Harita sahte ama kimin umurunda

Harita "sahteyim" diye bağrıyor ama onlar inanıyor. Başka bir defineci de aynı haritayı gösteriyor ve ekliyor: "Yerler işaretli ama şifresi ben de" Yani işin sırrı şifrede

Define avcıları için önemli olan, ellerine geçirdikleri bir işareti ya da haritayı inceleyip anlam çıkarmaya çalışmak. 'Da Vinci Şifresi'nde olduğu gibi işaret dilini hatasız çözerek hayalini kurdukları defineye ulaşmak. Definecilerin dilini çözmek için Taksim Tarlabaşı'nda ışık sistemleriyle uğraşan Zeki B.'nin yanına gidiyorum. Aynı zamanda bozuk dedektörleri tamir ediyormuş. Gazeteci olduğumu öğrenince biraz çekiniyor. Dedektör ve sahte haritalar konusunda bilgi almaya geldiğimi söyleyip kendisini sakinleştirmeye çalışıyorum. Başta konuşmak istemiyor.

"ORİJİNALİ BENDE"
Sonra üç yıldır sakladığı bir haritayı çıkarıp gösteriyor. Harita bangır bangır "Ben sahteyim" diyor. İki gazete sayfası büyüklüğünde. Bakıyorum haritaya, elle çizilmiş. Şurada şu define var, burada bu define var. İnandırıcı olsun diye Türkçe yazıların altına Bulgarca ve Yunanca yazılmış. Zeki Amca, o haritanın gerçek olduğuna o kadar inanmış ki... "Ama bu fotokopi" diyorum. "Orijinali bende. Sana göstereceğimi mi sandın?" diye cevap veriyor. Karşılık vermiyorum, çok güvendiği haritada işaretli "Yüzde yüz define var" dediği yerleri gösteriyor. O sırada Hatay'dan geldiğini söyleyen 55 yaşlarında birisi kapıda beliriyor. "Özel görüşebilir miyiz?" diye soruyor. Zeki Amca da, (beni işaret ediyor ama gazeteci olduğumu söylemiyor) "Onlar bizden. Ne istemiştiniz?" diye soruyor. Kirli sakallı ve gözlükleriyle bir işadamını andıran bu zat, "Sizde çubuk varmış, bendeki dedektör bozuldu da. O kadar yere tuttuk. Lanet olası dedektör definenin yerini bir türlü göstermedi" diyor. Zeki Amca, "Şimdi çubuk yok. Sipariş üzerine yapıyorum. Bir çifti 500 liraya olur sana" karşılığını veriyor. Bu sözler alıcının moralini bozuyor. "Sonra uğrarım" diyerek yanımızdan ayrılıyor. Böylece bakır bir çift çubukla define arandığını öğreniyorum. Çubuklar nokta atışı definenin yerini size gösteriyormuş. Zeki Amca'nın elindeki sahte haritanın fotoğrafını çekemeden yanından ayrılırken -çünkü onun için milyonlar değerinde bu harita- "Bu haritayı sana kim getirdi?" diye soruyorum. Biraz duraksıyor ve "Bulgaristan'dan geldi. Türkiye'de sadece birkaç kişide var bu harita. Bana bayağı masraflı oldu. Üç yıl önce 500 lira verdim ben buna" diyor. Sahte olup olmadığı, onu ilgilendirmiyor aslında. O haritanın üzerinde yazan efsanelere inanıyor. Daha sonra Kartal'a gidip, birlikte Kandıra yolculuğu yaptığım Mahmut D. ile buluşuyorum. Ona, Zeki Amca diye birisiyle görüştüğümü ve cebinden bir harita çıkarttığını anlatıyorum. "Fotoğrafını çekemedim. Büyükçe bir şeydi. Sahte haritalar hep böyle büyük kağıda mı çizilir?" diye soruyorum.

SAHTESİ GIRLA

Mahmut D., çantasından bir tomar fotokopi, fotokopilerin arasından da bir harita çıkarıp masanın üstüne yayıyor. Zeki Amca'nın gösterdiği haritanın aynısı Mahmut Bey'de de var. Hakında kaçak kazıdan iki ayrı dava açılan Mahmut D., haritayı önüme koyuyor ve "Çek, başka kimse sana göstermez. Haritada yerler işaretli ama şifresi bende" diyor. "Sana bu harita nerden geldi?" diye sorunca, Eminönü'nde bir arkadaşından aldığını söylüyor. Üç beş kuruş vermiş tabii. Anlıyorum ki bu haritalar piyasada cirit atıyor. Definecinin aralarında konuştukları işaret diline geliyor sıra. Mahmut D. öyle şeyler anlatıyor ki hiçbir bilimsel açıklaması yok. Tamamen uydurma. Örneğin papazlara göre bir adım 68 santimetreye, Ermeniler'e göre bir adım bir metreye denk düşüyormuş.

DEFİNECİLERİN ÖZEL DİLİ

Mahmut D., "Başkaları olsa bu işaretlerin ölçülerini inan vermez. Bir kayada tüfek kabartması görürsen gösterdiği yöne doğru 90 adım demektir. Defineciler bilir. Patlamamış tabanca 45 adım, patlamışı 27 adım. Yani '27 adım önünde mal ara' demektir" diye konuşuyor. Ay kapalı mağarayı, kaplumbağa kuyuyu, balık baktığı yönü işaret edermiş. Anlattıkları tam 25 yılın tecrübesiymiş. Hangi defineciye sorarsan sor hepsinin aynı cevabı vereceğini söylüyor. Tabii çözülemeyen işaretler de var. İşte gizemli işaretler ve anlamlarından bazıları: Çıngıraklı yılan (mal karşıdaki taşlıkta), Tavuk (istikamet baktığı yer, 20 adım ilerde küçük çakıl yığını, para altında), Terazi (dereyi geç, karşı sırtta dikkatli arama yap), Kama (7 adım önünde mal ara bir adım=68 cm'dir), Tek kulplu tava (Şekle sırtını dön ve 30 adım ileri git, malı ara), Bıçak (40 adım önünde mal ara), Tümülüs (Kapılar doğudan ve batıdan olur. Girişleri oldukça zor olup tuzaklıdır. Birden çok odaları vardır. Lahitteki işaretlere göre işlem yapılır), Çerçeve içinde tek tavuk (Kayayı kır, civcivlerin baktığı istikamette arama yap).

NERELERDE KAZI YAPILMAZ?
Resmi kazı izni de alınsa definecilerin kazamayacağı yerler var. Türkiye'de kazılar, müzelerle birlikte Türk ve Yabancı Bilim Kurumları'nın başkanlığında 'kurtarma ve sondaj' kazıları şeklinde yürütülüyor. Denizde korunması gerekli bir kültür varlığının yeri tespit edilirse o bölge çevriliyor. Hani ben denizin dibinden giderim, o esere ulaşırım falan sökmüyor. Örneğin bir batık.. Fi tarihinden kalma... Kültür Bakanlığı korunması için talimatları veriyor. Batığın ve eğer varsa içindeki hazinenin su üstü ve altı her tarafı koruma altına alınıyor. Bu tür yerlerde sportif amaçlı dahi olsa dalış yapamıyorsunuz. Karada durum biraz farklı. Kazı yapılamayacak yerlerin adı tek tek sıralanmış yönetmelikte. Buna göre mezarlıklarda, camilerde, mescitlerde, türbelerde, sit alanı içinde kalan yerlerde, Milli mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda büyük tarihsel olaylara sahne olmuş binalar ve tespit edilecek alanlar ile Atatürk'ün kullandığı evlerde ve korunması gerekli kültür varlıklarında define aramak kesinlikle yasak.