıftı, birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci sınıflar aynı derslikteydik. Zaten okulun tek dersliği vardı. Gittiğimde okulda tuvalet yoktu, tuvalet yaptım ki çok zor bir şeymiş. Elektrik yok, su yok, yollar üç-dört ay kapalı. Mumum var, pillerim var ama eninde sonunda bitiyor. Tam bir mücadele alanı. Altı ay, bir odada tek başıma kaldım, kimseyle tek kelime konuşmadan. Çünkü kimse Türkçe bilmiyordu, haliyle öğrencilerim de...

- Ne öğretti bu tecrübe size?
- Sabırlı ve güçlü olmayı. İmkansızlıklar içinde neler yapılabileceğini öğretti. Bir karanlığın içinde durmak aydınlığı daha kıymetli yapıyor. Orada yaşadığım sıkıntılar yüzünden, burada farklı oldum.

- Orada nasıl bir fark yarattınız?
- Türkçeyi hem çocuklara, biraz da olsa ailelerine öğretmek bir farktı. Bir gün bir velim geldi kaldığım odaya, yarım yamalak Türkçesiyle başlarından geçen bir şeyi anlattı. Eşi hastalanmıştı ve şehre hastaneye gitmişlerdi, benim öğrencim doktorla annesi arasındaki iletişimi yönetmişti. Bu benim için çok özel bir andı.

- Türkiye'de öğretmen olmak zor mu?
- Çok değişik! İstanbul'da, Ege'de, Akdeniz'de ve Doğu'da yaptığınız öğretmenliğin her biri birbirinden çok farklıdır. Çünkü ülkemiz başka hiçbir ülkeye benzemiyor. Sosyo-kültürel farklılıklar mahalleden mahalleye bile değişebiliyor. Bu yüzden çevresel şartlar, anne babaların okula tutumları, öğrencinin algısı hep değişiktir. Ben Güneydoğu'da beş yıl çalıştım ama orada öğrendiklerim burada işime yaramadı.

- Siirt'ten sonra İstanbul'da Mehmet Akif İlköğretim Okulu'na geldiğinizde bir rahatlama oldu mu?
- Sandım ki burada işler daha kolay olacak. Aslında öğretmen olarak amacım çocukların neler yapabildiğini dünyaya göstermek. Ama yöntemlerim diğer öğretmenler, idareciler ve veliler açısından çok farklı. Mesela ben ders anlatmıyorum. Ödev vermiyorum. Benim öğrencimin anne ve babası durumu bana sormaz. Bunlar alıştığımızdan çok farklı şeyler.

ANNEANNE KÜLTÜRÜ AŞILAMIYOR

- Bunları da devlet okulunda yapıyorsunuz. Bürokrasiyle mücadele etmeniz gerekmedi mi?
- Çok. Resmi bir kurumda bir çivi çakmak bile zordur. Çünkü koşullar da bunu gerektirir. Okulumuz binalar arasında çocuklar gökyüzünü zor görüyor, 2 bin kişinin spor yapması için bahçe yeterli değil. Müzik ve sanat atölyesi yok. Sadece sınıf. Yani duvardaki resimler, boyalar kadar basit değildi mevzu. Böyle bir ortamda öğretmenlik yapmak kolay değil. Ama aşama aşama denerseniz, sizin dediğiniz gibi devlet okulunda da bu işi başarırsınız. Bunu ben yaptıktan sonra, bu okulda bile 12 sınıf tekrar yapıldı.

- Öğretmenlerden nasıl mesajlar geliyor?
- Tabii. Ama genelde nasıl yapamayacaklarını anlatıyorlar. Bana anlatılan bahanelerin hepsi benim de başıma geldi. Öğretmenlerin elinde her şey. İdarenin görevi okulu mevcut bütçeyle döndürmek, öğretmenin görevi öğrencilerine en iyi eğitim öğretim koşullarını sunmak.

- Veliler nasıl yaşadı bu dönüşümü?
- En zoru velileri eğitmekti. Birinci sınıflara başladığımda ilk haftalar sadece velileri eğitiyorum. Veliler, aileler, öğretmenler olarak çocuklarımıza iyilik yaptığımızı zannederken büyük kötülük yapıyoruz. Ülkemizde anneanne kültürü denen bir şey var ki, bu aşılamıyor. Biz çocukları kendimize çok bağımlı yetiştiriyoruz.

148 BİN KEZ "YAPMA" DİYOR VELİLER

- Doğru veli davranışı nasıldır?
- Bir bebek yürümeye başlayana kadar 200 defa düşer ve hiçbir zaman vazgeçmez ve bir sağlık problemi yoksa yürümeyi öğrenir. Okuma yazmayı öğrenmek, TEOG, üniversite sınavı yürümeyi öğrenmek gibidir. Müjdeli haberi buradan vermek istiyorum, bu yıl ilkokula başlayacak tüm birinci sınıf öğrencileri yıl sonunda okuma yazmayı öğrenecek! Veliler rahat olabilir... Yürümeyi öğrenirken çocuğuna nasıl davranıyorsan öyle davranmalısın, yani sadece talep ettiğinde destek olmalısın!

- Peki ne oluyor da anne babalar çığırından çıkıyor?
- Çocukların düşmesine, ağlamasına, sorun yaşamasına izin verin. Okulda ya da sınıfta bir çocuğun problemini çözmeye başlarsanız, hayat boyu onun sorunlarını çözmek zorunda kalırsınız. Ve çocuğunuz problem çözmeyi öğrenemez. Bir anne baba, çocuk üniversite çağına gelene kadar 148 bin defa "Yapma" diyor.

- Okulu çocuklara nasıl bir yer olarak anlatmalıyız?
- Okul hayatın ta kendisi. Orada sorun yaşayacak, orada dışlanacak, orada sevilecek, orada takdir görecek, orada kavga edecek. Tıpkı hayat gibi. Siz her şey için müdahalede bulunursanız, hayatı boyunca bunu yapmak zorunda kalırsınız. Bir öğrencim vardı, gözlüklü. Arka sırada oturduğu için sırayı göremediğini söyleyerek bana geldi. "Bu sorunu önde oturan arkadaşlarınla sen çözmelisin" dedim. Ve bir ders sonra çözmüştü. Arkadaşlarından bazıları onunla yer değiştirmeyi kabul etmedi, yani reddedildi. Ama bir tanesini ikna etmişti ve önde oturuyordu. İşin sırrı bu. Üzüntülü durumdan nasıl çıkacağını bilemeyen, sorununu çözemeyen çocuk başarılı olamaz. Şu anda anne babalar çocuklarına hiçbir şey yaptırmıyor. Çocuk 13 yaşına gelmiş, hâlâ lokmalarını ağzına vermeye çalışan anneler var, bakın ödevlerini yapmayı falan geçtim. Çocuğun durumunu öğretmen ve veli konuşup, planlama yaparsa çocuk "Benim durumumu onlar düşünsün, önlem alsın, benim düşünmeme gerek yok" diyor.