Bir yol hikayesi

Bir yol hikayesi

Ünlü Mirabell bahçelerinde dolaşıp, Mozart’ın şehrinde müziğe doymak.... Güzel havada alışveriş yapmak.... Ardından da saatleri, çikolatası ve peyniriyle ünlü Zürih’te unutulmaz dakikalar geçirmek... Avusturya’nın Salzburg ve Insburg, İsviçre’nin ise Zürih şehrini gezmeye hazır mısınız?

Avrupa şehirlerini otomobil ya da otobüslele dolaşmak çok zevklidir. Eğer aracınız konforluysa ve çevrenizde de seyahat boyunca anlaşabileceğiniz kafa dengi birileri varsa o gezi apayrı bir keyfe dönüşür. Güzel bir ekiple Avusturya'nın Salzburg ve Insburg, İsviçre'nin ise Zürih kentini kapsayan bir seyahat teklifi alınca bu fırsatı kaçırmak istemedim. Yolculuğumuz Atatürk Havalimanı'nda başladı. Önce 2 saat 45 dakikalık uçuşla Slovenya'nın başkenti Lübyana Havalimanı'na ulaştık. Gezinin ilk karayolu yolculuğu ise otobüsle Lübyana'dan Salzburg'a beş saat sürdü.
Kışın eğlenceli yazın sakin
Salzburg'dan ayrılıp gezimizin ikinci durağı Insburg'a doğru yol alıyoruz. 130 bin nüfuslu şehir, Avrupa'nın önde gelen kayak merkezlerinden biri. Bu küçük şehir 1964 ve 1976 yılları arasında Dünya Kayak Şampiyonası'na ev sahipliği yapmış, bir anlamda kış sporlarıyla bütünleşmiş.
Kış aylarında kayak ve gece hayatı için dünyanın dört bir yanından genç gezginleri ağırlayan şehir, yaz aylarında sessizlik ve huzur arayanların mekanına dönüşüyor. Insburg, şehrin içinden geçen 'Inn' nehri ve o nehir üzerinde kurulan köprüler yani 'bruck'larla meşhur olmuş ve zaten ismini de buradan almış.
Şehirde genç üniversiteli nüfusun fazlalığı nedeniyle yeme-içme, eğlence, alışveriş gibi aktiviteler oldukça fazla.
Ama yine de dört tarafı dağlarla çevrili olduğundan ve ufuk bile görülmediğinden uzun süreli konaklamalarda insanı bunalttığı söyleniyor.
Eski şehir merkezinden, Altın Çatı denilen yere giderken Maria-Theresa caddesi üzerinden geçiliyor. Bu cadde hediyelik eşya satın almak isteyenler için ideal. Şehre özgü geleneksel kıyafetler, şekerlemeler, antikalar, mumlar, el yapımı hediyelikler satılıyor. Maria Theresa caddesi üzerinde bulunan Rathaus Galerien, şehrin en büyük alışveriş merkezi. Kaufhaus Tirol ise ziyaretçilere keyifli bir atmosfer sunuyor.
Bu merkezde dünyaca ünlü markaları bulabileceğiniz dükkan ve mağazaların yanı sıra alışverişten yorgun düştüğünüzde dinlenebileceğiniz çok güzel kafeler var.
Şehirde yerel lezzetleri tatmak isterseniz Gulaş çorbası, Pfandl ve Tafelspitz'i deneyebilirsiniz. Tafelspitz havuç, patates, bonfile et ve çeşitli baharatlardan yapılıyor. Yanında ise ızgara patates, ıspanak püresi gibi çeşitli garnitürlerle servis ediliyor. Viyana'nın meşhur lezzeti Winer Schnitzel de yiyebilirsiniz.
Göz alıcı kristal taşlarıyla dünyaca ünlü Swarovski'nin fabrikası şehir merkezine yalnızca 15 km mesafede yer alıyor. Fabrikanın müzesi ve showroom bölümleri ziyarete açık.
Insburg'da belediye binası, saat kulesi, Azize Ann anıtı ve Maksimilyan Sarayı'nı görüp karayoluyla Zürih'e doğru yola çıkıyoruz. Yol boyunca görkemli Alp Dağları'nın arasından geçerken sık sık mola verip yeşillikler içine gizlenmiş birbirinden güzel gölleri görüntülüyoruz.
Çok keyifli bir yolculuğun ardından akşam saatlerinde Zürih'e giriş yapıyoruz.



MOZART'IN ŞEHRİ
Salzburg, etrafı dağlarla çevrili küçük ve şirin bir şehir.
Bu kadar popüler olmasının nedeni ise Mozart'ın yaşadığı yer olması. Adı Avusturya ile özdeşleşmiş olan Mozart, ülkesi ve yaşadığı şehir Salzburg için çok iyi bir gelir kapısı olmuş. Mozart adını çikolata, likör, kahve, tişört gibi akla gelebilecek hemen her tüketim ürününde görmek mümkün.
Mozart'ın potansiyel piyasa değeri tam 4.5 milyar dolar.
Salzburg'un ana meydanına da Mozart'ın adı verilmiş.
Ludwig Michael Schwanthaler tarafından yapılan Mozart anıtı Salzburg'a gelen binlerce turisti selamlıyor. Salzburg'un en gözde merkezi de zaten bu meydan. Meydanın hemen yanıbaşında ise görkemli Dom Katedrali ile Bereket Tanrıçası Gifon'un oğullarının nasıl boğaya dönüştüğünü anlatan heykeller yer alıyor.
Şehrin önemli gezi noktalarından biri de Hohensalzburg, yani Salzburg Kalesi.
Şehre hakim bir noktaya inşa edilen kale, 1077 yılında Başpiskopos Gebhard tarafından yaptırılmış ve günümüze kadar korunmuş. Orta Avrupa'daki en büyük kaleye şehrin tarihi kadar eski olan, 1892 yılında inşa edilen fünikülerle çıkılıyor. Kaleden şehrin tamamını görmek mümkün.
Salzac Nehri'yle tam ortadan ikiye ayrılan Salzburg'da evler, nehrin sağlı sollu iki yakasına yapılmış.
Mirabell Sarayı ve bahçeleri, Salzburg'un Mozart'tan sonra en bilinen eseri. 1606 yılında Wolf Dietrich tarafından inşa ettirilen sarayın bahçeleri rengarenk çiçeklerle bezenmiş.
Evlenmek isteyen çiftler önce bu bahçelerde gezip ardından evlilik merasimi için kiliseye gidiyorlarmış.
Şehrin en işlek caddesi ise alışveriş merkezleri, restoranlar ve kafeleriyle Getreidegasse.
İstanbul'un İstiklal Caddesi'ni anımsatıyor. Caddedeki 9 numaralı evde, 1747'den 1773 yılına kadar Leopold Mozart ailesi yaşamış. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük bestecisi Wolfgang Amadeus Mozart, 27 Ocak 1756'da bu evde doğmuş. Günümüzde müze olarak kullanılan evin ziyaretçisi eksik olmuyor.


Adı Avusturya ile özdeşleşmiş olan Mozart, ülkesi ve yaşadığı şehir Salzburg için çok iyi bir gelir kapısı olmuş. Mozart adını çikolata, likör, kahve, tişört gibi akla gelebilecek hemen her tüketim ürününde görmek mümkün.

SAAT, ÇİKOLATA VE PEYNİR
Saatleri, çikolatası, peyniri, bir takvim yaprağından farksız doğal güzellikleri ile Zürih, dünya gözüyle görülmesi gereken yerlerden. Neden yaşanacak en güzel şehir olduğunu, Zürih'i görünce daha iyi anlıyoruz. Hayat burada öylesine sorunsuz akıyor, herkes öylesine huzurlu ki...
İsviçre'nin en önemli metropollerinden olan Zürih, adını şehri boydan boya sarmalayan Zürih Gölü'nden alıyor.
Zürih, 19'uncu yüzyıldan itibaren ünü sınırlarının ötesine taşan bir zenginlikle tüm Avrupa'nın finans ve iş merkezi halini almış. Yaklaşık 400 bin kişinin yaşadığı kent, İsviçre'nin ekonomik başkenti. Şehrin en büyük gelir kaynağı bankacılık. Ser verip sır vermeyen yüzlerce banka, dünya zenginlerinin gizli hesaplarını tutuyor.
Kenti dolaşmaya başlamak için kendinize bir ana üs edinmenizde fayda var, bu sayede kaybolma riskini ortadan kaldırmış olursunuz. Çok karmaşık, adeta bir labirenti andıran kentte ana üs olarak Nidenhof Tepesi biçilmiş kaftan. Kentin ilk kurulduğu yer olan tepeden Zürih'i, dev saat kadranıyla St. Peter Kilisesi'ni, Rıhtım Köprüsü'nü, çift kuleli Büyük Katedrali kuşbakışı görüp, sonra detaylı bir geziye çıkabilirsiniz.
Biz de kendimize bir rota çizip gezimize Zürih'in en meşhur caddesi Bahnhof Strasse ile başlıyoruz. Dünyaca ünlü yüzlerce markanın mağazalarının ve bankaların yer aldığı tam bir alışveriş cenneti olan caddenin bir ucu Zürih Gölü'ne çıkıyor.
İsviçre'de iklim oldukça sert. Bu durum insanları son derece mükemmelliyetçi ve kuralcı yapmış. Her şeye rağmen güneşli günlerin sayısı hiç de az değil. Eğer şansınız yaver gider ve güzel havaya denk gelirseniz bizim gibi limandan kalkan gemi turları ile Rapperswill'e kadar gidip keyifli bir gün geçirebilirsiniz.



Gemimiz Zürih Gölü üzerinde yavaş yavaş yol alırken, birbirinden güzel evleri, sahilde yan yana uzanan kafelerde güneşlenen insanları keyifle izliyoruz. Kuğuların ve çeşitli türden kuşların yüzdüğü göl, havanın güzel olduğu zamanlarda bir plaj görünümüne bürünüyor.
İsviçre'de, zaman oldukça sık kullanılan bir kavram. Dünyanın en önemli saat üreticileri burada yer alıyor.
Ayrıca İsviçreliler, trenlerinin tam saatinde gelmesiyle de oldukça övünüyorlar.
Bu nedenle bütün ülkede çoğunlukla toplu taşıma tercih ediliyor. Zürih'te de üst düzey yöneticisinden öğrencisine, herkes gideceği yere toplu taşıma araçlarıyla ulaşıyor. Şehri yürüyerek gezebilirsiniz.
Böylece araba giremeyen dar sokakları da dolaşmanın keyfini yaşayabilirsiniz.
Zürih'te dolaşırken, ayaküstü yiyecek bir şeyler bulabilmeniz çok zor.
Bu noktada imdada Türklerin işlettiği dönerciler yetişiyor. Niderhoff Caddesi üzerinde çok sayıda Türk restoranı geleneksel mutfağımızı Almanya'da olduğu gibi burada da oldukça popüler yapmış.