Hayata telefon ekranından bakmak yerine anı yaşamak istiyoruz!

Hayata telefon ekranından bakmak yerine anı yaşamak istiyoruz!

Yıl olmuş 2017, artık sosyal medyada hesabı olmayan hem de genç kaldı mı, demeyin, çünkü var. Onlardan beşiyle bir araya geldik ve meseleyi masaya yatırdık. Sosyal medyaya neden mesafeliler, niye bu platformları samimi bulmuyorlar, çevrelerinden nasıl tepkiler alıyorlar, kullanmama kararlarını sürdürecekler mi?.. Hepsini konuştuk

Türkiye'de 15-29 yaş aralığındaki her üç gençten biri, sosyal medya platformlarında günde en az üç saat geçiriyor. En çok kullanılan sosyal medya platformu Facebook iken onu YouTube ve Instagram takip ediyor. Akıllı telefonu bulunan her iki gençten biri, sosyal medya platformlarına bu cihazlarla giriyor. Neticede internete giren gençlerin neredeyse tümü sosyal medya platformlarını kullanıyor.
Bunlar Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın geçen yılın başında gerçekleştirdiği Sosyal Medya ve Gençlik araştırmasında ulaştığı verilerden sadece bazıları. Üstelik bu oranların şimdi daha da yukarılara çıkmış olması da kuvvetle muhtemel.
Peki, birkaç cümle geriye dönelim; yani, "İnternete giren gençlerin neredeyse tümü sosyal medya platformlarını kullanıyor" cümlesine. Neredeyse tümü demek!.. E o zaman neden bu 'neredeyse tümü'nün dışında kalan gençlerle bir araya gelmeyelim ki? Tüm dünya, özellikle gençlik 'like' deryalarında sürüklenirken, komikli video, tweet, avındayken, hikayesine hikaye ekleyip paylaşmaktan çekinmezken bu arkadaşlarımız neden çemberin dışında kalmayı yeğliyor?
Açıkça itiraf etmeliyim ki başta "Yahu hepi topu ne Instagram'ı, ne Facebook'u ne de Twitter'ı olan beş kişi bulacağım. Ne kadar zor olabilir ki?" diye düşündüm. Ancak sizi temin ederim ki bu zamanda bu saydığım sosyal medya platformlarına yolu düşmemiş insan bulmak hiç de dışarıdan göründüğü kadar kolay değilmiş.
Öyle ya, annem Instagram'da deneme sürüşlerine çıkarken, babam Whatsapp'ın hikaye bölümünü hoyratça kullanmaya başlarken, dedem bile Twitter açsam mı açmasam mı ikilemiyle boğuşurken kolay mı olacaktı sosyal medyanın cazibesine kendini hiç kaptırmamış beş genç bulmak? Olmadı tabii ama bir şekilde yine de bulduk o beşliyi.
Emre Güler, Cemil Neccar, Selin Arısoy, Gülizar Çiftçi ve Gökberk Akınal... Yaşları, memleketleri, okudukları üniversiteler, zevkleri, idealleri hepsi bambaşka... Onları bir araya getirebilecek tek bir kesişim kümesi var, o da genç yaşlarında olmalarına karşın sosyal medyaya herhangi bir ilgi duymamaları, hesap açmamaları ve bu platformları samimiyetsiz bulmaları.
Bir araya geldik ve masaya yatırdık bu sosyal medya kullanmama mevzusunu. Anti sosyal medya kurultayı konuya kimi zaman yükseldi, kimi zaman empatiyle yaklaştı amma velakin günün sonunda yine de tavrından ödün vermedi. Olsun, keyifli bir sohbet çıkmıştı ya ortaya, gerisi boştu.



'SOSYAL ALEMLER SAMİMİ DEĞİL'
Sorulacak bolca soru mevcut nitekim ben de ardı ardına sıralıyorum suallerimi muhataplarına. "Neden sosyal medya ilginizi çekmiyor, hiç hesap açtınız mı ya da açmayı düşündünüz mü, çevrenizden herhangi bir basınç geliyor mu bu konuya dair?.." diye uzayıp giden bir soru deryasından teker teker oltaya birini takıp yanıtlamaya başlıyor konuklarım.
İlk olarak söze giren Gökberk oluyor. "Sosyal alemler çok yapay, sığ, samimi değil her şeyden önce. Sürekli bir fotoğraf atıp 'like' beklemek, o 'mutluyum' pozları bana çok itici geliyor." Gökberk'in ağzından dökülen bu samimi itiraflar masada da gerek kafa sallama hareketleriyle gerekse de ufak çaplı nidalarla onaylanıyor.
Gökberk'ten sonra Cemil de söze girip safları sıkılaştırıyor: "Hiçbir zaman kendi fotoğrafımı çekip koyayım da başkası da görsün gibisinden bir düşüncem olmuyor. Kim niye görsün ki benim fotoğrafımı?" Düşünüyorum, hakikaten kimler niye görsün ki bizim fotoğraflarımızı, acaba içten içe ben de mi onlara yakındım düşünce olarak? Neyse, muhabbet devam ediyor...

'KİMİN NE YAPTIĞI BENİ İLGİLENDİRMİYOR'
Ekibin kadınlar tarafı da benzer fikirlerde... Gülizar, sosyal medyada insanların kendilerini olmak istedikleri gibi kısacası farklı gösterdiklerini söyleyip bu durumdan rahatsız olduğundan dem vuruyor. Çünkü onun istediği insanların kendisini tanıtması değil, bizim onları doğru bir biçimde tanıyabilmemiz. Makul bir tavır.
Selin ise "Sosyal medyada yer almamak demek gündemden yahut dünyadan kopmak demek değil" diyerek meseleye farklı bir boyut kazandırıyor. "Benim zaten sürekli görüştüğüm dostlarım var. Onun dışındaki insanların ne yaptıkları beni o kadar ilgilendirmiyor ki..." diyen Selin'in ardından Emre olanca soğukkanlılığıyla yerinde doğruluyor ve bir anda tüm konuşulanları toparlama vazifesini üstleniyor şu sihirli kelimelerle: Herkese katılıyorum abi!
Emre'nin de ilgi çekici tespitleri var sosyal medya kullanımına dair: "Herkes düşüncelerinin çok umursandığını düşünüyor bu platformlarda. Ama değil yani! Herkes görmek zorunda da değil! Hani toplumun görüşünü tamamıyla sosyal medya yansıtıyormuş gibi bir hava hakim ya, oysa orta yaş üstünün yüzde kaçı sosyal medya kullanıyor ki?" Geliyoruz daha önce sosyal medyanın dolambaçlı sokaklarına yollarının düşüp düşmediği konusuna... Emre lise zamanlarında tüm arkadaşları Facebook'ta olduğu için tahmini altı ya da yedi dakika civarı bir hesap açıp açmamayı düşündüğünü sonra da vazgeçtiğini söylüyor. Selin ise geçmişte iki ay kadar Facebook'ta zaman geçirdiğini ancak kendisine hiçbir şey katmadığını fark ettiği an terk-i diyar eylediğini açık yüreklilikle söylüyor.
Bu esnada Cemil ve Gökberk hali hazırda bir Facebook hesapları olduğunu ifşa ediyorlar. Masada derin bir sessizlik oluyor. Onları aforoz etmeyi düşünüyoruz kısa süreliğine ama bizi bir şekilde ikna ediyorlar. Zira Cemil tüm samimiyetiyle "Profilimde sadece 1994'te doğduğum yazıyor" derken Gökberk de "Benimki de ultra pasif bir hesap zaten" diye ekibin geri kalanını yatıştırıyor. Olsun diyoruz, anlayışla karşılıyoruz, neticede bir sosyal medya kullanmayanlar anayasasının ihlali söz konusu değil!

'BOŞ VAKTİMDE ZOMBİ ÖLDÜRÜYORUM'
Bu esnada Gülizar da geçenlerde bir arkadaşıyla başından geçen bir fotoğraf yükleme deneyimini paylaşıyor şaşırmış gözlerle: "Fotoğraf yükleyeceğin saat çok önemliymiş, belli saatler arasında 'like' oranı daha yüksek oluyormuş. Bunlar çok uzak bana." Emre, biraz da içlenerek "Dışlanıyoruz da abi biraz" diyor, içim kavruluyor...
Hemencecik bir öneri atıyorum ortaya; "Sosyal medya kullanmayan gençler olarak dernekleşin o zaman siz de, bir araya gelip çay içer kuru pasta tüketirsiniz, nasıl?" diyorum. Bu naif önerim 'aynen' sözcüğü eşliğinde onaylanıyor ve bir derneğin ilk tohumları da böylece serpilmiş oluyor.
Ardından sıra sosyal medya kullanmayarak kazandıkları vakitleri nelere ayırdıklarına geliyor... Selin çantasında her daim bir kitabı olduğunu söylüyor. Emre ise boş zamanlarında zombi öldürdüğünü söylüyor. Altı yıldır telefondan oynadığı bir oyunmuş, "Bir türlü bitmedi zombiler" diyor.
Cemil her ne kadar sosyal medya hesabı olmasa da ekşisözlük, 9GAG gibi platformları takip ettiğinin altını çiziyor. Gülizar ise evdeyse vaktinin çoğunu takip ettiği dizi veya filmlere, değilse kitap ve dergilere ayırdığını eğer hiçbirini yapma isteği yoksa da bir köşeye oturup insanları gözlemlemeyi sevdiğini söylüyor. Gökberk de şaşırtmayarak "Abi ben hep oyun oynuyorum ya, telefonda bile..." diyerek son noktayı koyuyor mevzuya.

DM'DEN YÜRÜMEK DİYE BİR ŞEY VARMIŞ
Eğri oturup doğru konuşuyoruz, "Diyelim ki bir yerde birisiyle tanıştınız. Merak etmiyor musunuz acaba kimdir ne yapar diye, bir Instagram'ına bakınayım falan duygusu olmuyor mu?" Selin gayet kesin bir tavırla "Çok merak ediyorsan gider sorarsın canım" diyor. Yine Gökberk de Selin'e katılıyor. 'Stalklamak' olayına getiriyorum mevzuyu, Emre o tarz durumlarda, gerekli takdirde arkadaş hesaplarının kurtarıcı vazife üstlendiğini belirtiyor. Bu esnada Gülizar tarihi bir itirafta bulunuyor: "Ben Instagram'dan yürümek diye bir tabiri yeni öğrendim mesela. DM'den yürümek diye bir şey varmış. Dedim bu DM nedir?"

SERİ KATİL MİSİN DİYEN VAR!
"Yeni tanıştığınız kişilerden ya da arkadaşlarınızdan nasıl tepkiler alıyorsunuz hiç sosyal medya hesabınız olmamasına dair?" diyorum ve Emre'nin cevabı karşısında ağzımdaki çayı püskürtmemek için muazzam teknikler geliştirirken buluyorum bir anda kendimi. "Sen seri katil misin diyen var" diyor Emre ve ekliyor "Tabii şakayla karışık..." Mesele ilgimi çekiyor. "Hakikaten yeni tanıştığın biri ne Instagram'da ne Facebook'ta yoksa inceden bir geriliyorsun" diyerek harlıyorum ortamı. Emre yine çürütüyor: "Bilmiyorum ya bence hiçbir yerde olmamak daha havalı, gizemlisin sonuçta!" Bir şey diyemiyorum, haklı gibi...



ANI KAÇIRMAKTAN NEFRET EDİYORUM
Sosyal medya kullanıcılarının en önemli enstrümanı fotoğraf. Soruyorum, siz sever misiniz fotoğraf çekmeyi, çektirmeyi diye. Öylesine koordineli bir hayır, hiç, asla sesi yükseliyor ki buraya gelmeden önce bir araya gelip bunu çalıştıklarını düşünüyorum bu birbirini tanımayan beş kişinin. Selin örneğin bir konserde iki saat boyunca video kaydı yapan insanları hatırlatarak 'anı kaçırma' duygusundan nefret ettiğini söylüyor. Gülizar da "Önemli olan ne gördüğündür, nasıl göründüğün değildir" diyor. Toparlamak da yine Emre'ye düşüyor, "Demek asıl sebep fotoğraf çektirmemeyi sevmemekmiş, hadi dağılalım" diyor. Dağılıyoruz...