Türkmenler'in umuda yolculuğu

Suriye'de yaşayan Türkmenler, Esad zulmünden kaçıp Türkiye'ye sığınmak için çok zorlu yolları aşmak zorunda. Suriye Türkmen Kitlesi ofisi sorumlusu da Esad'ın politikasını şöyle anlatıyor: Türkmen ya da Arap, benimle değilsen mezarını kaz!

Beşar Esad katliamının tüm hızıyla sürdüğü Suriye'de kan ve gözyaşından nasibini alan kesimlerden biri de Türkmenler. Ülkede 3 milyona yakın Türkmen yaşıyor. Bunların bir kısmı artık katliamlar şehri olarak bilinen Hama ve Humus'ta. Türkmenler'in yoğun olarak bulunduğu bir diğer bölge ise Hatay'ın hemen altındaki Bayır-Bucak bölgesi. El Muhaberat ve Şebbiha unsurlarının baskılarından bunalan Türkmenler çareyi Türkiye'ye sığınmakta buluyor. Son 5 günde 2 bin 500 Türkmen sığındı. Peki bu insanlar nasıl geliyorlar, hangi zorluklara katlanıyorlar? SABAH her türlü tehlike göze alınarak yapılan umuda yolculuğu yerinde izledi. İlk adres Yayladağı'ndaki Suriye Türkmen Kitlesi ofisi. Suriye'deki Türkmen hareketini koordine etmek amacıyla İstanbul'da başlatılan oluşumun liderliğini Yusuf Molla yürütüyor. Yayladağı'nda bir şubesi olan Kitle, ikinci şubesini önümüzdeki günlerde Kilis'te faaliyete geçirecek.

"ERDOĞAN'A GÜVENİYORLAR"
Kitle'nin Yayladağı Şubesi sorumlusu Türkiye'de inşaat mühendisliği okumuş olan Cihat Molla Ahmet. Suriye'de yaşayan Türkmenlerin hiçbir zaman Esad yanlısı olmadığı söyleyen Ahmet, "Yıllarca bastırıldık. Horlandık ve yoksul bırakıldık. Esad'a göre bir Türkmen ya İhvan-ı Müslimin'dir ya da Türkiye ajanı… Hele hele Türkiye'de okuduysa hiç şansın yok. Esad'ın politikası gayet nettir: 'Benimle değilsen mezarını kaz!' Türkmen ya da Arap hiç fark etmez" diyor. Kitle Yayladağı Sorumlusu Ahmet'e göre Suriye Türkmenleri ve Sünni Araplar Türkiye'den çok şey bekliyor. En çok sitemlerin Türkiye'ye yapıldığını söyleyen Ahmet bunun sebebini ise şöyle açıklıyor: "Çünkü bu insanlar NATO'dan çok Türkiye'ye inanıyor. Hatta 'Erdoğan niye uçakları göndermiyor' diyorlar. Kitle olarak onca işin arasında bir de bu hayal kırıklıklarını gidermeye çalışıyoruz." Kitle'nin Yayladağı ofisinde görev yapanlardan biri de doktor Muhammed Şeyh İbrahim. Lazkiye zindanlarında, bir ayı gün ışığı görmeden olmak üzere 5 ay geçirdiğini söyleyen Doktor İbrahim, şöyle konuşuyor: "O zaman cezaevinde 1800 kişi vardı. Bunlardan sadece 20'si Alevi idi. Onlar da adli suçlardan tutuluyordu. Gerisi Türkmen ve Sünni Arap." İç İlişkiler Sorumlusu Ayhan Orli ise göçleri elinden geldiğince organize etmeye çalıştıklarını belirterek, "Her gün yeni insanlar geliyor. Yayladağı'nda Türkmenler için açılan ikinci kamp da doldu. Şimdi Reyhanlı'ya gönderiyorlar" diye konuşuyor.

YAŞLILARIN HALİ PERİŞAN…

Tehlikelerle dolu umuda yolculuğu yerinde görüntülemek için Türkmen mihmandarımız ile birlikte yola çıkıyoruz. Yol dediysek adı yol. Bir kişinin ancak yürüyebildiği patika dik yamaçlar, derin uçurumlar, sık ağaçlıklarla kaplı. Yaklaşık 6 kilometre uzunluğundaki yol üzerinde sık sık mola veriyoruz. Mihmandarımız "Bazen bu yolu günde 2-3 defa kat ediyorum" diyor. Güç bela ilerlerken alabildikleri birkaç parça eşya ile yollara düşen Türkmenler'e de rastlıyoruz. Aralarında kadın ve çocuklar da var. Fotoğraf çekmek istediğimizde bizi endişeyle reddediyorlar. Mihmandarımız bu endişeyi şöyle açıklıyor: "El Muhaberat ve Şebbiha'dan çekiniyorlar. 'Fotoğrafımızı bir yerlerde görürler de geride kalanlara kötülük ederler' diye korkuyorlar." Sığınmak için Suriye'den yola çıkan Türkmenler işte bu yol aşmak zorunda. Yaşlılar, kadınlar ve çocuklar bu zorlu parkurda deyim yerindeyse perişan oluyor. Örneğin rastladığımız yaşlı bir kadın gün ağarırken yola çıkmış. Saat öğleni bulduğunda daha yolun yarısını bile tamamlamıştı. Bu manzarayı görünce insanın içi acıyor.

'EVLADIMI BOĞAZLATMAM'
Umuda yolculuk günün her saatinde devam ediyor. Kâh yakıcı güneş altında kâh zifiri karanlıkta bir el fenerinin titrek ışığında… Yolculuğun başladığı yer Bayır- Bucak bölgesindeki Türkmen köyleri. İşte o köylerden biri de Yamadı. Köyün ilkokulu göç istasyonu olarak kullanılıyor. Okulun geçici sakinleri Serhad Beddür ve ailesi. Top mermileri köye düşünce "Artık tamam" dediğini anlatan Beddür, "Hadi ben neyse de Şebbiha'nın çocuklarımı boğazlamasına katlanamam" diyor. Beddür'le konuşurken Türkmenlerin sığıştığı kamyonetlerin, pikapların ardı arkası kesilmiyor. Aralarında hayvanlarını yükleyenler de var. Ama o hayvanların o patikalarda nasıl yürütüleceği büyük bir soru işareti.

'ÖLÜRÜM DE AYRILMAM'
Suriye'den kaçan kaçana ama Türkmenler arasında "Ölürüm de ayrılmam" diyenler de var. 34 yıllık ilkokul öğretmenliğinin ardından emekli olan İsmet Solak da onlardan biri. Ağcabayır köyünde ikamet eden Solak "64 yaşındayım. Yıllarca çalıştım. Emekli olunca kendi ellerimle bu evi yaptım. Bir gün gelecekler korkusu yok mu var. Bak bu çantalar onun için. Belki kaçarız diye… Ama burası benim evim. Evi mi, bahçemdeki ağaçları mı, diktiğim maydanozları mı, biberleri mi kimlere bırakayım da gideyim?" diyor.