Mutlu insanlar şehri Kopenhag

Mutlu insanlar şehri Kopenhag

Dünyanın en mutlu insanlarının yaşadığı şehir olarak bilinen Kopenhag’ı birkaç kelimeyle özetlersek ‘medeniyetin üst sınırı’ diyebiliriz. Zira ‘önce insan’ düsturu şehrin her metrekaresine ince ince işlenmiş

Bir Akdeniz insanı olduğumdan mıdır nedir daha önce hiçbir kuzey ülkesi rotamda yer almamıştı. Her ne kadar soğukluğu beni ürkütse de elbette hep kalbimin bir köşesinde yer alıyordu. Kopenhag seyahatimin gerçekleşmesine gelince... Bir gün can sıkıntısından internette dünyanın farklı köşelerindeki kiralık evleri gözden geçirirken parmaklarım, hakkında son zamanlarda güzel şeyler duyduğum Kopenhag'a doğru kayıverdi. Oyuncak gibi minimal evleri görünce bu kez ucuz bilet arayışı başladı. Kısa bir arama sonunda, altı ay sonrasına gidiş-dönüş 340 liraya bilet bulunca da nurtopu gibi Kopenhag seyahatim oldu. Ve bu anlattıklarımın tümü sadece 15 dakika içinde gerçekleşti. Bir seyahat için bu kadar erken bilet almanın en güzel yanı önünüzde hep güzel bir rotanın sizi bekliyor olması. Tüm bu süre içerisinde her şeyi en uygun fiyatla planlayabilmeniz ve elbette seyahat tarihi yaklaştıkça heyecanın artması. Ben de seyahate yaklaşık bir ay kala kalacak yerimi planlamaya giriştim. Kriterlerim şehir merkezine -özellikle de tren istasyonuna- yakın konumlanması ve turistik olmamasıydı. Kısa bir araştırma sonunda Vesterbro Mahallesi'nde karar kıldım. Yazılanlara göre kısa bir süre öncesine kadar son derece tekinsiz gece kulüpleri ve barların bulunduğu bu mahalle artık bohem hayatın merkeziydi. Özellikle genç nüfusun tercih ettiği mahallenin içindeki kafe ve barların son derece cezbedici olduğu söyleniyordu.

EN ÇOK BİSİKLET VAR
Bir arkadaşımın da bana son dakikada eşlik etmeye karar verdiği seyahatimin günü nihayet geldi çattı. Artık Kopenhag'dayız. Havaalanından şehre ulaşmamız sadece ve sadece 20 dakika sürüyor. İnsandan çok bisiklet görüyoruz etrafta. Hatta bisikletlerin tuhaf versiyonları var. Ülkede belli ki yeni doğumlar destekleniyor zira gençlerin yanında genellikle iki, hatta üç çocuk bulunuyor. Dolayısıyla bisikletler de en az iki çocuğa göre modifiye edilmiş. Ayrıca Uzakdoğu'daki 'tuk tuk'lar gibi bisiklet taksiler de sokaklarda dolaşıyor. Mahallemiz tam bir 'hipster' mekanı. Kutu gibi tasarım kafelerden yükselen kahve kokusuna hayır demeniz çok zor. Kafeler tek ya da en fazla iki kişilik yerler sunuyor. Zaten herkes önünde laptop'u kafelerde harıl harıl çalışıyor. Şehir merkezine doğru yola çıkıyoruz. Elbette turistik mekanlar... Sadece 15 dakika yürüdükten sonra Kopenhag'ın göbeği olan Stroget Caddesi'ndeyiz. Buranın diğer Avrupa şehirlerinden pek bir farkı yok. Dükkanlar, pek bir tarza sahip olmayan restoran ve kafeler. Ancak şehirde dikkatimizi çeken en önemli nokta, hiçbir yerde abartıdan iz bulunmaması. Herkes genellikle siyah giyinmiş, ben ise kıpkırmızı montumla göze çarpıyorum. Ne bir lüks mekan gözümüze çarpıyor, ne çok pahalı mağazalar ne de milyarlık arabalar. Her şey çok basit ve sade. Stroget'den şehrin en göz alıcı bölgesi olan Nyhavn'a doğru akıyoruz ve sanki bir anda kendimizi bir film setinin ortasında buluyoruz. Geçmişi 17'nci yüzyıla dayanan ve kanalın etrafında konumlanan bu bölgede yan yana dizilen kırmızı, turuncu, sarı ve mavi binalar tam bir kuzey havası sunuyor bizlere. Kanal boyunca sıralanan yine kuzeyli tipi eski balıkçı tekneleri atmosferin tamamlayıcısı oluyor. Buradan kanal turları için tekneler de kalkıyor. Biz de ilk akşamımızı Nyhavn'da geçiriyoruz.

ÖZGÜR ŞEHİR
İkinci gün rotamız Kopenhag'ın en meşhur mahallelerinden Christiania. Toplu ulaşım aracı kullanmayı reddediyor ve kanalları bağlayan köprüleri dolaşarak, yaklaşık yarım saatlik yürüyüşün ardından mahalleye ulaşıyoruz. Mahalleye geldiğinizi, 17'nci yüzyıldan kalma Our Saviour Kilisesi'nin çok güzel bir mimariye sahip kulesinden anlayabilirsiniz. 'Özgür şehir' olarak da anılan Christiania, Kopenhag'ı oluşturan adacıklardan birinin üzerine kurulmuş. 34 hektarlık alan üzerine yer alan ve 850 evin bulunduğu bu mahallenin özelliği ise 70'li yıllarda hippilerin işgal ettiği yerde anarşist bir topluluğun yaşaması. Polis işgalin ardından bölgeyi boşaltmak için çok uğraşmış ancak bir süre sonra pes ederek kendi hallerine bırakmış. Kanalların arasında, ormanın içinde eski evlerin bulunduğu Christiania bugün içinde bulunan sanat galerileri, kafeleriyle turistlerin en çok ziyaret ettiği bölgelerden biri. Ancak içeride fotoğraf çekmek kesinlikle yasak. Sadece girişte izin var. Gayet sakin bir ortamın hakim olduğu mahallenin kendine ait kanun gibi kuralları bulunuyor. Kurallar girişte yazıyor ve mahalle sınırları içindeki herkesin uyması bekleniyor.

KOCAMAN BİR LUNAPARK
Christiania'nın ardından rotamız turistlerin bir başka uğrak noktası Tivoli Bahçeleri. Şehrin tam merkezinde yer alan Tivoli Bahçeleri aslında kocaman bir lunapark. İçinde adrenalin yüklemesi yapan türlü türlü oyuncaklar bulunuyor. Heyecan yaşamak isteyenler için güzel ancak bizim için parkın içini şöyle bir dolaşmak yeterli oluyor. Ve akşam olduğunda biz Kopenhag'ı 1,5 günde bitirdiğimizi fark ediyoruz.

Elbette müzeler de var ancak onlar bir dahaki gelişimizde. Şimdi amacımız sokakları görmek. Önümüzde bir koca gün daha var. Bu iki günü geçirmek için iki seçeneğimiz bulunuyor: Ya trene atlayıp bir saatlik yolculukla İsveç'in Malmö şehrine geçeceğiz ya da Danimarka'nın kuzeyinde yer alan, Hamlet'in kalesinin bulunduğu Helsingor şehrini ziyaret edeceğiz. Tercihimizi, İsveç ve Norveç'i birbirine bağlayan Öresund Köprüsü'nü de görebilmek için Malmö'ye gitmekten yana kullanıyoruz. Şehir merkezindeki gardan 20 dakikada bir kalkan trenlerle İsveç'in Malmö şehrine ulaşabiliyorsunuz. Kopenhag ve Malmö arasında çok yoğun bir insan trafiği var. İsveçliler, kendi ülkelerine göre daha ucuz olan Danimarka'ya sadece alışveriş için geliyor. Daha önceleri feribotlarla yapılan bu yolculuklar hava koşulları nedeniyle sık sık sekteye uğradığından iki ülke arasına bir köprü inşa edilmesine karar verilmiş. Dört yıl süren inşaatın ardından Öresund Köprüsü,1999 yılında tamamlanmış. Yaklaşık 8 kilometre uzunluğundaki modern bir mimariye sahip köprüde hem otoban hem de tren yolu var. Öresund Köprüsü'nü tamamladıktan kısa bir süre sonra Malmö'ye ulaşıyoruz. Son derece sevimli bir eski şehri bulunan Malmö'yü dolaşmamız ise sadece birkaç saatimizi alıyor. Akşam üstü yine Kopenhag'dayız ve ertesi gün yapacağımız dönüş yolculuğu için hazırlıklarımıza başlıyoruz.

KUZEYLİLER SOĞUK MU?
Kopenhag'da her şey çok temiz, düzenli, doğaya saygı had safhada, cadde ve sokaklar otomobiller değil önce çocuklar ve yayalar düşünülerek tasarlanmış, yaşam kalitesi çok yüksek ve şehirde çıt çıkmıyor. Ayrıca her biri mükemmel derecede İngilizce konuşan halk, 'Kuzeyliler soğuktur' iddiasını çürütmek istercesine sıcak ve yardımsever.
Kopenhag'a gidenleri en çok korkutan şey şehrin pahalı olduğu iddiası. Ancak gözünüz korkmasın. Evet bir İspanya ya da İtalya'ya göre pahalı olabilir ama bazı şeyler Türkiye'den bile daha uygun fiyatlı. Biz Kopenhag seyahatimiz süresince turistik restoranlar yerine küçük ve lokal yerleri tercih ettik ve tatilimizi son derece ucuza mal ettik. Dolayısıyla sokakları dolaşın ve aralarda kalan mütevazı ama son derece lezzetli mekanlar keşfedin.
Kopenhag'da deniz mahsülleri, özellikle somon içerikli yemekler son derece yaygın ve lezzetli. Tek dilim ekmeğin -kanepe gibi- enginardan deniz mahsullerine kadar çeşit çeşit yiyecekle süslendiği açık sandviçler (smorrebrod) buranın en meşhur yiyeceği. En lezzetlilerini de şehrin pazar yeri olan Torvehallerne'de yiyebilirsiniz. Dünyanın en iyi organik pazarı olarak kabul edilen Torvehallerne'de ne ararsanız var. Üstelik son derece ucuz ve lezzetli.
Kahvaltı için tercihimizi genellikle Lagkagehuset'ten yana kullandık. Büyük bir pastane zinciri olan Lagkagehuset'in dükkanları neredeyse şehrin her köşesinde var. Danimarka'nın en lezzetli pastane ürünlerini (Danish pastry) tazecik ve uygun fiyatla bulabileceğiniz bu dükkanlarda birbirinden lezzetli ekmeklerle kendinize sandviç de yaptırabilirsiniz.
Şehrin en güzel mekanlarından biri olan Nyhavn'daki mekanlar son derece pahalı. Biz, gitmeden önce birçok kişi tarafından uyarıldığımızdan tavsiye üzerine içeceklerimizi alıp kanalın kenarında oturarak vakit geçirmeyi seçtik. Zaten herkes söyle yapıyor. Kanalın kenarında oturacak yer bulmak özellikle güzel havalarda bir hayli zor. Birbirlerine saygı göstererek sırayla çalan sokak çalgıcılarının performansları da kompozisyonu tamamlıyor.
Caz, Kopenhag'da hayatın bir parçası. Şehirde son derece kaliteli caz kulüpleri bulunuyor. Ancak Kopenhag gezinizde bir akşamınızı caz dinleyerek geçirmek isterseniz bizim gibi son dakikaya bırakmayın önceden rezervasyon yaptırın. Zira son derece küçük olan bu kulüplerde yer bulmak çok zor.