Kollara kuvvet

Kollara kuvvet

Hafta sonu Adalar’ın etrafını turlamaya ne dersiniz? Ancak tekneyle değil, sörf tahtasıyla. Kısa sürede tüm dünyada popüler hale gelen bir spor olan stand up paddle’la Prenses Adaları’nın etrafını gezebilirsiniz. Bu spor, şehrin stresinden birkaç saatliğine uzaklaşmak için ideal

İstanbul'dan bunalmayan kaldı mı acaba? Her cumartesi-pazar aynı kafelere gidip aynı konuları konuşmak, alışveriş merkezlerini bir hafta sonu sosyal aktivitesi olarak görmek zorunda kalmak ve en kötüsü doğayla, sadece sosyal medyada gördüğümüz maceracıların fotoğrafları sayesinde bir araya gelmek içinizi sıkmıyor mu? "Evet bir gün ben de yapacağım" dediğiniz maceralar hafta sonu trafiğine girme korkusuyla ertelenir, sonra biraz daha ötelenir ve bir bakmışsınız ki önce bahar sonra yaz bitivermiş. Peki o halde hazırsanız size şehir hayatından en kısa yolla kaçabileceğiniz, birkaç saatinizi İstanbul'un keşmekeşinden uzaklaşarak geçirebileceğiniz şahane bir aktiviteyi ayaklarınıza kadar getiriyoruz: Adalar etrafında stand up paddle turu. Anlatması bizden, harekete geçmesi sizden. İlk önce dünyada henüz yeni bir spor olan stand up paddle ya da kısa adıyla SUP'ın geçmişinden ve nasıl yapıldığından bahsetmekte fayda var. SUP aslında Kaliforniya'daki dalga sörfçülerinin, yıllar önce rüzgar ve dalga olmayınca vakit geçirmek için ortaya çıkardığı bir spor. Yapması son derece kolay. Bir sörf tahtasının üzerinde ayakta durarak kürek çekiyor ve suda sakince ilerliyorsunuz. Tıpkı suyun üzerinde yürüyüş yapmak gibi. Tahtanın üzerinde çıktıktan sadece 10 dakika sonra bu sporu yapmayı öğreniyorsunuz. Sonra ister denizde, ister gölde ve hatta nehirde bile SUP yapabiliyorsunuz.Yeter ki yakınınızda bir su birikintisi olsun. Yeni başlayanların dalgasız ve akıntısız bir suda yapması tavsiye ediliyor. Tahtanın üzerinde vakit geçirdikçe kendininize güveniniz artıyor, daha dengede hissediyor ve hiç durmadan küreklemek istiyorsunuz. Her ne kadar çok basit gibi görünse de tüm vücudu zorlayan bir spor SUP. Bugün dünyanın en iddialı sporcuları kardiyo olarak SUP yapıyor, dünyanın farklı köşelerinde düzenlenen yarışlara katılıyor. Ancak yanlış anlamayın SUP, her kondüsyon seviyesine uygun bir spor. Yani bu sporu yapabilmeniz için kilometrelerce koşabilmeniz ya da kilolarca ağırlık kaldırabilmeniz gerekmiyor. Eğer karada ayakta durabiliyorsanız, bir SUP tahtasının üzerinde de durabilirsiniz. Bu arada sadece board'un üzerinde ayakta durduğunuzda bile saatte 250 kalori yaktığınızı söyleyelim. İşte şimdi daha çok hoşunuza gitti değil mi?

İSTANBUL'DA DENİZE GİRMEK
Yaz bir türlü gelmediğinden İstanbul havasından şüphe ediyoruz. Evet Ege'de olabilir ama İstanbul'da denize girmeye hazır mıyız? Çünkü ne de olsa bu sporda suya düşme riski var. Allah'tan öncesindeki birkaç günlük yağmurun ardından tur için sözleştiğimiz pazar günü hava son derece sıcak. Yedi kişiden oluşan ekibimiz Kınalıada'da iskelenin hemen yanındaki çay bahçesinde yavaş yavaş bir araya gelmeye başlıyor. Biz acemiler elbette herkes gibi vapurla adaya ulaşırken ekipten profesyonel birkaç kişinin Caddebostan'dan SUP yaparak geldiğini öğreniyoruz. Hayır, bu bizim için biraz fazla! Aktiviteyi düzenleyen ve bize bu turda liderlik edecek olan Christian Taucher Avusturyalı bir rüzgar sörfü sporcusu. Ülkesinde spor yönetimi okuduğundan birçok spor dalını profesyonel olarak yapıyor. Ülkemizdeki ikametinin sebebi ise eş durumu. İstanbul gibi her yanı denizle kaplı bir şehre gelince fırsatı değerlendiren Christian, SUP and Soul girişimini hayata geçirmiş. İlk önce kürekleyerek Boğaz'ı keşfetmiş. Ancak bu parkur akıntılar sebebiyle profesyonellik gerektirdiğinden bu kez rotasını Prenses Adaları'na çevirmiş. Adaların etrafının SUP turları için ne kadar uygun parkurlar olduğunu görünce de turlara start vermiş. Yaklaşık dokuz aydır İstanbul'da yaşayan Christian tam bir SUP tutkunu ve amacı bu tutkusunu herkese bulaştırmak. Nitekim onun bu tutkusu aralarında benim de bulunduğum yedi kişilik ekibi mayıs ayının son pazar günü Kınalıada'da bir araya getiriyor. Ekibimiz elbette Christian, ortağı Armağan, Avusturya'dan tatil için İstanbul'a gelen iki arkadaşları Raimund ve Dominik, ben, yakın arkadaşım İpek ile Pakistan'ı tek başına yürüyerek geçmeyi başaran maceracı Duygu'dan oluşuyor. Ben daha önce birkaç kez bu sporu yaptığımdan biraz deneyimliyim ancak Duygu ve İpek ilk kez kürekleyecek. Henüz birbirini tanımayan ekip çay bahçesinde bir araya geliyor, hafiften resmi bir sohbetin ardından şişme SUP tahtalarımızı suya atıyor ve denize giriyoruz. Tam o sırada iskeleye yanaşan vapurun yarattığı dalgalar sebebiyle denize düşmekten çekinen bizler ilk başta oturarak kürek çekmeye başlıyoruz. Ardından, bize meraklı gözlerle bakan ada sakinlerini arkamızda bırakarak başlıyoruz küreklemeye. Amacımız adanın etrafını kürek çekerek dolaşmak.

GÖKDELENLER VE ADALAR
İskelenin yanındaki plajları geçtikten sonra sükûnete kavuşuyor ve cesaretimizin de artmasıyla ayağa kalkıyoruz. Adanın korunaklı kısmına geldiğimizde dalga ve rüzgar kesiliyor ve tam da SUP'a uygun koşulları yakalıyoruz. Artık sadece küreğin suyla birleştiğinde çıkardığı suyun sesi, ıslak ayaklarımızın altında kayıp giden Marmara Denizi ve Kınalıada'nın ıssız plajları eşliğinde kürek çekiyoruz. Kimi zaman kıyıdaki sığlıkların üzerinden ilerleyip, kayalıkların arasından geçip manzaranın ve sessizliğin tadını çıkarıyoruz. Arada sohbetler, espriler, fotoğraf çekimleri, suya düşenlere gülmelerle birlikte turu yarıladığımızı fark etmiyoruz bile. Christian'ın minik bir plajda mola verme teklifi üzerine ne kadar uzun zamandır kürek çektiğimizin farkına varıyoruz. Ancak o kadar mutluyuz ki hiçbirimizde yorgunluktan eser yok. SUP tahtalarımızı plaja bıraktıktan sonra şezlonglarda ıssız plajın tadını çıkarıyoruz. Kısa molanın ardından küreklemeye devam. Bir burun, bir diğeri daha derken adanın etrafını dönüyoruz ve iskele ufukta görünüyor. Akşamın gelişiyle birlikte rüzgar tamamen kesiliyor ve son düzlükte deniz çarşafa dönüşüyor. Haliyle yorulma belirtileri de kendini gösteriyor. Dümdüz denizde, SUP tahtalarımızın üstüne yatarak bir yanda İstanbul'un gökdelenleri, diğer yanda Kınalıada'nın yeşilliği arasında dinlenirken o an dünyanın en mutlu insanı olduğumuzu düşünüyor, suyun üzerinde geçirdiğimiz son dakikaların iliklerimize kadar işlemesine izin verirken yaşadığımızın farkına varıyoruz. Kınalıada'nın etrafındaki 5,5 kilometrelik parkuru 2 saat 45 dakikada tamamlıyoruz. Uzun bir süre ancak nasıl geçtiğini fark etmiyoruz bile. Yaklaşık üç saat önce terk ettiğimiz plaja geri döndüğümüzde henüz o gün bir araya gelmemize rağmen doğanın birleştirici gücü sayesinde sanki yıllardır birlikte 'takılan' dostlar gibi hissediyoruz. Denizin üstünde geçirdiğimiz üç saat sayesinde kazandığımız, bize en az bir hafta boyunca şehrin ve işin stresiyle mücadele etmemizi sağlayacak güçle yeniden 'cangıl'a dönüyor ve kendimizi bir sonraki turu iple çekerken buluyoruz.


YANINIZDA GETİRMENİZ GEREKENLER
Deniz şortu, tişört, içinize mayo, üzerinizdeki her bir kıyafetin yedeği, güneş gözlüğü, şapka, güneş kremi, varsa su geçirmez çanta.