Savaşın bitmesini istiyorum baba artık canıma yetti

Savaşın bitmesini istiyorum baba artık canıma yetti

Ortaköy’de ayakkabı almak için girdiğiniz bir mağaza sizi yüzyıl öncesine, Çanakkale Savaşı’nın tam ortasına götürüyor desek, inanır mısınız? Üstelik cephede yazılmış, henüz sahiplerinin bile okumadığı mektuplarla karşılaşıp askerlerin yüreğinden geçen duygulara tanık olabilirsiniz

"Sevgili Babacığım
Bir süreden beri Limni'deki hastanedeydim. Ateş hattına yeni döndüm. Dizanteri yüzünden çok zor günler geçirdim. Şimdi daha iyiyim. Savaşın bitmesini istiyorum. Artık canıma yetti. 1. Tugayın Tekçam mevkiine yaptığı taarruzu okumuşsundur. Ben de o taarruzda yer aldım. Daha fazlasını görmek istemiyorum."

Tarih 15 Kasım 1915, yer Çanakkale. Kan kokan toprak bir siperde hastaneden henüz dönmüş bir İngiliz askeri hasretle babasına sesleniyor. Muhtemelen ihtiyacı olan şey babasının güven dolu omuzları ve 'Artık canıma yetti baba, neden savaşıyoruz? Ben odama dönmek istiyorum' diyebilmek. İçinden geçenleri mermi sesleri eşliğinde yazıya döküyor ama o satırlar babasına hiçbir zaman ulaşamıyor.
15 Eylül 2017... İstanbul Boğazı'nın hemen yanında, Ortaköy'deki Deriden mağazasının alt katında, sahibi olmadığım bir mektuba bakıyorum. Sararmış, uçları kıvrık... Zarfın içine saklanmış hasreti, hayal kırıklıklarını, haksızlıkları ve koca bir gençliği görebiliyorum. Bir babanın gözleri yolda, oğlundan beklediği iki satırı okuyamamış olması mı, bir oğlun babasını bir daha görememiş olması mı daha acı?
Gözüm yan yana sıralanmış yüzlerce gönderilmemiş mektupla konuşurken, kendime 'neyin muhasebesini yapıyorum?' diyorum. Savaşın kendisi zaten yeterince acı bir durum değil mi? Müze görevlisi ne düşündüğümü anlayarak: 'Hepsinin ortak bir noktası var, Türkler bizden bir şey istemiyor ki, neden buradayız? diye soruyorlar' diyor.
Evet... Bu ayakkabı mağazasının alt katı, bize tarihimizi, savaşın acılarını gösteriyor. Deriden mağazalarının yöneticilerinin yıllardır, müzayedelerden, antikacılardan hatta toprağı elleriyle kazıyarak çıkardıkları bu parçaları sergilemeleri, İstanbul Boğazı'nın hemen yanında sıradan bir günde çok özel hatıralarla karşılaşmamızı sağlıyor.

ÇOCUKLAR MİLLİ KAHRAMANLARINI TANIYOR
Müze'de 1081 parça eser bulunuyor. Deriden'in Ortaköy mağazasında sergilenerek, Çanakkale'ye gitme fırsatı olmayanların da görmesi ve tarihimizi öğrenmesi amaçlanmış. Üstelik bu gezi için hiçbir ücret talep edilmiyor. Hafta içi saat 10.00 ve 18.00 arası açık olan müzeyi 20-30 kişilik gruplar halinde gezmek de mümkün. Ancak önceden randevu almanız şart. Okul gezileri için de özel bir konsept bulunuyor. Tarihçi Dr. Yusuf Köylü, öğrencilere hem o dönemi anlatıyor hem de çeşitli oyunlar oynatıyor. Önlerine bir sandık koyarak kendi kahramanlarını seçmelerini istiyor. Bu sayede çocuklar, geçmişleriyle bağ kurup milli kahramanlarını daha yakından tanıma fırsatı buluyor.

BENİM İNTİKAMIMI SİZ ALIN
Ve gelelim yeniden mektuplara...
Diğer bir mektup, 24 Temmuz 1915'te yazılmış. Bir Türk subayı dört askerinin kahramanlığı anlatıyor:
"Sabah güneşin doğmasıyla birlikte yüzlerce topun soğuk namlusundan müthiş seslerle çıkan mermilere asabiyetle yumruklarını sıkan askerin, düşman üzerine atılmak ve onları toprağa sermek için dört gözle bekletilen ileri hareketin emrini aldı. Gaziler'i takviyeye gidiyorduk.
İlderesi, düşmanın yüzlerce mermisinin düştüğü yer olup buradan geçmek biraz tehlikeli ise de düşmandan intikam için bütün bedenleri titreyen askerim, din kardeşlerine yetişmeye mani olan her şeye bir alaka bakışla fırlayarak ileri atıldılar.
Yol üzerinde her nasılsa düşman mermisinden ateş alan bir sandık cephane, yolu bütün bütün kapamış, dini, vatanı, milleti için yoldan geçmeye çırpınan bu Türk kalpleri, civardan tedarik ettiği kum torbalarını omuzlayarak yanan sandık üzerine hemen dördü birden atıldı. İki saniye sonra sandık, torbalar altında kalmış ve yolumuza mani olacak müşkülat ortadan kaldırılmıştı.
Bu dört askerin cesareti ve fedakârlığı sayesinde İlderesi yolu açıldı. Tam zamanında Gaziler'de bulunan silah arkadaşlarına yetişmek mümkün oldu ise de Ethem Onbaşı ismindeki nefer bu vazifeyi yerine getirirken sol kalçasından şarapnel misketiyle yaralanarak şu sözleri söyledi.
'Bir senedir kullandığım silahımla hunhar düşmana bir kurşun atmadan hastaneye gidiyorum. Bari benim intikamımı siz alın' diye ellerime kapandı ve sulu gözlerinden yaşlar akıtarak ayrıldı."


SAVAŞTA OLMAK EVDE OLMAYA BENZEMİYOR
Takvimler 13 Ekim 1915'i gösteriyor. Yer Anzak Koyu. B. Jamie isimli bir asker, tanımadığı bir coğrafyada savaş ortamını merak eden arkadaşına şöyle sesleniyor:
Sevgili Eric,
"Senin sık sık savaşta olmanın daha doğrusu muharebede bulunmanın nasıl bir şey olduğunu merak ettiğini düşünüyorum. Gerçeği söylemek gerekirse Avustralya'da evde olmaya hiç benzemiyor. Pat pat pat diye her yerde makineliler çalışıyor, büyük top mermileri havayı acı, ince ve korkunç bir çığlık atarak yarıyor, büyük bir gürültü ile yere iniyor, toprağı parçalayıp kocaman çukurlar açıyor.
Siperdeki Türklerle aramızdaki mesafe bazı yerlerde 18 metre kadar. Onlar da bizimle aynı şeyleri yapıyorlar. Bütün gün biz onlara onlar da bize bakıyor. Bazı özel günlerde onlar bizim vadideki siperlerimize her çapta top mermileri atarak hatları bozmayı ve mümkün olduğunca çok zarar vermeyi amaçlıyorlar. 'Jack Johnson' adını verdiğimiz büyük toplar 8-10 inç gibi çeşitli çaplarda. Mermilerinin havada gidişlerini duyabiliyor, bir sığınağa veya bir tünele girip patladıktan ve şarapnel parçaları yarımada üzerinde uçuşup dağıldıktan ve düşmesinden sonra tekrar açığa çıkıyor ve kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Bir de '15'lik' adını verdiğimiz küçük kardeşleri var, bunların çapı ise 75 milimetre. Bunlar hemen hemen tüfek mermileri gibi peş peşe geliyorlar, bunlar yağmaya başlar başlamaz yoldan bir an önce çekilmelisin."
Müzede, Türk, İngiliz, Fransız ve Anzak askerlerinin yazdığı, bunlar gibi, yüzlerce mektup var. Zamanında yerine ulaşamamış bu mektuplar için sevindirici bir proje başlatılmış. Yakında sahiplerinin yaşayan akrabalarına mektupları ulaştıracaklar.