‘Yapılamaz’ denilen nakilleri yapıyoruz

‘Yapılamaz’ denilen nakilleri yapıyoruz

Her yıl; her 100 diyaliz hastasından 15'i hayatını kaybediyor. Bu; hiçbir doğal afet veya maden kazası olmadan her yıl tam 9 bin kişi artık akşam yemeklerinde sevdikleriyle sofraya oturamıyor demek... Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Alper Demirbaş, organ nakillerinde Türkiye'nin konumunu anlattı...

TÜM AİLENİN HAYATINI ETKİLER
Türkiye'nin en fazla organ nakli yapan merkezinin başındasınız. Gerçekleştirdiğiniz nakiller sonrası hastalarınızın yeniden hayata bağlandığını görmek nasıl bir duygu?
Organ yetmezliği ve ölüm ne cinsiyet tanır, ne de millet. 'Zengin misin, fakir mi?' diye sormaz. Yaşının, mesleğinin de önemi yoktur. Herkes eşittir. Organ nakli ve bağışı ne yazık ki Türkiye'de istenilen oranlara ulaşamayan, hatta yaklaşamayan bir alan... Bunun sonucu olarak her yıl, her yaştan binlerce kişi hayatını kaybediyor.
Dahası kronik organ hastalıkları sadece hastayı değil ailesini ve yakın çevresini de ilgilendiriyor, yaşam düzenlerini alt üst ediyor. Organ nakli sadece bir ameliyat değildir. Canlı ya da kadavra vericili olsun; işin içine tıbbın dışında hukuk, etik, felsefe, sosyoloji, ekonomi, eğitim yani tümüyle hayat girer. Organ nakli, tüm ailenin yaşantısını bir anda değiştirecek kadar mucizevi güzelliktedir.

Organ nakli konusunda önemli yenilikler ve gelişmeler var mı?
Büyük bir yenilik yok ama başarı çok arttı. Diyeceksiniz ki nasıl? Tecrübe ile. Hem nakil, hem de hasta takibinde çok büyük tecrübeye sahibiz. Türkiye'nin dört bir köşesinden günlük 70-80 nakilli hasta polikliniğe geliyor. Bunun anlamı; farklı genetik yapıda, farklı yaşam kültürüne sahip birçok hasta görüyorsunuz. Bunu aya vurduğunuzda bin 500-2 bin kişiden bahsediyoruz. Son sekiz yılda yıllık yaptığımız ortalama 500 nakille birlikte; nakil öncesi, ameliyat süreci ve sonraki takiplerde çok büyük tecrübeye sahip olduk. Bu da cerrahi tekniklerden tutun da elinizdeki ilaçları daha etkin kullanmaya kadar pek çok konuda büyük bir tecrübe veriyor. Dolayısıyla bazı merkezlerin 'yapılamaz' dediği nakli çok rahat yapabiliyorsunuz. En büyük gelişme; tecrübe.

BU GELİŞMELER BİRER MUCİZE
3D printerlarda organ üretilmesi veya yapay organ hakkında ne düşünüyorsunuz?
3D ile veya farklı yollarla yapay olarak organ üretilmesi için yapılan çalışmalar elbette ümit veriyor. Düşünsenize; bugün gelip kan veriyor hasta, bir hafta sonra şu saatte böbreğiniz veya karaciğeriniz hazır diyoruz, nakli yapıp hayat kurtarıyoruz. Ömrünü organ nakline adamış birisi olarak bu gelişmeler için mucize diyorum.
Ancak biliyoruz ki bu, hemen yarın olacak bir gelişme değil, yıllar alacak bir sürecin başlangıcı... Diğer taraftan ben bugün kapımda bekleyen hastanın gerçeğine bakmak zorundayım. Bugün o hasta için 3D ile veya farklı yollarla yapay olarak organların üretilmesi bir çözüm değil. Onun için tek çözüm; ya bağışlanacak bir organın ona hayat vermesi ya da bir yakınının onu yeniden yaşama bağlaması.

Canlıdan canlıya nakillerde dünyada birinciyiz. Ancak kadavra bağışları hâlâ çok yetersiz... Neden?
Bu elbette birden bire olacak bir şey değil. Dünyada sadece kadavra bağışı ile organ nakli sorununu çözmüş bir ülke de yok! Uzayan yaşam ömürleriyle organ bekleyen sayısı giderek artıyor ve birçok Avrupa ülkesi de canlı vericili nakillere yöneliyor. Tüm dünya biliyor ki tecrübeli ekiplerin yaptığı canlı vericili nakillerde vericiye zarar gelme olasılığı, sokakta yürüyen birisinden çok farklı değil. Şu anda ülkemizde 60 bin kronik böbrek yetmezliği yaşayan hastanın olduğu tahmin ediliyor ve her yıl bu sayıya 8-10 bin hasta ekleniyor. Türk Nefroloji Derneği geçen haftalarda bir açıklama yaptı: Her yıl; her 100 diyaliz hastasından 14-15'i hayatını kaybediyor. Bu; hiçbir doğal afet veya maden kazası olmadan her yıl tam 9 bin kişi artık akşam yemeklerinde sevdikleriyle sofraya oturamıyor anlamına geliyor. Bunu insanlarımıza iyi anlatmak gerekli.

İNSANLAR BAĞIŞA İNANMALI
Fransa'da yasada yapılan değişiklik ile; ölmeden önce karşı olduğunu resmen bildirmeyen herkes, organlarını bağışlamış sayılacak. Beyin ölümü gerçekleşen herkesin organlarının aileye sormadan alınması, ülkemizde uygulanamaz mı?
Bu yeni bir uygulama değil; Belçika'da yıllardır var ve uygulanıyor. Ancak İspanya'da da aynı yasa olmasına rağmen pratik hayatta uygulanamıyor ve bizdeki gibi aileye soruluyor. Burada önemli olan kültürün değişmesi. İnsanlar bu kültüre ve bağışa inandığı zaman hangi bağış yönteminin olduğu önemli değil. Bizim halkımıza, bağışın en büyük miras olduğunu anlatmamız gerekli. İnancın ya da dinin bağışa engel olduğunu düşünmüyorum. Maide suresi ayet 32'ye dikkat çekmek isterim:
'Kim bir insana hayat verirse tüm insanlığa hayat vermişcesine sevap kazanır.'

31 TANE TORUNUMUZ VAR
Nakil olan kadınlar ikinci hayatlarında anne de oluyorlar. Anne olan hastalarınızı görünce ne hissediyorsunuz?
Bir hekim için hastalarının böbrek nakli olup iyileşmesini izlemek dışında, özellikle genç kadın hastaların nakilden sonra geçirdikleri sorunsuz iki yılın ardından istiyorlarsa doğum yapmalarını izlemek en büyük mutluluklardan birisi. Bizim 2009-2016 yılları arasında 31 kadın hastamız gebe kalarak sağlıklı doğum yaptı. Doğum sonrası anne sütü verebiliyor ve hayatlarına bebekleriyle birlikte sağlıklı bir şekilde devam edebiliyorlar. Biz nakilli hastalarımızın çocuklarını torun olarak görüyoruz. Böbrek nakli sonrası dünyada en fazla torun sahibi olan merkezlerden bir tanesiyiz. Geçen hafta yurt dışı kaynaklı bir dergide bu tecrübelerimizi yazdığımız bir makalemiz yayınlandı.

ORGAN NAKLİ MERKEZLERİNİN SAYISI YETERLİ
Türkiye'de organ nakil merkezleri yeterli mi?
Türkiye'de organ nakli merkezi sayısı çok fazla... Tüm ekiplerin bizim yaptığımız gibi sadece organ nakli ile uğraşması, tüm eforunu bu işe vermesi gerekli. Siz ayda bir-iki nakil yapıp diğer zamanlarda başka ameliyatlar yaparsanız, başarınız düşer. Ekibinizin becerileri azalır. Bizde hafta içi her gün iki-üç nakil var. Bu durumda beni bırakın; ekipteki hemşire, sekreter, kan taşıyan portör gibi tüm ekip elemanları sadece bu işle ilgileniyor. Herkes ne zaman kan alacak, nasıl taşıyacak, hasta takibinde ne yapacak biliyor. Aksi takdirde bize emanet edilen organa en iyi bakımı yapamayız. Size bir örnek vereyim: Bizde AÇT (Aldığı Çıkardığı Takibi) vardır. Sizin de anladığınız gibi, hasta gün içinde ne kadar sıvı aldı (serum, içtiği tüm sıvılar dahil hepsi) ve ne kadar çıkardı (idrar, dren vb.) takip edilir. Bir merkezde ortalama ayda bir nakil yapılıyor. Gece nöbetçi hemşire aldığını yazmış, gece saat 3'den sonra da idrar çıkışını hep '0' olarak yazmış. Yani yeni böbrek nakilli bir hastanın gece saat 3'de idrarı kesilmiş. Bunu hekimler ancak sabah vizitinde yaklaşık altı saat sonra öğrenmişler. Yaptıkları tedavilerle böbreği kurtarmışlar ama biliyoruz ki bu böbrek hasar gördü, ömrü kısaldı. Anlatmak istediğim; bu iş ekip işi. Siz en iyi cerrah olun, ekip sadece bu işe odaklanmasa hatalar olur ve size emanet edilen organa iyi bakamazsınız.