TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
Yıllanmış güzel Napoli

Yıllanmış güzel Napoli

Bir zamanlar fırtına estiren ama artık çaptan düşmüş bir kadın gibi Napoli. Parça parça kalmış kırmızı ojelerine, yüzündeki kırışıklıklara, naftalin kokan kıyafetlerine rağmen mağrur duruşundan vazgeçmeyen bir kadın... Napoli’yi bu kadar seveceğim aklımın ucundan geçmezdi

Roma'da bindiğimiz trenden Napoli Garı'nda iniyoruz. Üç kişi olduğumuza göre en mantıklısı toplu taşımayla uğraşmadan, bir taksiyle otelimize gitmek. Garın kapısından çıkar çıkmaz bizi, üzerinde eşofmanıyla susmak bilmeyen bir şoför abluka altına alıyor. Bir an önce otele gitmek istediğimizden taksiye atlıyoruz. Şoför İtalyan aksanlı kırık İngilizcesiyle, bavul ve park ücretiyle (!) birlikte 20 euro'ya (normalde 10 euro civarı tutuyor) bizi otele götüreceğini söylüyor. Kazıklandığımızı farkındayız ancak artık çok geç. Yolda ısrarla İngilizce konuşmaya çalışan şoförümüz bir anda turist rehberine dönüşüyor ve etrafı anlatmaya başlıyor. Ben de kendimi 70'lerde çekilmiş üçüncü sınıf bir filmin içinde buluyorum. Şoför susmak bilmiyor, trafik berbat, hava sıcak, sokaklar ana baba günü, her yer işportacı dolu, etraftaki her şey eski moda. Öğrendiğimize göre Napolililer zaten mimli. Kuzeye gittikçe zenginleşen İtalya'da kuzeyliler güneylileri, güneyliler de kuzeylileri tutmazmış. 'Avam" bulunan Napolilileri ise hiç kimse sevmezmiş. Zaten Napolililer de kendilerini İtalyan olarak görmezlermiş. Zira onlar İtalyan değil 'Napoliten'miş... Trafiğin içinde zor bela, şehrin en merkezi noktası olan Piazza del Plebiscito'daki otelimize ulaşıyoruz. Otel dediğiniz belli ki birkaç yüz yıllık geçmişi olan eski bir iş hanı. İlk başta biraz ürkütücü görünse de merdivenleri teker teker çıkıp en son kattaki otelimize ulaşıyoruz. Binanın aksine burası son derece minimalist ve modern döşenmiş. İngilizce bilmeyen resepsiyonistimizle Google Translate sayesinde mükemmel bir şekilde anlaşıyoruz. Ve Napoli sokaklarını gezdikçe aslında şehrin en iyi binalarından birinde kaldığımızı fark ediyoruz.

MAFYANIN VE PİZZANIN MEMLEKETİ
Napoli aslında bir zamanlar özerk bölgeler halinde yönetilen İtalya'daki bir krallıktı. Cenova'dan sonra İtalya'nın en büyük limanı, Amerika'ya gerçekleşen büyük göçün de çıkış kapılarından biriydi. Her liman şehri gibi Napoli de son derece kozmopolit bir yapıya sahipti. Bu durum Napoli'nin, ülkenin diğer şehirlerine göre daha tehlikeli olmasına da yol açmıştı. Her ne kadar doğum yeri Sicilya kabul edilse de Napoli de son derece köklü bir mafya geçmişine sahip. Nitekim İtalya'nın, kökleri 16'ncı yüzyıla kadar dayandığı söylenen en eski ve organize mafyası Camorra'nın Napoli'de doğduğu söyleniyor. Napoli'nin bir ünü de pizzanın bu şehirden doğmuş olması. Zamanında son derece fakir olan Napolililer bir çeşit İtalyan ekmeği olan foccacia'nın üstüne domates sosu, mozzarella peyniri ve taze fesleğen yaprağı koyarak fırına sürmüşler ve ellerindeki imkanlarla kendilerine lezzetli bir yemek bulmuşlar. İşte dünyanın en ünlü yiyeceklerinden biri olan Pizza Margherita da böyle doğmuş. Her ne kadar memleketimizde salam, sucuk, sosis, pastırma allah ne verdiyse üzerine doldurulsa da İtalyanlara göre gerçek pizzanın sadece bu üç malzemeden meydana gelen olduğunu öğreniyoruz. Öyle ki İtalyan bayrağının da bu üç malzemenin (kırmızı domates, beyaz mozzerella ve yeşil fesleğen yaprağı) renklerinden oluştuğu söyleniyor.

TEKİNSİZ BİR HAVA
İtalya'nın Roma ve Milano'dan sonra üçüncü büyük şehri olan Napoli, diğerlerinden son derece farklı bir yapı sergiliyor. Tıpkı İstanbul Tarlabaşı'ndaki gibi binalar arası çamaşırların serildiği, daracık sokaklardaki eski apartmanlardan oluşuyor. Ana caddelerin arkasındaki daracık sokaklarda her an kavga çıkaracakmış gibi yabancıları seyreden Napolililer, sokaklardaki işportacılar, araba tamircileri, ucuz malzemeler satan dükkanlar, boyası dökülmüş apartmanlar şehre tekinsiz bir hava katıyor. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer alan şehrin her sokağı, her meydanı buram buram tarih kokuyor. Giuseppe Sanmartino'nun meşhur heykeli Örtülü İsa'nın bulunduğu Sansevere Şapeli, Arkeoloji Müzesi (Museo Archeologico Nazionale), İtalya'nın en büyük opera binalarından biri olan Teatra San Carlo, 5. yüzyıldan kalma yeraltı mezarları Catacomba di San Gennaro, Galeri Umberto, San Elmo Kalesi şehrin en önemli turistik noktaları. Büyük konserlere de sahne olan dev Piazza del Plebiscito, Vatikan Meydanı havasında. Buradan deniz kıyısına çıkıyor ve şehrin iki kalesi olan Castell dell'Ovo ve Castel Nuovo'ya ulaşabiliyorsunuz. Aynı zamanda son derece denizci bir şehir olan Napoli kıyısı boyunca yelken kulüpleri ve marinetler yer alıyor. Toledo Caddesi şehrin en hareketli noktalarından biri. Santa Lucia bölgesi ise tasarım dükkanları, yerel lezzetlerin bulunduğu minik restoranlar, hediyelik eşya mağazalarının dolu olduğu rengarenk bir mahalle. Deniz kıyısına indiğimizde tüm haşmetiyle Vezüv Dağı karşımıza çıkıyor. Avrupa kıtasında son 100 yılda aktif hale gelen tek yanardağ olan Vezüv, Napoli'nin 45 kilometre batısında bulunuyor. Vezüv'ün eteklerinde de bir zamanlar Roma İmparatorluğu'nun en büyük ve en zengin şehirlerinden biri olan ancak M.Ö. 79 yılında yanardağın patlaması sonucu lavlar altında kalan antik Pompei şehri yer alıyor. Napoli'den Vezüv ve Pompei'ye neredeyse saatte bir kalkan otobüslerle ulaşabiliyorsunuz. Otobüslerle Pompei'ye ulaştıktan sonra dilerseniz Vezüv Dağı'na tırmanabiliyorsunuz. Belli bir yere kadar otobüsle, yanardağın ağzı olan kratere ise 4X4'lerle çıkıyorsunuz. Bir zamanlar Roma İmparatorluğu'nun en önemli liman şehirlerinden biri olan ve çok varlıklı bir nüfusa sahip Pompei aynı zamanda tarihin en ahlaksız şehirlerinden biri olarak biliniyor. İnsanlar çok varlıklı olduğundan ihtişamlı evlerde sefih bir yaşam hüküm sürüyormuş. Ancak bir gün Vezüv Yanardağı patlıyor ve şehir bir anda küller altında kalıyor. Zehirli gazdan kaçamayan yaklaşık 200 bin kişi ölüyor ve yanardağın püskürttüğü volkanik tuzlar bu ölü bedenleri taşlaştırıyor. Şehir 6-7 metre kadar lavların altında kalıyor. Allah'ın gazabı olarak nitelendirilen patlamanın ardından yaklaşık 1700 yıl kayıp halde kalan şehir 1748 yılında yeniden keşfediliyor. Bugün şehrin büyük bir bölümü gün yüzüne çıkmış durumda. Kazı çalışmaları hala devam ediyor. M.Ö. 79 yılına ait şehrin görkemli heykelleri, havuzlu evleri, evlerin duvar resimleri ve hatta taşlaşmış bedenler bugün antik şehirde görülebiliyor.

Cüzdanınıza dikkat edin yeter

Yukarıda anlattıklarımdan gözünüz korkmasın. Bana göre Napoli, İtalya'nın diğer şehirleri kadar güvenli bir kent. Her yerde olduğu gibi cüzdanınıza sahip çıkmakta elbette fayda var.
Her ne kadar Napoli, Sophia Loren gibi değerli bir oyuncuyu sanat dünyasına kazandırsa da belli ki yedi yıl Napoli'de futbol oynayan ve bu süreçte ülkeye 81 gol kazandıran Maradona şehir için çok daha önemli bir karakter. Girdiğiniz her yerde onun fotoğrafına rastlayabilirsiniz. Kafelerden birinde kendini Napolili olarak tanımlayan Maradona'ya ait olduğu söylenen birkaç tutam saç, kutsal bir köşe gibi sergileniyordu.
Eğer siz de Vezüv ve Pompei'ye gitmek isterseniz otobüs biletlerini nereden alacağım diye boşuna arayıp enerji harcamayın. Biletler bütün gazete bayiilerinde satılıyor. Bileti alırken otobüs saatlerinin bulunduğu broşürü de edinebilirsiniz. Otobüse Piazza del Plebiscito'dan binebilirsiniz.
Napoli'ye Roma'dan trenle çok kolay gidebilisiniz. Hızlı trenle sadece bir saat sürüyor. Üstelik bilet fiyatları da, diğer Avrupa şehirlerindekine göre son derece makul.

Her şey lezzetli

Napoli'de lezzetsiz bir şey yemeniz neredeyse imkansız. Şehirdeki her pizzacı gerçekten çok iyi. Ancak birkaç tanesi ön plana çıkmış. Bunlardan biri Sorbillo. Şehirde iki tane Sorbillo var, biri sahilde diğeri Tribunali Caddesi'nde. En çok tercih edilen, esas merkez olan Tribunali Caddesi'ndeki. Restoran öğlen ve akşam olmak üzere iki kez kapılarını açıyor. Rezervasyon diye bir şey yok. Restoran açılmadan en az 1,5 saat önce önünde beklemeye başlamanız gerekiyor yoksa yer bulmanız imkansız. Zaten restoranın önünde her zaman metrelerce kuyruk bulunuyor. Kapılar açıldığı an hemen bulduğunuz masaya oturuyorsunuz, hızlıca servis yapılıyor. Biz de burayı tercih ettik ve hayatımızın en lezzetli pizzasını yedik. Bu arada pizzanın üzerine Napoli'nin meşhur baba tatlısını yemeyi unutmayın. Şehrin sokak yemekleri de çok meşhur. Denizci bir şehir olduğundan bol bol deniz mahsulü de var. Bir gün öğle yemeğinizde sebze ve deniz mahsulleri kızartmasından yiyebilirsiniz. Kağıt külah içinde sunulan bu sokak yemeği son derece lezzetli. Limanda bulunan restoranlar da çok lezzetli deniz mahsulleri sunuyor, fiyatları da son derece uygun. Napoli'ye gitmişken deniz mahsullü makarna yemeden dönmeyin. Napoli aynı zamanda kahvesiyle ünlü bir şehir. Zaten adım başı kafeyle karşılaşıyorsunuz. Hepsinin kahvesi de çok lezzetli. Piazza del Plebiscito civarındaki 1860 yılında açılan Caffe Gambrinus şehrin en eski kafesi ve çok şık. Bir şeyler içmeseniz bile içine girip duvarlardaki Art Nouveau ve Belle Epoque dönemine ait değerli tablolara bakmanızı, tarihi ortamı solumanızı tavsiye ederiz.