Akdeniz’in sevimli adası: Malta

Akdeniz’in sevimli adası: Malta

Beş adanın en büyüğü Malta. Oldukça düz. Bu yüzden sokaklarını yürüyerek keşfetmek mümkün. Malta’ya gitmişken deniz ürünlerinin tadını çıkarmayı ihmal etmeyin

Geçen hafta Türkiye'den bir gazeteci grubuyla birlikte ilk kez Akdeniz'in güneyindeki adalar devleti Malta'ya gittim. Ziyaretimizin nedeni Anadolu Efes markalarının dünyanın en köklü enstitülerinden biri olarak bilinen Monde Selection'da 12 ödüle layık görülmesiydi.
Bu ödüller elbette çok önemli. Uluslararası sahnede büyük bir saygınlığa sahip olan Monde Selection'a katılan ürünler 70'in üzerinde bilim adamı, uzman, beslenme ve sağlık danışmanları, gurmeler ve prestijli aşçılık kuruluşlarından gelen şefler tarafından değerlendiriliyor.
Malta'ya gitmişken gezmeden dönmek elbette olmaz. Biz yaklaşık üç gün kaldık. Bu kadarı Malta'yı gezmek için yeterli oldu. Sezon daha yeni başladığından pek çok yer henüz açılmamıştı.
Yine de havalar İstanbul'a kıyasla çok daha sıcak. Ama denize girmek için Malta'ya gitmeye gerek var mı! Orası da tartışılır.
Yüzölçümü olarak dünyanın en küçük ülkelerinden biri Malta. Yine de nüfusa baktığımızda Avrupa'nın en yoğun nüfuslu ülkelerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Üç büyük, iki küçük beş adadan oluşuyor. En büyüğü olan Malta bir uçtan diğer uca 36 kilometre. Oldukça da düz bir ada. Dağ, tepe yok desek yeridir. Bu yüzden rahatlıkla yürüyerek sokakları, şehirleri keşfetmek mümkün.



MALTA ŞÖVALYELERİ
Malta denilince akla ilk olarak Malta Şövalyeleri geliyor. Osmanlı İmparatorluğu 1522'de Rodos'u işgal ettikten sonra şövalyeler Malta'ya yerleşiyor. 1565 yılında Kanuni Sultan Süleyman bölgeye hakim olabilmek için Malta'yı kuşatıyor. Dört ay süren kuşatmada Sicilya'dan yardım alan şövalyeler Osmanlı'yı yeniyor.
Osmanlı'nın geri gelmesinden endişe duyan şövalyeler bugün başkent olan Valetta'yı inşa ediyorlar. Yüksek surlarla çevrili şehir adını da Saint John Şövalyeleri'nin en ünlüsü Jean Parisot De La Vallette'den alıyor. Başkent Valletta'nın mimarisinde Malta'da çıkan sarı taşların hakimiyeti var. Hemen hemen tüm evler cumbalı. Bunda da Arap etkisini görmek mümkün.
Şehrin uzaklığı yaklaşık 1,5 kilometre. Yarım gün gibi kısa bir süre başkenti gezmek için yeterli oluyor. Yine de Avrupa'nın en eski tiyatrolarından biri olan Manoel Tiyatro Salonu ve yapımı beş yıl süren Saint John Katedrali'ni mutlaka görmenizi öneririm. Barok yapıdaki katedralin kolonlarının her biri farklı motiflerle işlenmiş.



SESSİZ ŞEHİR GEZİSİ
Ortaçağ'dan kalma Mdine aynı zamanda 'Sessiz Şehir' olarak da biliniyor. Bir saat gibi kısa bir sürede şehri gezebilirsiniz. Üstelik dileyenler faytonla da bu turu yapabiliyor. Şehrin en etkileyici yapısı Saint Paul Katedrali.
Biz gittiğimiz sırada katedralde bir düğün vardı. Bu arada Malta'da iki yıl öncesine kadar boşanmak yasakmış. Belli ki bu durum evlilik oranını da artırmış. Üç günlük seyahatte üç gelin gördüm. "Buradan ne alınır?" derseniz gümüş ve cam yanıtını veririm. Fiyatları makul.
Rehberimizin mutlaka görmemizi tavsiye ettiği yerlerden biri de balıkçı köyü Marsaxlokk oldu. Denizde rengarenk balıkçı tekneleri sıralanıyor.
Sahil şeridi boyunca da kafe ve restoranlar. Pazar günleri meydanda büyük bir pazar kuruluyormuş.
Malta'nın en küçük adası ise Gozo. Gün boyu adaya geçen feribotlar var. Adanın başkenti Rabat. Gozo'ya geçerseniz Malta Şövalyeleri'nin gözlem yeri olan Nadur Köyü'nün tepesine çıkmanızı öneriyor rehberler.
Comino, büyük adaların en küçüğü. Comino'ya herkes blue lagoon (mavi lagün) için gidiyor. Masmavi suda denize girmek isteyenler soluğu burada alıyor.


Merkezi Belçika'da bulunan kalite enstitüsü Monde Selection 2017 ödüllerini takdim etmek için Malta'yı tercih etmişti. Tören Mediterranean Konferans Salonu'nda gerçekleşti.

AKDENİZ MUTFAĞI HAKİM
İtalyanların etkisiyle menülere bol bol pizza ve makarna girmiş. Akdeniz mutfağı hakim. Deniz ürünleri her yerde karşınıza çıkıyor. Ama özellikle fine-dining restoranlarında et çeşitleri de var. Yine de adada hayvancılık olmadığı için balık tüketmenizi öneriyorlar.
En çok tükettikleri et tavşan. Bunun için evlerde tavşan besleniyormuş. Biz ilk öğlen St. Julians'taki Rampila Restaurant'a gidiyoruz. Bu arada Malta'nın en gözde yeri St. Julians.
Genelde barlar, butikler ve oteller bu bölgede toplanmış. Rampila, terası, tarihi atmosferi ve manzarasıyla oldukça şirin bir mekan. Menüsünde ağırlıklı olarak deniz ürünleri var. Yemekler manzara kadar başarılı değil belki ama bir öğlen uğranabilir.
Genelde yurtdışı gezilerinde otel restoranlarına gitmekten kaçınırım. Ama Westin Hotel&Resort'un restoranı çok başarılıydı. Ana yemek olarak ördek seçtim. Ama balık ve et alternatifleri de kesinlikle lezzetli görünüyordu.
'Malta'daki en iyi restoranlar' diye internette araştırma yaptığınızda Baracuda açık ara önde çıkıyor. Hemen suyun üstündeki restoran oldukça popüler olacak ki tüm masalar doluydu hatta hemen yanımızda bir düğün yemeği vardı. Pancarlı carpaccio, avokado tartar gibi füzyon lezzetler var. Denenebilir.