Berlin’de bienal ve yeni başlangıçlar

Berlin’de bienal ve yeni başlangıçlar

Bu yıl dokuzuncusu düzenlenen Berlin Bienali, şehre sürpriz, hareket ve sanat getirdi. Etkinliğe Türkiye’den katılan yegane sanatçı Halil Altındere’nin göçmenler üzerine video’sundan şehrin köşelerine nüfuz etmiş iş ve mekanlara bienalin izinde Berlin’i gezdik

Berlin için fırtına, yağmur ve polen alarmı yapıyor internetteki hava durumu siteleri. Velakin Tegel Havalimanı'ndan şehir merkezine otobüsle giderken meteoroloji uzmanlarının havayı yanlış kokladıklarını şakağımdan akan ter damlası aracılığıyla idrak ediyorum. Üzerimde kollarını kıvırdığım keten gömlek, şehrin kalbine, ortasında Brandenburger Kapısı'nın durduğu Pariser Platz'a yaklaşırken havada uçuşan polenleri görüyorum. Sıcaklığı ve yağmuru değil belki ama Berlin'in kavak ağaçlarının tohumlarının havada uçacağını doğru tahmin etmiş uzmanlar diye geçiriyorum içimden. Haziran'ın ilk haftası Berlin'de ortalıkta daha ziyade uçuşan şey ise çağdaş sanat. New Yorklu internet kolektifi DIS Magazine'in dört editörü, Lauren Boyle, Solomon Chase, Marco Roso ve David Toro, Berlin Bienali'ni kurgularken şehrin kontrolünü ele geçirmişler bir nevi. Bienalin kalbinde, küratörler sağolsun, Amerikalı sanatçılar var ancak asıl yıldız şehrin 1696'da kurulan sanat akademisi Akademie der Künste'nin en etkileyici işine imza atan Türkiyeli çağdaş sanatçı Halil Altındere'ydi. Bir yıl boyunca üzerinde çalıştığı dokuz dakikalık video'su Homeland'i görenler yerlerine mıhlanıyor, izleyip bitirenler koridoru dönüp yeniden seyretmeye geliyor, Bienal ön gösterimini dolduran sanat profesyonelleri Instagram mesajlarında Homeland'in ne kadar kuvvetli bir iş olduğunu vurguluyorlardı. İç savaşın dümdüz ettiği Suriye şehirlerinin üzerindeki drone kameranın cennet gibi bir sahil kasabasına geçişiyle başlıyor Altındere'nin video'su. Bizi bir rıhtıma dizilmiş meditasyon halindeki zengin otel müşterileri arasında gezdiriyor: bir anda kendilerini sahilde can havliyle ilerleyen mültecilere bakarken buluyorlar. Muhammed Abu Hacar'ın Arapça söylediği rap şarkısı eşliğinde Yerebatan Sarnıcı'na ve oradan da Berlin'e uzanıyor, şehrin şimdilerde göçmenlerin kamplarına ev sahipliği yapan terk edilmiş eski havaalanına geliyor. Bir başka bienal mekanı olan KW Çağdaş Sanat Enstitüsü, Berlin'in sanat kurumları ve tarihi yapıları en iyi birleştiren semti olan Mitte'de yer alıyor. Auguststrasse 69'da yer alan mekanın kapısına ulaşana kadar karşınızda arz-ı endam eden kafelerin, ufak sanat galerilerinin çağrısına karşı koymanız gerekiyor. İçeride ufak şahane bir lokanta, salıncaklar, hasır koltuklar arasından geçip KW'ye girdiğinizde bir dizi sürpriz sizi bekliyor. Josh Kline imzalı, aralarında George W. Bush'un da bulunduğu bir dizi cumhuriyetçi politikacı, bir odaya yerleştirilmiş, bilgisayar yazılımıyla hazırlanmış özel video'da Irak ve Afganistan'da yaptıkları şeyler için izleyicilerden af diliyor. Bir başka odada gerçek oyuncular çeşitli YouTube kliplerini, internette viral olmuş görselleri, ünlü şahsiyetleri vücut hareketleriyle canlandırıyorlar.

İNTERNET TİCARETİ VE SANAL PARA
Bienalin diğer bir mekanı olan Avrupa Yönetim ve Teknoloji Okulu ESMT'ye giderken sosyalizm nostaljisi yaşıyoruz. Alman Demokratik Cumhuriyeti'nin Staatsratsgebaude'si, yani devlet yönetim binası, 1960'ların sosyalist mimari üslubunda yapılmış. Bina, ünlü Alman mimar HG Merz öncülüğünde 2005 yılında bir yönetim okuluna dönüştürülmüş. Şehrin eski sosyalist kalbinde sergilenen sanat işleri fazlasıyla ironik. Sanal para Bitcoin ile hizmet veren şirketlerin güya tanıtımlarını yaptıkları standlar, Simon Denny imzalı bir çağdaş sanat projesi olarak içinde bulundukları binanın tarihiyle lezzetli bir karşıtlık oluşturuyor. Bu binadaki işler, internet ticareti ve sanal para gibi yeniliklerin komünizmi akla getirip getirmediği sorusuna odaklanıyor. DIS'in şehre müdahalesi bir başka bienal mekanı olan Feuerle Collection'da sürüyor. Daha evvel bir bunker olarak kullanılan ve Landwehr Kanalı'nın kıyısında yer alan bu sığınak, şimdilerde Berlin koleksiyonerlerinin favori yerlerinden birine dönüşmüş durumda. Mekana girdiğimde bir minyatür tren beni karşılıyor. Josephine Pryde'in bu yerleştirmesi, çeşitli dokunmatik cihazlara, cep telefonları ve tabletlere dokunan ellerin yakın çekim fotoğralarından oluşan bir ufak serginin önünden bir minyatür trene binerek ilerlemeyi içeriyor. Trenin üzerinde çocuksu bir mutlulukla ilerlerken aklıma Halil Altındere'nin Homeland'inde trenlerle şehirlerinden göç eden insanların görüntüleri geliyor. Berlin Bienali'nin bu sene odaklandığı şeyin çocuksuluk ile ciddiyetin, imge ve sanallık ile onları gerçek ve hakiki kabullenişimizin paradoksları olduğunu idrak ediyorum o anda: bu, hiçbir hava tahminin haber veremeyeceği, gerçekten de beklemediğim bir şey.


TEKNE TURUYLA BERLİN
18 Eylül'e kadar devam eden Berlin Bienali'nin tüm mekanlarına girişi içeren tam biletlerin fiyatı 26 euro. Fiyata 2 saat süren ve Salı dahil her gün sabah 11, 1.30 ve 4'de kalkan Blue-Star tekne gezisi de dahil. Spree boyunca ilerleyip şehrin müzelerinin bulunduğu Müze Adası'na uzanan, oradan şehrin siyasi kalbine ilerleyen tekne turunu istemezseniz sadece mekanlara girişi içeren biletin fiyatı 16 euro.

TAKSİCİLERLE TÜRKİYE MUHABBETLERİ
Berlin'de toplu taşıma ucuz. 7.60 euro gibi bir ücret karşılığında şehrin tramvay, metro ve otobüslerinde sınırsız seyahat imkanına kavuşuyorsunuz. Taksiye binmeye karar verip Mercedes'in kapısını açtığınız an ise kendinizi ikinci nesil Türklerle muhabbet ederken buluyorsunuz. Alman siyasetindeki gelişmelerin Berlin'deki Türklerin hayatında yarattığı sıkıntılardan memleketin oradan nasıl göründüğüne, esaslı bir hayat bilgisi sunuyor bu seyahatler.

AYŞE ERKMEN'İN -MİŞ'Lİ BİNASI
Türkiye çağdaş sanatının önde gelen isimlerinden Ayşe Erkmen'in Am Haus (Evde) isimli 1994 tarihli çalışması, bir Kreuzberg apartmanını dönüştürmek üzere kurulu. Artık şehrin sembolleşmiş mekanlarından birine dönüşen binanın dış cephesi, Türkçenin güzel takısı "-miş"in farklı versiyonlarını içeriyor: -mişiz, -müşler, -müşsünüz, -mişlerdi... Bu 'hikaye zamanı' takıları, kulaktan kulağa yayılan hikayelerin, rivayetlerin tarih ve kimlik üzerindeki belirleyici etkisini akla getiriyor. Oranienstrasse 18, adresindeki binanın girişindeki sokağa yayılan Bateau Ivre kahvesinde de kahve keyfi yapabilir, bir yandan da merakla üstteki binayı izleyen turistleri inceleyebilirsiniz.

UNTER DEN LİNDEN'DE SANAT VE KEYİF
Deutsche Bank'ın çağdaş sanat mekanı KunstHalle, şehrin ana arterlerinden Unter den Linden 13 numarada yer alıyor. Şu sıralar Mısırlı çağdaş sanatçı Basim Magdy'nin olağanüstü sergisi Yıldızlar Yeni Başlangıçların Yüzyılı İçin Dizilmişti'ye ev sahipliği yapan mekanda gezdikten sonra hemen yanındaki Unter den Linden 17 adresinde yer alan Microsoft Atrium kafesinde yorgunluk atabilirsiniz. Burada yalnızca internet değil, masalara iliştirilmiş tabletleri kullanmak da ücretsiz.

BERGHAİN'DA DANS
Şayet Berlin'de yapılacak en çılgın şeylerin bir listesi yapılsa, Am Wriezener Bahnhof'da yer alan gece kulübü Berghain'e gitmek en üst sıralarda yer alırdı. Tekno müzik sevenlerin mabedi olan bu mekanın en meşhur özelliği, içeri girmenin zorluğu. Bir cumartesi gecesi saat 01.00 civarında girişteki ikonik metal bariyerlerden geçtiğinizde, bir grup bodyguard tarafından itinayla aranıyorsunuz. Cep telefonu ve tabletlerin kameralarına fotoğraf çekmeyin diye etiket yapıştırılıyor. Kıyafetleriniz Berghain'e girerken en önemli faktör: fazla özensiz veya aşırı çarpıcı bir kostüm, içeri girmenize engel olabiliyor. Buraya özel kıyafetler hazırlayan Alman şirketleri bile var.