Tarih, tabiat ve modern kentler diyarı: Sincan

Sincan, 5 bin 400 km'lik sınırıyla, Çin'in en uzun sınıra sahip bölgesi. En yüksek göl de burada Taklamakan çölü de... Başkenti Urumçi ise modern şehircilik anlayışı ile dikkat çekiyor

"Dünyada geniş topraklara hâkim olan kendi sistemini oluşturan ve uzun tarih ile büyük etkiye sahip sadece dört medeniyet olduğu kabul ediliyor. Çin, Hint, Yunan ve İslam. Ancak bu dört medeniyet sistemi yalnızca bir yerde o da Çin'in Sincan bölgesinde birleşmiştir." Çin Halk Cumhuriyeti'nin, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ne yönelik davetiyle düştüğümüz yollarda okuyorum bu satırları. Geleceğin en iddialı ülkesi Çin'in, Türkiye'den iki kat büyük Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ni kısa bir sürede yeniden yapılandırmasını, bölgenin gelişimini yerinde görmeye gidiyoruz. Bölgenin başkenti Urumçi'den İli'ye, Kaşgar'dan Turfan'a uzanan 10 günlük uzun ve yorucu ama bir o kadar da dolu dolu geçen yolculukta Türk insanının kendisiyle büyük bir yakınlık duyduğu devasa coğrafyayı keşfediyoruz. Geçmişin kapalı kutusu Çin, tarih boyunca İpek Yolu ile dünyaya bağlanan bölgesini yeniden yapılandırarak dünyayla entegre etmeye çalışıyor.
***

Sincan Uygur Özerk Bölgesi, Çin'in kuzeybatısında kıtanın merkezinde yer alıyor. 1 milyon 660 bin kilometrekareyi geçen tarihi İpek Yolu'nun kavşağı konumundaki Sincan Uygur Özerk bölgesi, Çin'in en büyük eyalet düzeyindeki idari bölgesi. Tarihi ipek yolu üzerindeki kısa adıyla Sincan, Moğolistan, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Pakistan ve Hindistan'la sınır komşusu. Bu ülkelerle olan toplam 5 bin 400 kilometreyi geçen sınırıyla Çin'in en uzun sınıra ve en çok sınır kapısına sahip eyaleti Sincan, etnik yapılar bakımından da hayli zengin. Nüfusu 20 milyonu aşan Sincan'ın yüzde 60'ını azınlık uluslar oluşturuyor. 55 ulusa ev sahipliği yapan Sincan'da, Uygur, Han (Çinli), kazak, Hui (Çinli Müslüman), Kırgız, Moğol, Tacik, Şibo, mançur, Özbek, Rus, Dahor ve Tatarlar olmak üzere 13 etnik grup nesillerdir yaşamlarını devam ettiriyor.

TÜRKİYE'NİN İKİ KATI...

Türkiye'nin iki katı büyüklükteki bölgede, nüfusun yaklaşık 10 milyonunu ise Uygurlar oluşturuyor. Bu devasa coğrafya, zengin güneş, su, toprak, maden ve biyoloji kaynaklarına sahip tarım üretimi için elverişli doğal koşullara sahip. Dünya medeniyetinin altın beşiği diye anılan Taklamakan çölü, tabiatın cenneti olarak bilinen Altundağ Parkı, Avrasya Köprüsü olarak anılan İpek yolu, dünyanın en yüksek göllerinden olan Tanrı ve Buğda gölleri, dünyanın deniz seviyesinden en düşük çukurluğu olan Aydınköl, ayrıca Kıduran Antik şehir harabeleri ile çok özel bir coğrafya. Çin Devleti'nin davetiyle gerçekleştirdiğimiz yolculuğumuz Çin Hava Yolları'na ait uçağa binmemizle başlıyor. Daha önceleri Pekin üzerinden gidilebilen bölgenni başkenti Urumçi'ye artık İstanbul'dan direk uçulabiliyor ve yaklaşık 6 saat sürüyor. Havalimanından otele giderken, şehrin girişinden itibaren yüksek binalar, gökdelenler, modern binalar bizi selamlıyor. Türkiye'den gece yarısında çıktığımız yolculuk sonunda vardığımız Urumçi'da saatler Türkiye'den iki saat ileride. Önümüze çeşitliliğiyle şaşırtan bir öğle yemeği seriliyor. Bir taraftan yeşil çay içip diğer taraftan nefis görünen yemekleri acemice tuttuğumuz çubuklarla atıştırmaya çalışıyoruz. Anlaşılan 10 gün boyunca bu çubuklara alışmak zorundayız. Çatal niye yok ki? Tamam nihayet tuttum. Lezzetliymiş... Yemek sonrası otel ve çevresinde küçük bir tura çıkıyoruz. Şehri ilk tanıma turları bunlar. Yüksek binalar, rengarenk vitrinler, motosikletleri üstünde çocuklarıyla dolaşan kadınlar, sokak satıcıları, süpermarketler, lüks oteller, kafeler, eğlence merkezleri... Urumçi, gerçekten modern ve bir o kadar da güzel bir şehir.

DENİZE EN UZAK ŞEHİR

Urumçi, Tanrı dağlarının kuzeyinde Cungarya havzasının güneydoğusunda 3 milyonu aşan nüfusuyla oldukça modern bir şehir. Çin'in batıya açılan en önemli güzergâhlarından olan Urumçi, dünyada da denizden en uzak şehir. Kentte 49 etnik grup yaşıyor. Urumçi'de ilk sabahımız Çin usulü kahvaltıyla başlıyor. Kahvaltı dediysem öyle peynir zeytin reçel aklınıza gelmesin. Yeşil çay veya sütlü çay, haşlama ve kızartma otlardan oluşan bir kahvaltı gelsin gözünüzün önüne. Bir de ekmek yerine bizdeki Ramazan pidesine benzeyen ve "nan" diye adlandırılan bir ekmek. Keşke biraz peynir olsaydı...