İstanbul’un rüzgarını görebilirsiniz

İstanbul’un rüzgarını görebilirsiniz

Rüzgarı görebilir misiniz? Sanatçı Refik Anadol, Ferko Signature için yaptığı veri odaklı eseriyle İstanbul’un rüzgarını görünür kıldı. Teknoloji, tasarım tabanlı eserler üreten, Bill Gates’in bile hayranlığını kazanan Anadol “Veri ve sanal zekanın sanatta kullanımı çok yeni, bebek adımları atılıyor. Ama önümüzdeki yıllarda daha fazla bu tür kullanımların yaygınlaşacağını düşünüyorum” diyor

Sanat, teknoloji, tasarımın kesiştiği noktada Refik Anadol, eserleriyle karşımıza çıkan sanatçılardan biri. Teknoloji tabanlı görkemli eserlerinden etkilenmemek mümkün değil. Yaz başında SALT Araştırma arşiv koleksiyonlarındaki 1 milyon 7 yüz bin belgenin her birini, bir yapay zeka yardımıyla Arşiv Rüyası adlı bir medya enstalasyona dönüştürdü. Şimdi de Ferko'nun İstanbul Levent'teki Pritzker ödüllü mimar Norman Foster'ın yaptığı Ferko Signature için Wind of İstanbul adlı bir veri odaklı bir sanat eseri ortaya koydu. Anadol, Levent Signature için yaptığı eseriyle İstanbul'un rüzgarını görünür hale getirdi. Bunu nasıl yaptı derseniz, Atatürk Havaalanı'ndan 10 saniyelik aralıklarla toplanan bir yıllık rüzgar bilgilerini bir yazılım aracılığı ile görselleştirdi. Bu bilgileri 3x6 metrelik dijital bir tabloya sürekli değişen, interaktif resimler olarak yansıttı.
Yaptığı işlerin teknoloji tabanlı olması, yapay zekayı kullanması, ciddi bir tasarım yaratıcılığı gerektirmesi nedeniyle Anadol dünyanın ilgisini çekiyor. Hatta sanatçı Bill Gates'in dikkatini bile çekmiş durumda. Ona da bir iş üretti. Anadol ile hem Wind of İstanbul'u hem de henüz emekleme aşamasında dediği bu teknoloji, tasarım odaklı sanatını konuştuk.

- Wind of İstanbul eseriyle İstanbul'un rüzgarını görünür hale getirdiniz. Size gelen tepkiler nasıl? Çünkü rüzgar neticede duyumsanır ama görünmez.
- İlk başta rüzgarın dijital bir heykele dönüşme fikrine insanlar şaşırdı. Her gün farklı bir şekilde hissettiğimiz rüzgarı heykele dönüştürme çabasının merak uyandırdığını gördüm. Bu heyecan verici.

- Dijital dünyada, veri yığınları arasında yaşarken siz verilerin aslında sanata dönüşebileceğini gösteriyorsunuz. Sanatta yeni form mu bu veriler?
- Zamanında ressamlar farklı anlatım olanakları kullandıklarında eserlerinin kabul görmesi zaman aldı. Bu zaman alacaktır. Verilerin sanata dönüşebilme ihtimali var. Onu göstermek istiyorum.

- Bu yeni forma sanat çevrelerinin yaklaşımı nasıl?
- İlk denemelerimde insanların tepkisi çok olumluydu. Teknoloji, doğru soruları sorarsak çok iyi yerlere götürebilecek bir mecra. Zaten sanat, yüzyıllar boyunca insanlığın çevresindeki yeniliklere adapte olmasına göre yeni anlatım formları oluşturmuş. Bugün de olan bu.



- Hayatlarımız tuşlara,
ekranlara hapsolmuşken, sizin işleriniz teknoloji tabanlı olsa da bu hapsolmuşluğu kırmaya yönelik. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- İnsanlık olarak tarihimizde bir ışık kaynağına bu kadar uzun süre bakar hale geldik. Yaşantımızın bir uzanan formunun, göremediğimiz sanal bir dünyada varlığını kabul ettik. Böyle bir gerçeklik karşısında sanatın yerinin donmuş olması bir şekilde rahatsız ediyordu beni. İnsan ilgisinin saniyelere düştüğü bir dünyada sanatın, ben de varım, senin yanındayım diyebilmesi için verilerin ve yapay zekanın sanatçı olarak işlerimde var olmasını çok mantıklı buluyorum. Veri ve sanal zekanın sanatta kullanımı çok yeni, bebek adımları atılıyor. Ama önümüzdeki yıllarda daha fazla bu tür kullanımların yaygınlaşacağını düşünüyorum.

- Siz ABD'de görkemli projelere imza atıyorsunuz. Bill Gates ile yollarınız nasıl kesişti?
- Microsoft, geçen aylarda duyguları görselleştiren yeni araştırma projemin yapay zeka kısmıyla ilgilenmeye başladı. O dönemde Bill Gates, daha önce yaptığım işlerle karşılaşmış. Bill ve Melinda Gates Vakfı olarak çok büyük bir koleksiyona sahipler. Seattle'da kişisel bir ofis binaları var. Orası için bir iş ürettim. Tahmin edersiniz ABD'de tüm teknoloji dünyasının ilgisi çekti.

-Amerika'da yaşıyorsunuz. Oradan bakınca Türkiye nasıl görünüyor?
-Hayatımda çok fazla işime odaklanmam gereken bir dönem yaşadım Amerika'da. Ama buna rağmen iki şeyi kaybetmemeye çalıştım. İlki ailem ve dostlarımla ilişkilerim. İkincisi de Türkiye'den gelen değerli tekliflere hevesim. Salt'ta Osmanlı Bankası'nın arşivlerinin görselleşmesi gibi ya da Ferko'nun İstanbul'da veri odaklı ilk sanat eserinin üretilmesi gibi değerli tekliflere hep sıcak baktım. Bu gelip gitmelerim sırasında şunu gördüm. Türkiye'de politik ve sosyokültürel olarak kaçınılmaz bir değişim yaşanıyor. Bu da sürekli değişen bir gündem meselesini hep insanların hayatında diri tutuyor. Bu gündemlerin insanların hayatında kapladığı alan, teknoloji, inovasyon, sanat, tasarım gibi bizleri başka yerlere taşıyacak şeylere fazla alan bırakmıyor. Umarım, teknoloji, sanat ve tasarımı daha fazla konuşabiliriz.

YAPAY ZEKA KADİM BİR DOST GİBİ

- Yapay zekalarla da çalışıyorsunuz. Dünya şu aralar yapay zekayı tartışıyor, siz bu tartışmaya nasıl bakıyorsunuz?
- Yapay zeka aslında basit bir soru sorabileceğiniz bir sistem. Bu sistemin vereceği cevaplar sizin soracağınız sorunun yaratıcılığı ile ilgili. Eğer yaratıcı bir soru sorarsanız sistem de size yaratıcı bir cevap verebilir. Bunu özellikle son yaptığım projede fark ettim. 1.7 milyon sayfalık dokümanı aralarındaki ilişkileri kuracak şekilde, tıpkı bir insanı kütüphaneye sokmuşçasına, test ettim. Bu testi başarıyla geçti. Aslında müthiş bir takım arkadaşı gibi. Kötülüklere yol açan, sorunlar çıkaran biri gibi değil de kadim bir dost gibi hissettim. Yapay zekanın hayatımızı kolaylaştıracağını düşünüyorum.