Velayet davasında emsal karar

Adana'da, ünlü ve saygın bir aileye mensup Ş.Ç'nin, iki kız çocuğunun velayetini boşandığı eşinden almak için açtığı davayı reddeden yerel mahkemenin bu kararı Yargıtay'dan döndü. Yerel mahkeme ret gerekçesini, annenin boşanırken çocuklarının velayetini kendi rızasıyla babaya vermesine dayandırırken, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, her şeye rağmen ''bilirkişinin çocukların anne yanında kalmasından yana belirttiği'' raporunun dikkate alınmasını önerdi.

  • İHA
  • Yaşam
  • Perşembe 19.07.2012 11:40

Ş.Ç, adlı genç kadın, eşi diş hekimi Ö.D.Ü'den anlaşmalı olarak boşanırken, kızları A.Ü (5) ve D.Ü'nün (11) velayetini kendi rızasıyla boşandığı eşine bıraktı. Ancak, genç kadın bir süre sonra verdiği karardan vazgeçerek, çocuklarının velayetini almak için velayet davalarında deneyimli avukatları aracılığıyla dava açtı.

Adana 5. Aile Mahkemesi'nde açılan davada, mahkeme, çocukların dinlenmesi ve içinde bulundukları ruh sağlığının tespiti için pedagog görevlendirdi. Bilirkişi sıfatıyla görevlendirilen pedagog, çocuklarla görüştükten sonra hazırladığı raporda, çocukların annelerine verilmesi yönünde görüş belirtti.

Bilirkişi raporuna rağmen yerel mahkeme, genç kadının, boşanırken, kendi rızasıyla iki çocuğunun velayetini de eşine bıraktığını gerekçe göstererek, davayı ret etti. Bunun üzerine Yargıtay'a başvuran genç anne, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin yerel mahkemenin kararını bozmasıyla çocuklarına kavuştu. Yargıtay, yerel mahkemenin kararını bozma gerekçesinde, ''bilirkişinin çocukların anne yanında kalmasından yana belirttiği'' raporunun dikkate alınmasını önerdi.

Anne Ş.Ç'nin avukatı M. Ali Akgül, konuya ilişkin soruları cevaplandırırken, ''Eşler boşanırken bir öfke ya da bir anlık bocalama sonucu verdikleri bazı kararlardan ileride pişman olabiliyorlar. Müvekkilimiz de her ne kadar boşanırken kendi rızasıyla çocuklarının velayetini eşine verse de sonradan bu kararından vazgeçmiştir. Oysa, açtığımız davada, bu pişmanlığın yanı sıra bilirkişi raporunu dikkate almayan yerel mahkemenin kararını Yargıtay'ın bozması, benzer konudaki yüzlerce davaya emsal olacaktır'' dedi.

Av. Battal Özer ise; Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. Maddesi ile Çocuk Haklarının Kullanılmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesinin 3. ve 6. Maddesine dikkati çekerek, şunları kaydetti:

''Yeterli idrake sahip olduğu iç hukuk tarafından kabul edilen bir çocuğa, bir adli merci önündeki, kendisini ilgilendiren davalarda, çocuğun bütün gerekli bilgiyi edindiğinden emin olunmalı, bilgilendirilmesi sağlanmalıdır. Çocuğun yüksek çıkarına açıkça ters düşmediği takdirde, gerekirse kendine veya diğer şahıs ve kurumlar vasıtasıyla, çocuk için elverişli durumlarda ve onun kavrayışına uygun bir tarzda çocuğa danışmalı, çocuğun görüşünü ifade etmesine müsaade edilmelidir. Anne yanında kalmasının çocuğun bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olacağı yönünde ciddi ve inandırıcı deliller bulunmadığı ve hemen meydana gelecek tehlikelerin varlığı iddia ve ispat edilmediği takdirde; ana şefkatine muhtaç çocukların velayetinin anneye verilmesi gerekir.''

Anne Ş.Ç.nin avukatları, bu tür davalarda taraflar boşansa da anne ve babalık sıfatının sona ermediğini belirterek, ''arada çiftlerin ortak çocukları varsa her iki tarafın da sorumluluklarını bilmeleri, artık karı koca olmasalar da anne ve baba olduklarını hiçbir zaman unutmamaları gerekiyor'' diye konuştular.