Hastalanan dağcıya Ağrı'nın zirvesinde eko

Ağrı Dağı'na tırmanan 9 kişilik ekipte yer alan kardiyolog Mehmet Yazıcıoğlu, rahatsızlanan bir dağcının kalp krizi riskini, yanında taşıdığı ekokardiyografi cihazıyla belirleyip ilaç verdi

Ağrı Dağı'na 9 kişilik grupla tırmanan kardiyolog Dr. Mehmet Vefik Yazıcıoğlu, yanında taşıdığı ekokardiyografi (EKO) cihazı sayesinde, zirvede rahatsızlanan bir dağcının hayatını kurtardı. Yazıcıoğlu, zirveye yaklaştıkça düşen oksijen nedeniyle fenalaşan Ali Güneş adlı dağcıya ilaç verdi. Ardından da kontrollü şekilde zirveden indirdi.

'NEFES BİLE ALAMAZ HALDEYDİK'
Olay, geçtiğimiz hafta Ağrı Dağı'nda meydana geldi. Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı Uzman Dr. Yazıcıoğlu, 9 kişilik dağcı grubuyla Ağrı Dağı'nın zirvesine doğru tırmanışa geçti. 3 gün 3 gece tırmandıklarını belirten Yazıcıoğlu şunları anlattı: "Tırmandıkça oksijen azalıyor, oksijen azaldıkça da baş ağrısı, kusma, şuur kaybı gibi sorunlar yaşamaya başlıyorduk. Hemen ilaç aldık. Ancak buna rağmen dağa tırmanmanın bize verdiği hazla hiç kendimizi bırakmadık. Tırmanırken yanımda taşıdığım 'Pulse oksimetri' ile sürekli oksijen seviyemizi ölçtüm. Çünkü oksijen yüzde 50 olursa beyne ciddi zarar verir ve ciğerlere pıhtı atması yaşanabilirdi." Zirveye çıktığında oksijenin azalmasına bağlı sıkıntı yaşadıklarını bilirten Yazıcıoğlu "Zirvede hepimizin rengi kaçmış, adeta nefes alamaz hale gelmiştik. Ali Güneş adlı arkadaşımızın rahatsızlanması üzerine, sırt çantamda taşıdığım 'Pocket ekokardiyografi' cihazı ile kalp krizi riskini belirlemek ve kalp performansındaki akut değişiklikleri görmek için hemen EKO çektim. Sorun görünce de ilaçlarla müdahale ettim. Sonra da zirveden inişe geçtik. 3 günde tırmandığımız zirveden yaklaşık 6 saate indik" diye konuştu. Dr. Mehmet Vefik Yazıcıoğlu, binlerce metre yüksekte yaşadıklarını ise şöyle anlattı: "Attığınız her adımda bitkilerin azaldığını, yok olduğunu görüyorsunuz. Ara sıra taşların altından çıkan küçücük bir bitki bile göremiyorsunuz. Hiç dinmeyecek gibi yağan doluyla birlikte çakan şimşekler korkunçtu. Bir an 'Evet! Dünyanın sonu bu olsa gerek' dedim."